|
Tükenen siyaset yükselen bürokrasi
Geçen hafta herkesin şaşkın bakışları arasında binlerce polis yürüdü. Sadece yürümekle kalmadı siyasi nitelikte sloganlar attı; hükümetin istifasını istedi, duyanları tedirgin eden "Kana kan intikam" sesleri şehrin sokaklarında yankılandı.
Herkes "Ne oluyoruz?" sorusunu birbirine sormaya başladı. Hâlâ bu sorulara tatmin edici cevap verilmiş değil. Polisin ağır çalışma şartları, ücret düşüklüğü, eğitim yetersizliği gibi hususlara dikkat çekildi. Arkasından polis kökenli milletvekillerine yönelik suçlamalar geldi. Ama bütün bunlar acaba polisin yürüyüşünü açıklar mı?
Tutuklu ve hükümlülerin hapishanelerde yürüttükleri ölüm oruçları ile açlık grevlerini bitirmeleri için yürütülen görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Ve sonunda hükümet önceki gün hapishanelere müdahale etti. Ölenler, yaralananlar var. Ortalık toz duman...
Nerede ise hükümetin iki yıldır konuştuğu Af Yasası ikinci kez veto edildi. İlki geçen Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmişti. Hükümet ortakları yasanın içeriği konusunda bir türlü anlaşamadıklarından Meclis'e getirilemeyen tasarı sonunda nerede ise hiç kimseyi tatmin etmeyen ve herkes tarafından eleştirilen bir şekilde Meclis'ten geçirildi. Fakat bu sefer de Cumhurbaşkanı veto etti. Hükümet veto gerekçelerini dikkate alacağına virgülüne dahi dokunmadan yeniden Meclis'ten geçirmeye karar verdi ve bunun için çaba gösteriliyor.
Bu olayları tamamlayacak bir başka kare de İstanbul Ticaret Odası Başkanı M. Yıldırım, kendi üyelerine hitap ederken ekonominin giderek çöktüğünü, hükümetin hiçbir ciddi tedbir alamadığını, iktidarın acziyet içerisinde bulunduğunu ileri sürerek hükümeti Milli Güvenlik Kurulunun kurmasını önerdi.
BU GELİŞMELER NEYİN İFADESİDİR?
Bir hafta içerisinde yaşanan bunca önemli gelişmeler neyin ifadesidir?
Kestirmeden cevap verilecekse bütün bunlar siyasetin tükenişini ve bürokrasinin giderek siyasal işlevleri de üstlendiğini göstermektedir. Aslında bizim siyasi tarihimiz siyaset ile bürokrasi arasındaki mücadeleden ibarettir.
Demokrat Parti dönemini (1950-1960) yaşamış olanların bu güncel gelişmeler ve olaylar karşısında 1958'den sonraki olayları hatırladıklarından eminim. Aralarında mahiyet ve anlam farkı olduğu kesin olmakla birlikte birbirine benzer, ortak yanlar da yok değil. Özellikle 1959 ve 1960 yılları tam bir kaos ve gerginlik içerisinde geçmişti. İktidar ile muhalefet tarafları arasında diyalog giderek kopmuş iktidar her türlü toplumsal gelişmeyi güç ve kuvvet yoluyla susturmaya yönelmişti. Muhalefet hürriyet isterken iktidar kanunu hakimiyetini tesis etmeye çalıştığını söylüyordu. Sonucun ne olduğunu herkes biliyor.
Yaşadığımız bu olaylar siyasetin giderek etkin bir yapı olma özelliğini yitirdiğini ve bürokrasinin siyaset işlevini de üstlenerek gelişmelere egemen olduğunu ortaya koymaktadır. 1960 öncesinde siyaset dışı unsurlar ve güçlerin kendi arasında oluşturdukları blok o zamanki ana muhalefet partisi ile giriştikleri işbirliği sistemin sonunu getirmişti. Şimdiki gelişmelerde bürokrasi ve siyaset dışı güçlerle muhalefet partilerinin açık bir işbirliği yoktur. Çünkü siyaset dışı güçlerin söz konusu partilerle işbirliğine gitmelerini gerektirecek bir ihtiyaç hissedilmemektedir. Siyaset öylesine giderek işlevsizleşmektedir ki bürokrasi sistem içerisinde gücünü etkinleştirmek için partilerle işbirliği yapma ihtiyacı duymamaktadır.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı'nın ilk bakışta saçma ve anlamsız gelecek bir hükümet önerisinde bulunmasının arka planında bir zihin yapısı ve pragmatik durum yatmaktadır. M. Yıldırım, Meclis içerisinden bir hükümet önermiyor; yani siyasi temsil sistemi içerisinden bir hükümet değişikliği istemiyor. Çünkü temsil kurumu içerisinden çıkacak yeni bir hükümetin de sorun çözemeyeceğine, sıkıntıların üstesinden gelemeyeceğine inanmaktadır. Bunun yerine bürokrasinin yani temsille ilgisi olmayan memurlardan oluşan yapının hükümet kurmasını öneriyor. Bu saçma gibi gözükse de aslında son derece derin anlamları olan bir tekliftir.
Geçen haftaki yazımızda yönetimin sorun çözemediğini belirtmiştik. Bu hükmü şöyle formüle etmek daha anlamlı olabilir: Türkiye'de siyaset kurumu sorun çözemediğinden bürokrasi siyasal işlevleri de üstlenmektedir. Bürokrasinin siyasal işlevleri üstlenmesi, artık yadırganmamakta toplumsal kesimler bunu açıkça ister hale gelmektedir.
Esnaf ve tüccarın temsilcisi olarak bir kişi kendi vekillerine olan güveni kaybetmişse ve bürokrasi mensuplarından bir hükümet kurulmasını öneriyorsa bu siyaset erbabına alarm zillerini çaldıracak bir gelişme olmalıdır. Ama verilen cevaplara ve değerlendirmelere bakın hiçbirinin sorunun özünü ve derin anlamını kavradığını görmek imkansız.
Demokratik sisteme yapılan periyodik müdahaleler, darbeler siyaset kurumunu giderek marjinalize etmiş, işlevini ve gücünü iyice sınırlandırarak görev yapamaz, sorun çözemez hale getirmiştir. Siyaset güçsüzleşirken bürokrasi, geleneksel yapıya da uygun olarak, her bir müdahale ve darbe döneminde gücünü daha da arttırmış ve siyaset kurumunun işlevlerini de üzerine almıştır. Türkiye'nin yaşadığı bunca sıkıntının özünde siyaset ve bürokrasi arasındaki güç dağılımının çarpıklığı yatmaktadır.
Siyasal işlevler üstlenmiş bir bürokrasi ve giderek işlevsizleşmiş bir siyaset yapısıyla ne demokrasiyi işletmek, ne de sorunları çözebilmek mümkündür.
21 ARALIK 2000
|