YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Acele karar vermek

Köyün birinde fakir ve yaşlı bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki... Kral, at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin yarısını teklif etmiş ama, adam satmaya yanaşmamış.

"Bu bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?"

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü, ihtiyarın başına toplanmış.

"Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.

İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

Köylüler ihtiyara gülmüşler.

Ama aradan onbeş gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.

Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki bir düzine vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. "Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşuymuş senin için. Şimdi bir at sürün var."

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu sahiden gerzek" diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu, attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın."

İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.

Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.

Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış.

Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.

"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:

"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

Toplanan bavullar

Milliyet'ten bir haber: "İstanbul'da 1.5 milyon kişi bavulunu topladı."

Bayram ve yılbaşı tatilinin birleşmesiyle İstanbul'da yaşayanlardan birbuçuk milyon kişi, şehri terketmeye hazırlanıyormuş gazeteye göre.

"Ne var bunda?" diyebilirsiniz. Deyin. Bizse, nasıl saydıklarını merak ettik. Neden iki milyon ya da bir milyon değil mesela?

Bavulunu toplayan herkes Milliyet'i arayıp haber mi verdi acaba? Yoksa muhabirler bavul toplayanları tek tek saydı mı?

"Komplocu" yaklaşacak olursak şöyle bir sonuca da varabiliriz: Kuponla dağıttıkları bavullar, üzerine yerleştirilen minik çiplerle elektronik olarak gazetedeki bir bilgisayara 'toplandıklarını' haber mi veriyorlar?

İŞTE ŞİMDİ ANLADIK SAYILIR,MAHKEMELERİN NEDEN YILLARCA UZAYIP GİTTİĞİNİ.

666

Nostradamus, 21. yüzyılın 666 sayısıyla bağlantılı bir şey ya da bir kimse tarafından yönetileceğini söylemişti.

666 sayısı için İncil'de şeytanın sayısı olduğu yazımlmaktadır. Belki bunları biliyordunuz. Peki İbranice'de 666'nin yazılışının www şeklinde olduğunu biliyor muydunuz?!.. (Öyle diyorlar. Kim mi? Mesela Sinan Aydın.) ...Evet İNTERNET!..

(Ha bir de "Altıncı ayın altıncı günü, saat altıda" şeklinde özetlenen bir 666 vardı ama, o çok gerilerde kaldı, boşverin şimdi.)

 


Faks: +90 (212) 613 14 92 - 93
21 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...