YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Zor ve rıza

İTO Başkanı Mehmet Yıldırım'ın 'ara rejim' isteyen tutumu olabilecek en sığ yaklaşımın ifadesinden başka birşey değil. Adına 'ara rejim', 'milli mutabakat hükümeti', 'teknokratlar hükümeti' ya da 'milli mutabakat hükümeti' denilen 'siyasi varlık' tek bir şeyin ifadesi olabilir ancak; siyasal meşruiyetin dayanağı olan toplumsal mutabakatın 'çözüldüğünün'... Kademe kademe gerçekleştirilmeye ve egemenleştirilmeye çalışılan bir hava ile hükümet politikalarının yetersizliği üzerinden Türkiye'de siyasi içeriğinden boşandırılmış, tamamen teknik bir içeriğe büründürülmüş 'hükümetimsi' yönetim şemaları oluşturulmaya çalışılıyor yeniden. Üstelik bu tip uygulama çalışmalarının geçmişteki ara rejim deneyimleriyle de çok irtibatı kalmamış durumda. Çünkü geçmişteki deneyimler bile bir sonraki aşamada siyasetin egemen olacağı bir dönemin kapısının aralanacağının kabulüyle kendisine meşruiyet yaratıyordu. Şimdi ise 'siyasetsizleştirme sürecini ebedileştirme' çabalarının atağa geçtiği görülüyor.

Derme çatma da olsa bir şekilde siyaset arenasının kodları içinde hareket etmek zorunda kalan hükümetlerle yönetilen bir Türkiye realitesinin ortaya çıkardığı krizlerden kalkılarak varılacak sonuç, siyasetsizleşmenin egemenleştiği ortamların sorun çözemediğini görerek, 'gerçek bir siyaset ortamının inşasına' soyunmak olmalıydı. Fakat hiçbir siyasi akıl kırıntısı üretemeyen bir ülke haline gelince Türkiye, en alt seviyede, 'içgüdü' düzeyinde fikirler ülke yönetimi için öneri olarak sunulabiliyor. Siyasetsizleşme çizgisini daha da 'aşırılaştırarak' sonuç alma yoluna gitmenin bir işadamı örgütünün başındaki kişiden gelmesi bu bakımdan ayrıca ilginç oluyor.

Bu duruma birkaç açıdan bakmakta fayda var. Birçok odaktan aynı anda fısıldanan 'ara rejim' talebinin açık anlamı, Hükümet'in kendini vareden koşulların kurbanı olmasıdır. Bu durumun beklenmesi gerektiğini sıkça vurguladık geçmişte.

Siyasetsizleşmeden güç alan ve bunun devamlılığını sağlamak adına iş başına gelen Hükümet'in, güç aldığı bu zeminin bir müddet sonra üzerinde duramayacağı kadar kaygan bir zemin haline geleceğini söyledik. Çünkü bu Hükümet siyaset zemininde ama siyasetsizleşme adına varlık bulmuş bir hükümettir. Bu durumun yarattığı tersinden hareketliliğin de en önce elde kalan son hükümet etme imkânlarını vurması doğaldır. Nitekim gelinen noktada Hükümet'e yapılan iş başından çekilmesi ve yerini 'milli mutabakat hükümeti'ne bırakması çağrıları, ülkenin siyasetsizleşmenin kucağına yeterince itilmediğini düşünenlerden ve siyasetsizleşmenin mutlaklaşması halinde çıkarlarını doruğa ulaştıracaklarını varsayanlardan geliyor. Bu, Hükümet'in ve hükümeti oluşturan siyasi partilerin, özellikle de MHP'nin çıkarması gereken en önemli derstir.

Hükümet'in sürekli türeyen 'yönetim krizleri'nin adresi haline gelmiş olması, Hükümet'in varlığından çok işlevinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Hükümet 'siyasetsizleşmenin' istikrar olarak adlandırıldığı bir kuşatma ile karşı karşıyadır. Buna kendisi ilk başta gönüllü olmuştur. Fakat ortaya çıkan 'yönetim krizleri' sebebiyle bunun yürümediği kimi noktalarda siyaset lehine bir 'farklılık' yaratmaya çalıştığı andan itibaren, en önce 'fanatik koalisyoncular' Hükümet'i iş başından göndermeye çalışan eylemlere girişmeye başladılar. Oysa bunların dayandığı mantığın şimdikinden daha vahim 'yönetim krizleri' doğuracağı çok açık. Çünkü 'siyasetsizleşmenin azamileştirilmesini' talep ediyor.

Siyasetin ortadan kalktığı durumun neler doğurabileceğini en açık şekilde cezaevlerine dönük operasyonlarda gördük. Toplumla ilişkilerinde 'zor'u hep gündemleştiren ama 'rıza'yı hep ikinci plana atan bir mantık hergün yeniden tazeleniyor. Bir yandan cezaevlerine dönük düzenlemeler yapılırken hiçbir geniş çaplı mutabakat aranmıyor ve sonuca ulaşmayı kolaylaştıracak girişimler, 'devletin pazarlık yapması' konumuna oturtuluyor. Öte yandan olaylar iyice içinden çıkılmaz hal alınca, olayları çözmek isteyenlere, aracı olanlara itibar edildiği görüntüsü yayılıyor ama el altından hazırlıkları 1 yıldan beri sürdüğü söylenen bir operasyonun aşamaları olarak görülüyor bunlar. Bir bakıma her türlü insani girişim, toplumsal olaylar çözmede yaygın bir 'rıza'yı inşa etme çabaları, zaten kullanımına karar verilmiş olan 'zor'un kamuoyu yaratma çabasından başka bir düzeyde ele alınmıyor. Örgütlerin insan hayatı üzerinde 'zor' kullanımını meşrulaştırmak üzere 'rıza'yı elde etme girişimlerine karşı çıkıyorsak, aynı şey meşruiyet sınırları içinde kalması tartışılmaması gereken yönetim katından gelince, bunun adı kanun hakimiyetinin sağlanması olmamalıdır. O zaman bizzat Meclis üyelerinden aydınlara kadar birçok insanın arabuluculuk çabaları ta baştan önemsenmeyen, bir güç kullanımının kamuoyu yaratma faaliyeti olarak değerlendirilen girişimler düzeyine indirgenmiş olur ki, bunu yapan yönetim 'zor' ve 'rıza' arasındaki dengeyi kaybeder...

Zihinler düzeyinde, ekonomideki gelişmelerden daha yıpratıcı bir süreçten geçiyoruz. Kaba güç kullanımına eşlik eden katıksız bir iki yüzlülük her yerden türüyor ve her yere bulaşıyor...


21 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...