| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Zıtların terkibi
Son MGK öncesinde, Cumhurbaşkanı'nın yâr-ı gârı Kurtul Altuğ'un TRT-1'de yayınlanan açık oturumunun gedikli temsilcilerinden biri idi Güven Erkaya. Güven Erkaya ki, Korkmaz Yiğid'i eski Başbakan Mesut Yılmaz'a tezkiye eden kişi!.. İsterseniz biraz daha ileri gidelim, Korkmaz Yiğit'i arkalayan kişi yani. Bu tezkiye ve arkalama faaliyeti, tabiî ki Güven Erkaya Paşa ile de sınırlı değil. Kâmuran Çörtük vs. takımı ile, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da benzer temaları kullandığını tahmin etmek, elbette zor olmasa gerek. Zaten o zamanki kanaatimiz de öyleydi, Mesut Yılmaz burada edilgen bir konum işgal ediyor gibiydi. Nitekim Çakıcı bantlarıyla Yılmaz vurulduğu için; dikkatlerin "aktif vurucu koalisyon iradesini" örtecek biçimde, hadisenin sırf Yılmaz'la ilişkilendirilmesini, o sıralarda çarpık bir yaklaşım olarak değerlendirmiştik. Dolayısıyla Yılmaz hükümetinin yıkılmasını da, muhalefetin bir zaferi olarak değil, Baykal'ı kafa kola alan bu koronun bir marifeti olarak değerlendirmiştik. Bilmem hatırlanıyor mu?
Demirel Ecevit'i istemedi
Bu mülâhazalarla amacım, M. Yılmaz'a prim üretmek falan değil. Yani Sayın Yılmaz'ın sütten çıkmış bir ak kaşık olduğunu söylemek istemiyorum. İstemiyorum ama, '98 Aralık'ındaki hükümeti yıkma operasyon ve iradesinin hangi adresle ilişkili olduğunun da vuzûha kavuşmasını arzu ediyorum. Amacım bu!.. 98 yazında emekli kadrolar, bazı imkânlarını kaybeder gibi olunca sağı-solu tırmalamaya, seçimleri tehir ettirmeye ve yeni bir hükümet teşkili ile kendi güdümlerinde çalışacak Yalım Erez gibi birisini Başbakan yaptırmaya kalkışmışlardı. Peki bu projeyi yıllar geçtiği halde hâlâ kavrayamayan muhalefetin, hükümeti yıkarken karşı bir projesi var mıydı? Zaten olmadığı için nal toplamak durumunda kalmadılar mı? O günkü şartlarda başta Sayın Demirel, mütekait paşalar ve ABD, Ecevit'in Başbakan olmaması için her yola başvuruyorlardı. İllâ da Yalım Erez diyorlardı. Başta New York Times ve Türkiye muhabiri Stefan Kinzer, bu konuda, birbiri peşi sıra nasıl da haberler yapıyordu öyle? Özellikle ordu seçimi istemiyor, Ecevit'e dış çevreler karşı türündeki haberler iyi hatırlanmalıdır. Stefan Kinzer'in o sıralarda "ordu"dan kastı, mütekait generallerin iradesinden başka birşey değildi. Nitekim bu spekülasyonların önünü alabilmek için, Genelkurmay bir açıklama yapmak durumunda kalmış ve seçimlerin zamanında yapılmasında ısrarlı olduklarını açıklamışlardı.
Ecevit, illâ da Demirel derken!..
Şimdi düşünün bakalım, nereden nereye? Dün Ecevit'in Başbakanlığı'na hayır diyen Demirel nerede? Şimdi, illâ da Cumhurbaşkanı Demirel olsun diyen Ecevit nerede? Buradan çıkan sonuç, politikada ne dostluklar, ne de düşmanlıklar ebedi!.. Öyleyse ortada değişen birşeyler var demektir. Bunu iyi okuyamazsak, politika nâmına büyük bir boşluğa düşmüş gibi hissederiz kendimize. İnsana itimadımızı büsbütün yitirir, şartların zaruretini gözden kaçırmış oluruz. Kuşkusuz şartları değişen kişi Demirel'den ziyade Ecevit!.. Çünkü Demirel'in amacı malûm!.. Bir yandan o eski mütekait takımlar, bir yandan dışarısı, bir yandan da oynadığı oyuna kurban düşen Çiller, Demirel'i isteyip dururken, Demirel ne yapsındı? Ama seçim ve anayasa değişikliği de her türlü riski bünyesinde taşıdığı için, elbette bunlarla yetinilemezdi. FP'nin desteği her bakımdan önem arzetmiyor muydu? Hem "odak" kavramı, hem milletvekili maaşlarına ilişkin kuşatma politikaları bunun için icad edildi. Yani Sayın Demirel'in Ecevit'e verdiği akıllar bunlar. Büyük politikalar
Bakın siz ortak cepheye? Ve politikada birbirine zıt unsurların ortak tatmininden hareket eden Ortak Cephe politikalarına!.. Bir yanda 28 Şubat'çı paşalarımız, bir yanda da FP!.. Hepsi Demirel diyor. Yeter mi? Elbette yetmez: Diğerlerini de siz ilâve edin bu koroya. Az çok herkesin tatminini amaçlayan bir strateji bu. Zaten yeryüzünde, tarihte ve günümüzde egemen olan bütün emperyal politikaların sırrı da, gücü de burada saklı. Her gücü metbû hale getirmek, bunu gönüllü bir kabüle dönüştürmek ve her tarafı bir parça tatmin!.. İşte büyük neticelere böyle erilebiliyor. Dar bir sınıfa, infiratçı bir tutuma, amacını aşan düşmanlıklara, kinlere, ayran geven aşk ve tutkulara, ideolojik sekterliklere kendisini kilitleyen tutumlardan asla büyük politikalara erişilemez. Hele asabiyetini kılavuz edinenlerin yaptıkları yok mu? Onları asla akıllandırmanın da imkânı yoktur. Onlar ve onların sözcülüğüne emanet edilmiş politikalar!.. İşte en çok onlar kırılmaya maruz kalır. Sürekli kırılarak devam ederler. Onlar da, istihale halinde bir tekâmülü asla göremezsiniz.
Asıl sebep derinlerde
Ecevit'e gelince!.. Acıdır ki Sayın Ecevit mevcut yükün altından zor kalkıyor. Güvenlik daha ziyade ordunun güdümünde; dış politika ve bölgesel dengelere tekabül görevi de Demirel'in üzerinde. Bu şartlarda DSP ve MHP'nin yaptığı birşey görüyor musunuz? Bir parça ANAP'lı Bakanlar çalışıyor, işte o kadar!.. Bazı reform politikalarını kasdediyorum. Ecevit bunun şuurunda!.. Yeni ve tecrübesiz bir Cumhurbaşkanı demek, Ecevit'in yükünün alabildiğine artması, Cumhurbaşkanı'nın dış denge politikalarını da omuzlaması anlamına gelecek. İçerideki görevlerin çoğunu da H. Özkan yürütüyor. Yani anlayacağınız, Türkiye'nin yükü sanılandan da ağır Ecevit'e göre. İşin sırrı burada.
aridvan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|