YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

'Tavsiyeniz olur efendim'

Tarihe belki de 'İrtica kavramını açıkça tanımlamaktan korkan' bir müdahale olarak geçecek olan 28 Şubat, düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne yönelik baskılar, parti, dernek ve okul kapatmalar, din eğitiminin kısıtlanması, yargının baskı altına alınması, kadınların giyim kuşam dayatan bir süreç olarak özetlenebilir. Anadolu sermayesini kısıtlamayı da görevleri arasında sayan 28 Şubat, bugün 3. yılını tamamladı.

Salih Memecan / 8 Mart 1997 / SABAH

28 Şubat'ın üstünden tam 3 yıl geçti. Bu süreç bitti mi yoksa devam mı ediyor tartışmaları ise hâlâ sürüyor. Türk siyasi hayatında önemli bir kavşak noktası olan 28 Şubat postmodern bir darbe olarak da tanımlandı. Bu yönüyle 28 Şubat, Türkiye'nin 50 yıllık demokrasi tarihi içinde gerçekleşen 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle birlikte anılıyor. Siyasi varlıklarını 28 Şubat'a borçlu olan iktidar partileri bugün 28 Şubat'ın gölgesinden sıyrılmaya çalışıyorlar.

Süreci yakından izleyen gazeteci-yazar Mustafa Karaalioğlu, "Uygun Adım Siyaset" isimli kitabında 28 Şubat'ı bir yandan Türkiye'nin demokratik gelişme sürecinin, bir yandan da 'İslamcı' bir oluşumun, Refah Partisi'nin müşterek kariyerlerinin önemli kilometre taşlarından biri olarak yorumluyor.

28 Şubat yeni bir dizayn hareketi

Karaalioğlu, 28 Şubat'ta, cumhuriyetin kuruluş yıllarını andıran yeni devlet eksenli modernleşme hareketine kadar varan siyasal ve toplumsal düzenleme girişimleri ile sadece Siyasal İslam değil, kaynağı inanç hürriyetine dayalı bütün bireysel ve kitlesel hareketlerin de dizayn edilmeye başlandığını vurguluyor. Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik yasakları, Anadolu sermayesinin engellenmesinin sürecin önemli eylemleri olarak değerlendiren Karaalioğlu "Sonuçta ortaya lokomotifi Siyasal İslam'la mücadele olan, ama uygulama alanı itibariyle siyaset dışı bütün alanları da kuşatan kapsamlı bir değişim projesinin çıktığı görülmektedir. Türkiye'nin 1997 Şubatı'ndan itibaren yaşadıklarını sadece sosyal hayatı değil siyaseti de kapsayan yeni bir modernleşme ile tanımlamak daha doğru olalacaktır" diyor.

MGK tavsiye değil emir veriyor

28 Şubat'ın bir başka yönü ise, Milli Güvenlik Kurulu'na tavsiye eden bir kurul olmaktan çıkıp 'yaptırtan' bir kurum özelliği kazandırması. Refahyol Hükümeti tavsiye kararları olarak nitelenen MGK kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle tazyik altına alındı ve sonunda istifa etmesi sağlandı. Dönemin RP Van Milletvekili Fethullah Erbaş, gazeteci Ali Akel'in Erbakan ve Generaller isimli kitabında MGK'nın konumu ile ilgili olarak ilginç tespitlerde bulunuyor. Erbaş, "Biz MGK'yı devletin güvenliğini ilgilendiren konularda hükümete tavsiyelerde bulunan bir anayasal kuruluş olarak bilirdik. Ama baktık ki bunların aldığı kararlar tavsiye niteliğinde değil, alınan kararlar emir niteliğindedir. Ve kimse de şimdiye kadar itiraz etmemiş, hepsi yerine getirilmiş. RP bunu yapmayınca işte orada kıyamet koptu" diyor.

Erbaş, "MGK'nın, bir siyasi partinin irticai faaliyetlerin odak noktası olduğunu tespit ettirmek için özel çalışma grupları kurdurduğunu, bunu da BÇG ismi altında Silahlı Kuvvetler'in tamamını bu işe görevlendirdiğini, hatta Silahlı Kuvvetler'in mensuplarının hanımları ve çocukları da dahil hepsinin görevlendirildiği bir grup oluşturduğunu, bu grubun da yasal bir dayanağı olmadığını gördük" şeklinde konuşuyor.

Düğmeye basma hakkı

28 Şubat'ın bir diğer ilginç tarafı ise demokrasinin kesintiye uğratılması karşısında, demokrasinin vazgeçilmez ögeleri olarak nitelenen siyasal partilerin, sendikaların ve diğer bazı meslek kuruluşlarının aldığı tutumla ilgiliydi. RP, DYP, BBP, LDP ve YDP dışında kalan diğer partiler bu süreçte anti-demokratik bir tutum içerisinde oldular. Bu 'antidemokratik tutum' başta büyük sermaye güdümündeki basın olmak üzere kimi politikacı, sendikacı ve gruplar tarafından meşrulaştırılmaya çalışıldı. Cumhurbaşkanı Demirel'e yakınlığıyla bilinen gazeteci Yavuz 28 Şubat'ı meşrulaştırmaya çalışırken "Futbol elle de 12 kişiyle de oynanmaz. Böyle oynanırsa biri düdük çalar. Kuralları hatırlatır. 28 Şubat çalınan düdüktür" diyordu. Donat, Türk siyasetini belirleyen, siyasal partilerin rotasını düzenleme hakkının 28 Şubat'ın mimarı MGK'ya, hatta MGK'nın askeri kanadına ait olduğunu ima ediyordu.

Anayasa Hukuku Profesörü Mustafa Erdoğan ise 28 Şubat sürecini siyasi partiler, Cumhurbaşkanı, Silahlı Kuvvetler ve MGK, Anayasa Mahkemesi, üniversiteler, meslek teşekkülleri ve medya gibi siyasal sistemin aktörlerinin hem sistem içindeki gerçek hem de daha özel olarak ülkeyi olağandışı bir rejime sürüklemedeki katkılarının anlaşılması açısından bir tür laboratuvar olarak nitelendiriyor. Erdoğan, Türkiye'de olağan dönemlerin genellikle sanıldığı gibi kural değil istisna olduğunu belirtiyor ve "Daha açık bir deyişle siyasal sistemin uzun süren olağan işleyişini ara sıra kesintiye uğraması değilidir sözkonusu olan; tam tersine, darbeler ve yarı darbeler geçiş ve hazırlık dönemleriyle birlikte olağan dönemlere çok az zaman bırakmaktadır" diyor.

KAZAN: Sermayeye dokununca 28 Şubat patladı

Refahyol'un Adalet Bakanı Şevket Kazan "28 Şubat" isimli kitabında, devletten beslenen ve yatırım yerine faiz gelirleriyle büyüyen rantiyeci sermaye gruplarının imtiyazlarını ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri zaman 28 Şubat'ın fünyesinin çekildiğini vurguluyor. Kazan, Erbakan'ın MGK kararlarını imzaladığını, medyada MGK kararları olarak gösterilmeye çalışılan 18 maddelik tedbir kararlarını ise imzalamadığını belirterek, "İmzalanmayan işte bu 18 maddelik öneri paketiydi. Bu paket bir MGK kararı değildir. Hiçbir kurul üyesinin imzası yoktur. İmza kurul üyesi olmayan MGK Genel Sekreteri'ne aittir" diyor kitabında.

Kazan, ANAP'ın, DSP'nin, CHP'nin ve Beşli sivil iniyisatif(!) olarak gösterilen TİSK, DİSK, TOBB, Türk-İş ve TESK'in de demokrasi adına kötü bir sınav verdiklerini vurgulayarak, "Her zaman kendi başlarına buyruk hareket etmekten yana olan bu kuruluşların genel başkanları, 28 Şubat sürecinde nereden işaret aldılarsa aldılar, MGK toplantısı öncesine kadar o pek saygı duydukları hükümete açıkça cephe alan bir tavrın içine girdiler" diyor.
Yarın: 28 Şubat'ta siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri ne yaptılar?

 


Kağıda basmak için tıklayın.

Cepte ihale savaşı
Kurulması öngörülen 2 yeni GSM'nin lisans devirlerine yönelik ihale bu hafta ilan edilecek. Ulaştırma Bakanlığı'nca hazırlanan ve Rekabet Kurumu'na sunulan yeni şartname doğrultusunda Turkcell ve Telsim yeni ihaleye katılmayacak.
Sağım solum çete Türkiye'nin nabzının attığı yer olan İstanbul'da insanların ekonomik olarak problemleri arttıkça yeni yeni suçlar ve bu suçları işleyen çeteler ortaya çıkıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürlüğü ekiplerince geçen yıl İstanbul'da 192 çete yakalandı.
Halkbank'a teftiş kıskacı
Başbakanlık Teftiş Kurulu, Halkbank'ın usûlsüz kredileriyle ilgili tüm raporları incelemeye aldı. İnceleme sonuçunda banka müdürü Ansen hakkında yargı süreci başlatılabilecek.
Bir cephanelik daha
Edip Gümüş ve Cemal Tutar'ın ifadeleri doğrultusunda Mardin'de örgüte ait üçüncü bir cephanelik ortaya çıkarıldı. Operasyon çerçevesinde gözaltına alınan 100 kişinin sorgusu sürüyor.
EMEP'ten hükümeti protesto eylemi İZMİR- Emeğin Partisi (EMEP) İzmir İl Örgütü üyelerinden oluşan bir grup, Konak Meydanı'nda toplanarak hükümet programını protesto etti. Toplu olarak pankart ve dövizler eşliğinde Konak Meydanı'na yürüyen EMEP üyeleri, IMF, özelleştirme, bütçe ve tahkim yasasına karşı sloganlar attı. EMEP İzmir İl Başkanlığı Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Hüseyin Evin, "IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmaları sonucu uygulamaya konulan hükümet programının emeğe, emekçilere ve ülke çıkarlarına saldırı niteliği taşıdığını" savundu.
'Dokuz günlük tatile uymayın' ANKARA- Ankara Ticaret Odası (ATO) başkanı Sinan Aygün, Kurban Bayramı tatilinin, idari izinle dokuz güne çıkarılmasını eleştirerek, özel sektöre "dokuz günlük tatil süresine uymayın" çağırısında bulundu. Aygün, iç turizmi canlandırmak adına yapılan bu uygulamanın, daha çok dış turizme yaradığını ve bu nedenle milyonlarca dolarlık döviz kaybına neden olduğunu belirtti. Aygün, Türkiye'nin dinlenmeye değil, çalışmaya ihtiyacı olduğunu belirtti.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...