T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Huntington okuması

Afganistan'da Amerika'nın ulaştığı erken zafer ülkemizde kimi çevrelerde belirgin bir sevince yol açtı. Amerika'yı hafife alanlara karşı "Gördünüz mü?" türünden tepkiler ortaya koyuyorlar. Amerikan zaferinin Türkiyeli bir yazarı neden sevindirdiği sorusu gerçekten cevaplanması gereken bir soru.

Hele Amerikan harekatının farklı anlamları farklı perspektiflerden ortaya konunca onların harekatı sahiplenen tavrı, daha da bilmece haline dönüşüyor. Nasıl bir farklı perspektiften nasıl bir farklı anlam?

Ünlü "Medeniyetler Çatışması" teorisinin mimarı Samuel Huntington'un penceresinden baktığınızda olan bitenler "Batının ortak savunma kimliğini güçlendiren" bir hadise. Olaya tamamen bir "Batı uygarlığına mensup kişi bilinci" içinde yaklaşan Huntington bu süreci güçlendirici başka şeyler yapılmasını da öneriyor. Ve Huntington'nun zihninde "İslam-Batı farklılığı, belki karşıtlığı" gündemden hiç düşmüyor.

Bunu Huntington'un kendi sözlerinden izlemek en doğrusu. New Perspectives Quarterly/NPQ Türkiye dergisinin Huntington'a sorusu şöyle:

"-Sizce, terörizme karşı verilen bu güncel mücadelenin ötesinde, Batı kendisini savunmak için ne yapmalı?"

Huntington bu soruyu şöyle cevaplandırıyor:

"-Böyle bir stratejinin boyutlarını 'Uygarlıklar Çatışması' kitabımda sıralamıştım; onlar bugün de geçerliler. ABD ve Avrupa'nın Batılı güçleri; iktisadi, siyasi ve askeri güçlerini daha fazla birleştirmeli, politikalarını daha uyumlu bir hale getirmeliler. Böylece, diğer uygarlıklar onlarla aramızdaki farkları istismar edemezler.

11 Eylül'den önce, Avrupa ile Amerika, genetik gıdalardan füze savunmasına ve Avrupa askeri gücüne kadar bir dizi konuda birbirinden uzaklaşıyorlardı. 11 Eylül, bu durumu şu an için köklü bir şekilde değiştirmiş bulunuyor. Le Monde'da 'Hepimiz Amerikalıyız!' manşetini okuduk. Berlinliler Kennedy'ye atıfta bulunarak 'Hepimiz New Yorkluyuz!' dediler. (J. F. Kennedy 1961'de Berlin Duvarı'nın önünde Ich bin ein Berliner/Ben bir Berlinliyim demişti) Sözlerimin başında da söylediğim gibi, Usame bin Ladin, bu açıdan, Batı'ya ortak kimliğini geri kazandırmış oldu.

Bütün bunların ötesinde, Avrupa Birliği'ni ve NATO'yu, komşu Orta Avrupa ülkelerinden, Baltık cumhuriyetlerine, Slovenya ve Hırvatistan'a kadar Batılı devletleri kapsayacak biçimde genişletmeye devam etmemiz gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri Latin Amerika'nın da 'Batılılaşması'nı teşvik etmeli.

Batı, çatışmalardan kaçınmak için, Rusya'yı Ortodoksluğun merkezi ve temel bir bölgesel güç olarak görmeli, onun güney sınırlarındaki güvenlik çıkarlarını meşru saymalı, İslamcı teröristlere karşı onunla işbirliği yapabilmeli. Batı, diğer uygarlıklar üzerindeki teknolojik ve askeri üstünlüğünü sürdürmeye ve İslam ülkeleri ile Çin'in -konvansiyonel olan ve konvansiyonel olmayan- askeri güçlerinin gelişmesini sınırlamaya mecbur." (Radikal, 9 aralık 2001, s. 8)

Huntington'un yaklaşımında "Medeniyetler çatışması" öncelikli olduğu ve kendisi Batı adına düşündüğü için "ABD ve Avrupalı Batılı güçlerin" İslam'a ve Çin'e karşı "iktisadi, siyasi ve askeri güçlerini daha fazla birleştirme", Latin Amerika ve Rusya'ya kadar uzanan geniş bir cephe oluşturma önerilerini, bu arada "İslam ülkeleri ve Çin'in askeri güçlerinin gelişmesini sınırlamaya mecbur" görüşünü anlayabiliriz. Ama bir İslam ülkesinde insanların Amerikan harekatından - zaferinden (?) coşkuya kapılmalarını anlamak zordur.

Burada belki "Ama Huntinton'unki sadece bir öneri, bunu uygulayan nerede?" sorusu sorulabilir. Bu sorunun altında "ABD'nin niyetlerinin sorgulanmasına yönelik itiraz" ya da "ABD'nin İslam dünyasına ve Türkiye'ye yönelik iyi niyetine mutlak güven" var. Böyle düşünebilmek için ABD'nin öncülük ettiği Batılı güçlerin tüm niyetlerinden emin olmak gerekmektedir. Özellikle Türkiye ve İslam dünyasının durduğu yerden bakan aydınların (tabii ki eğer oradan bakmayı gerekli görüyorlarsa) bu noktada en azından daha sorgulayıcı olmaları gerekmez mi?

Hani "çocuktan al haberi" sözümüz var bizim. Bu işte biraz şifresiz-sansürsüz konuşanlara dikkat etmek gerekiyor. Huntington bunlardan biri. Bir de Naipul var, hani şu tam asimilasyon ürünü Hindli-Trinidadlı-Batılı yazar. O Batı alemine "İslam dünyasını karantinaya alma ve terörün tazminatını ödetme" önerisinde bulunmuş.

Şifresiz-sansürsüz konuşanlardan birisi de İtalyan Başbakanı Berlusconi. 11 Eylül sonrasında İslam'a karşı öfke kustu ve susturuldu. Çünkü stratejik hesaplara aykırı konuşmuştu. Bu defa "Avrupa Birliği'nin genişlemesi: Dünün Avrupa'sından bugünün Avrupa'sına" isimli konferansa bir mesaj göndermiş ve "Avrupa Birliği'nin doğuya doğru genişlemesi en büyük ve yüce bir meydan okumadır" demiş. Peki nasıl bir meydan okuma? İşte Berlusconi'nin 11 Eylül sonrasına ilişkin yorumunu da içine alan cevabı:

"-11 Eylül'den sonra kötüden iyinin de doğduğu söylenebilir. Adaletin ve barışın temelleri üzerinde yeni bir uluslar arası gündem inşa etmek ve terörizmi kökünden kazımak isteğiyle devletler işbirliği yapıyor. Bu uluslararası sahnede Avrupa'nın yeri, her zaman daha önemli ve yeri doldurulamaz olan antik Hristiyan kimliğinin temellerinde birleşmektedir."

Yer yer Batı medeniyetini "Tarihin sonu" güveni içinde kutsayan, sonra onu alıp "antik Hristiyan kimliği" ile buluşturan bir söylemle karşı karşıyayız. Bu söylem karşısında İslam ülkeleri en azından sessiz, iddiasız, boyun eğmiş, sonra bir kısmı koalisyona dahil olma telaşında, sonra bir kısmı özellikle kanaat önderleri planında Naipul rolünde... "Eli mahkum" psikolojisi, ihtimalleri gözardı etmeyi de, geleceğe ilişkin sağlıklı stratejiler geliştirmekten uzaklaşmayı da beraberinde getiriyor. Keşke Huntington'suz, Berlusconi'siz, Naipul'suz bir Batı olsaydı da, biz umutlarımızla avunmakta haklı olsaydık.

REKTÖRLÜK SEÇİMİ:

Bugün İstanbul Üniversitesi'nde rektörlük seçimi var. Seçim kampanyasında, son anda Doğan Grubundan bazı yazarların (Oktay Ekşi, Melih Aşık, Tufan Türenç, Abbas Güçlü gibi), bir yerden yönlendirildiği izlenimi veren benzer üsluplarla Alemdaroğlu'ndan yana açık tavır koymaları gerçekten stratejik bir tavır olmuştur. Sanırım diğer rektör adayı Mesut Parlak, bugün Alemdaroğlu'ndan daha çok rektörlük seçimine ağırlıklarını (?) koyan söz konusu yazarlarla çekişecektir. Bugünkü seçimde Cumhurbaşkanı Sezer'in rektör adaylarına ilişkin gelecekteki muhtemel tavrının da etkili olması beklenebilir. Alemdaroğlu'nun, makam masasının arkasına Sezer'in fotoğrafını koyması, bu konudaki endişelerinin ürünü olmalıdır. Çünkü Sezer'in YÖK'e atadığı isimler İÜ'de Alemdaroğlu ile kavgalı isimler olmuştur.


10 Aralık 2001
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED