T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kıbrıs için ödenecek bedel

Dışişleri Bakanımız Sayın İsmail Cem, TBMM'de bütçe konuşması sırasında: Türkiye Kıbrıs için gereken bedeli ödeyecektir, demiştir.

Sayın bakanın bu beyanı, gerek iç politikamızda ve gerekse dış basında tartışma konusu yapılmıştır. Bu tartışmalarda sorulan soru şudur: Türkiye Kıbrıs için ne bedel ödeyecektir? Veya Türkiye Kıbrıs için ne gibi bedelleri ödemeye hazırdır?

Bu sualin cevabı gayet kısa ve kesindir: Türkiye Kıbrıs'ta sıcak çatışma dahil her türlü bedeli ödemeye hazırdır. Bu kısa ve kesin cevapla birlikte ikinci bir suali sormak gerekir:

-Türkiye niçin Kıbrıs'ta böyle bir bedel ödemeye mecbur kalmıştır? İşte üzerinde durulması gereken husus budur.

Türkiye'nin gerek iç politikada ve gerekse dış politikada uyguladığı yanlış bir taktik vardır: Boykot politikası... Masayı boş bırakma politikası... Veya başka bir deyimle, ne haltları varsa yapsınlar politikası.

Elli altmış yıllık Kıbrıs politikamıza kısaca bir göz atalım. Boykot yani masayı boş bırakma politikasının, bizi nereden nereye getirdiğini kolayca anlamamız mümkündür:

Türkiye İkinci Cihan Harbi'ne girmemiştir. Bu olay başta Sayın İsmet İnönü'nün büyük başarısıdır. Ancak aynı İnönü, İkinci Cihan Harbi'nden sonra, Türkiye davet edildiği halde, Paris Konferansı'na katılmamıştır. Bu konferansta, Ege Denizi'ndeki İtalyan adalarının kaderi çizilmiş ve 12 adanın tamamı Yunanistan'a verilmiştir.

1959-60 yıllarında, Londra ve Zürich anlaşmalarıyla, Kıbrıs devleti kurulmuştur. Bu, anlaşma rahmetli Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu'nun büyük zaferidir. Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden birkaç yıl sonra, Rum tarafı anlaşmalarla Türk tarafına verilen hakları ortadan kaldırmaya kalkışmıştır. Buna karşı cevabımız, Rumlar'ın yaptığı uygulamaları boykot etmek olmuştur. Rumlar bu boykotu dinlemeyerek, Kıbrıs devletinin bütün yetkilerini ellerine almışlardır.

1970'li yılların sonunda, Yunanistan Avrupa Birliği'ne katılmak için başvurmuştur. O zaman, Avrupa Birliği yöneticileri, Türkiye'nin de bu birliğe katılması için telkinde bulunmuşlar ve hatta mektup yazmışlardır. O zamanların başbakanları Sayın Ecevit ve Sayın Demirel bu telkinlere uymamışlar ve üyelik için başvuru yapmamışlardır.

Halbuki, biz de üyelik için başvursak, ya biz de birliğe üye olacaktık veya Yunanistan tek başına Avrupa Birliği'ne üye olamayacaktı.

NATO 1949'da kurulmuş ve bir süre sonra Yunanistan NATO'ya girmek için başvurmuştur. Bunu gece yarısı öğrenen Fatin Rüştü Zorlu, sabahın erken saatlerinde, genel müdürlerini toplayıp onlara ne yapmayı düşündüklerini sormuştur. Bir cevap alamayınca, meşhur formülünü ortaya koymuştur:

-Yunanistan, içi boş bir havuza tepetaklak atlıyorsa, siz ondan evvel havuza atlayın...

Güney Kıbrıs Rum topluluğunun da Avrupa Konseyi'nde enteresan bir macerası vardır. Güney Kıbrıs Rum İdaresi, anlaşmalarla Türkler'e tanınan hakları ortadan kaldırdıktan sonra, 1964 yılında sadece iki Rum milletvekilinden oluşan Kıbrıs delegasyonunu Avrupa Konseyi'ne göndermiştir. Oysa, Londra ve Zürih Anlaşması hükümlerine göre, Kıbrıs delegasyonu iki Rum ve bir Türk milletvekili tarafından temsil edilebilir. Kıbrıs Rum idaresi, delegasyonda bir tane Türk milletvekili göstermediği için, Avrupa Konseyi Genel Kurulu, Kıbrıs devletinin konseydeki temsil yetkisini kaldırmıştır.

Kıbrıs hükümeti, 1964 yılından 1981 yılına kadar, sadece iki Rum delege göndermiş ve buna Türk delegeleri itiraz etmiştir. Avrupa Konseyi Parlamentosu, bu itirazı yerinde bularak, delegasyonda bir Türk milletvekili bulunmadığı taktirde, Kıbrıs Parlamento'da temsil edilemez diye karar vermiştir. Yani 17 sene, Kıbrıs'ın Avrupa Konseyi'ndeki yeri boş kalmıştır.

12 Eylül 1980 yılında Türkiye'de askeri müdahale olmuş ve TBMM feshedilmiştir. Buna rağmen Avrupa Konseyi, Türk delegasyonunu Konsey toplantılarına davet etmiştir. Avrupa Konseyi Tüzük Komisyonu, Türk delegasyonunun yetkilerinin, Türkiye'de yeni seçimler yapılıncaya kadar geçerli olduğuna karar vermiştir. Bu safhada da Türk delegasyonunun itirazı üzerine, Kıbrıs devletine parlamentoda temsil hakkı verilmemiştir.

1982 yılında Milli Birlik Konseyi, orada bulunan Türk delegelerinin yetki belgelerini Avrupa Konseyi'nin isteğine rağmen, uzatmamış ve parlamentodaki sandalyelerimiz boş kalmıştır. Kıbrıs Rum yönetimi, bu boşluktan yararlanarak, tekrar ve sadece iki Rum milletvekili göndererek, konseydeki boş sandalyelerini doldurmuşlardır. Çünkü, yetki belgelerine itiraz eden Türk delegasyonu orada yoktur.

Avrupa Konseyi Başkanı De Koster, 1981 yılında son olarak Türkiye'yi ziyaretinde, bu konu üzerinde çok durmuştur. Konseydeki sandalyelerimizin boş bırakılmasının mahzurlarını anlatmaya çalışmıştır. Ancak sayın yöneticiler, bunun idraki içinde olmamışlardır. Bu konuda Kenan Evren'in bir sözü vardır:

-Oradaki büyük elçilerimiz ne güne duruyor... Onlar bu görevi üstlensinler...

Diyebiliriz ki, 1981 yılında Türk delegasyonu toplantılara gönderilseydi, büyük ihtimalle, Kıbrıs Rum delegasyonu Avrupa Parlamentosu'na giremeyecekti.

Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la, Klerides arasındaki yüz yüze görüşmenin, bugün ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yoktur. Taraflar, iki tarafa da bedel ödetecek çözümler yerine, iki tarafa da kazanç getirecek çözümler bulma şansına sahiptirler. Şurası kesindir ki, Kıbrıs'taki çözümün ilk şartı, masayı boş bırakmamak anlaşıncaya kadar diyaloğa devam etmektir.


10 Aralık 2001
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED