T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Büyük yarılma

Savaşın gözleri kör eden, zihinleri kamaştıran ve sonuç üzerinde yoğunlaştıran bir etkisi vardır; bu durum ABD ve müttefiklerinin 'teröre karşı' açtıkları savaşta da yaşanıyor. 11 Eylül'de New York ve Washington'daki sembolik hedeflere karşı girişilen uğursuz terör eylemleri, kanlı savaşın 'meşruiyet' zeminini de teşkil ediyor. Fazlaca bir kanıt aramadan, yargılamayı akla getirmeden oluşturulan bir ittifakla savaşı başlatan Amerika, Afganistan'da 'devlet kuruculuğu' görevini de üstlendi. Dünya, sonraki hedefin neresi olacağı üzerinde spekülasyonlarla çalkalanıyor...

Bundan önceki ihtilâflardan farklı olarak, bu savaşta, ABD'nin 'vurma hakkı' fazlaca tartışılmıyor. Daha çok sözü edilen, terörün mal edildiği geniş İslâm coğrafyasının değerleri; Batı, büyük bölümüyle, İslâm ile terör arasında birebir ilişki kurma kolaycılığına saplanmış durumda. İslâm coğrafyası da olan-bitene doğru bir teşhis koyabilmiş değil; 1 milyarın üstünde bir nüfus, çiğ tepkilerden öteye geçmeyen bir basitlikle kendisini yakından ilgilendiren olumsuz gelişmeleri izlemekle yetiniyor. Ortalığı 'Amerikancı' tahliller teslim almış durumda.

Geçen hafta sonu İstanbul'da yapılan "Terörizm ve yeni savaş hali" toplantısına, biraz da yaşanan bu tıkanıklığın rahatsızlığını üzerimden alacak verimli bir tartışmaya katılma umuduyla koştum. Ülkemizdeki en önemli sivil toplum örgütlerinden 'Helsinki Yurttaşlar Derneği', içten ve dıştan konuya ilgi duyan başka dernek ve vakıfların da desteğini alarak düzenlemişti bu uluslararası toplantıyı. Herbiri ülkesinde tanınmış katılımcılar, Türkiye'den seçkin aydınlarla birlikte, dünyayı sarsıp dengeleri altüst eden bir büyük olayı değerlendirecek ve karşı karşıya kalınan tehditleri gidermenin yollarını arayacaklardı.

Girişimin arkasındaki düşüncenin sağlıklı olduğu tartışılmaz. Toplantının çerçevesi, 'terör' konusundaki hassasiyetleri göz ardı etmeksizin mevcut söylemi sorgulamayı ve çatışmacı üsluptan barıştırıcı yeni bir söyleme ulaşmayı hedefliyordu. Toplantıya katılan Batılı konukların bugün gelinen noktadaki kendi sorumluluklarını gizlemeye çalışmayacaklarını, İslâm Dünyası'ndan temsilcilerin ise derde deva sayılacak tespitlerde bulunacaklarını, diyalogtan kalıcı çözüm önerileri çıkacağını sanıyordum...

Beklediğim olmadı. Toplantıya Batı'dan katılanlar 11 Eylül'de meydana gelenlerin fazlaca etkisi altında göründüler; "İslâm=terör" denkleminin yanlışlığını fark edemiyor, saldırgan üslubun anlaşmayı ortadan kaldırdığını anlayamıyorlardı. İslâm Dünyası'ndan gelenler, 'lâik' hatta 'sol' söylemlerine rağmen, o bildik alıngan üslubu bırakmak niyetinde değillerdi. Toplantı, zaman zaman, sırf bu yüzden, bir tür sağırlar diyaloguna dönüştü.

Bu gerçek yuvarlak masa tartışmasının yararını ortadan kaldırmıyor; tersine, savaşı yaygınlaştırmayı planlayanlarla 11 Eylül'ün dünyanın başına açtığı belâyı bir an önce def etmeyi görev bilenlerin İstanbul'daki toplantıda yaşanan tıkanıklığın farkında olmalarında yarar var. İslâm Dünyası'nın en Batıcı, en İslâm'dan uzak unsurları, 11 Eylül sonrasında, Batı'dan epey uzağa savrulmuş durumdalar. Batılı sivil toplumcular ise, şaşırtıcıdır, devletlerinin yanına savruldukları görüntüsünü verdiler. 11 Eylül, Doğu'da ve Batı'da, şimdiye kadarki tespitleri çok aşan bir büyük yarılmaya yol açmış, bu belli...

Bu toplantı, tarafların suçlamadan çok birbirini anlamayı tercih ettikleri bir zeminde farklı sonuç verebilirdi. Son üç aydır yaşadığımız kâbusu, anlamaya ve değerlendirmeye hazır olmayan çatışmacı bir yaklaşım doğurdu; aynı tavrın aydınlar ve sivil toplum örgütlerine kadar sinmesi ise, bundan sonraki dönemin de karanlıkta geçeceğine işaret ediyor. Oysa, birbirini anlamaya çalışan, sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan, daha yaşanılır bir dünya özlemini paylaşan bir Doğu-Batı diyalogu, İstanbul'dan başlayıp önemli başkentlere ulaşan bir ciddi mesajla sonuçlanabilirdi.

Kaçan her fırsat yeni fırsatlara kapı aralar. Türkiye'nin ihtilâflara 'şiddet kullanmadan çözüm' arayan aydınları, düzenleyecekleri bir toplantıda tespit edecekleri stratejiyi, önce ayrı ayrı ve ardından topluca biraraya gelecekleri İslâm Dünyası'ndan ve Batı'dan fikir çilesi çeken kişilerle tartışarak dünya gündemine sokmak zorundalar. Kişilerin ve sivil örgütlerin dışlandığı bugünkü ortamlar çatışma ve savaş doğurur çünkü.

İstanbul'daki toplantı boşa geçmiş olmadı; yaklaşım hatalarının sebep olduğu korkunç yarılmayı algılamaya yaraması az kazanç mı?


10 Aralık 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED