|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Evet nerede kalmıştık... Bir grup gazetecinin kriz miriz dinlemeden bulundukları yere nasıl sağlam bastıklarından ve bu arada bir örnek olarak Sabahattin Önkibar'ın "önlenemez yükselişi"nden söz ediyorduk. Bir zamandır Türkiye'deki sütununu Star'a, TGRT'deki programını Star TV'ye taşımış olan Önkibar'ın iki "müthiş" yazısını gözden geçirecektik... Ancak, Önkibar'ın "Heybeliada Ruhban Okulu" meselesinden hareketle Fener Rum Patrikhanesi'ni değerlendiren bu iki yazısına geçmeden önce, cumartesi günü bu sütunda yayımlanan yazımla ilgili bir okurumdan gelen çok ilginç bir yorumu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu değerli okurum özetle şöyle diyordu: "Önkibar'ın yazısının nasıl gözden geçirileceği aşağı yukarı belli oldu; ama unutmayın ki, eğer Tayyip Erdoğan'ı destekleyenlerin sayısı son bir ay içerisinde birkaç yüzbin artmışsa, hiç şüphesiz ki bu hatırı sayılır sıçrama Önkibar'ın Star TV'deki programına AK Parti Genel Başkanı'nı konuk etmesinden dolayıdır!" Star TV'de yayınlanan sözü geçen programı izleyen birisi olarak bu değerli okurumun yorumunu o derece yerinde buldum ki... İzleyenler hatırlayacaktır; gerçekten de, Önkibar'ın Erdoğan'ı "sıkıştırmak" maksadıyla yönelttiği sorular o derece "tadından yenmez" nitelikteydi ki, Erdoğan'ı o geceye kadar bu derece rahat görmemiştik... Hatırlayın, hele de şu ünlü "tramvay" sorusu! Erdoğan, pek yerinde olarak, "demokrasi"nin ve hatta "din"in hayatta asıl amaç olan "Mutluluk" yolunda birer "tramvay"dan ibaret olduğunu ne güzel anlatmıştı... Dolayısıyla okurum haklı; Önkibar gibi gazeteciler ekranda "ağır" programlar yapmasalar Erdoğan gibi siyasetçiler dertlerini nasıl anlatacaklar! Görüyorsunuz, Önkibar meselesi çok zengin bir mesele; bu ikinci yazı, ama asıl konuya bir türlü gelemedik... Artık gelelim isterseniz: Önkibar'ın 14 Kasım tarihli "Heybeliada Ruhban Okulu isteminin perde arkası" başlıklı yazısında önce 1971'de yürürlüğe giren "Özel Yüksekokulları Kapatan Kanun"dan söz edilmekte ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun bu kanun çerçevesinde kapatıldığı hatırlatılmaktadır. Önkibar'a göre o tarihte "Heybeliada"nın kapatılmasını filan isteyen yoktu; Okul'un kapanması kanunun uygulanmasının bir sonucudur! Önkibar, daha sonra, yapılan düzenlemelerle özel üniversitelerin açılmasına imkân tanındığını, ancak bu kurumlara "devlet denetiminde olma" mecburiyetinin getirildiğini de hatırlatıyor. Fakat Patrikhane bu "denetim"i kabule yanaşmamış ve sonuç olarak, ne kadar dert yansa da aslında "Heybeliada"yı kendi eliyle kapatmıştır.. Sonuç olarak, ortada "Okul"a ilişkin bir problem yoktur; tam tersine, problem olan, Patrikhane'nin bizzat kendisidir! Peki, Önkibar'ın ve "Patrikhane dosyası"nı hazırlayanların Heybeliada Ruhban Okulu'nun tekrar faaliyete geçebilmesi için akıllarından geçen çözüm önerileri nelerdir? Önkibar'ın (ve geride yer alanların) getirdiği öneriler ve bunları temellendirme gayreti tek kelime ile olağanüstü! Özetle söyleyecek olursak, bu fasıl, dini eğitimde "devletin denetimi"nin şart olduğunu ileri süren, ancak bu kadarla da kalmayıp dini eğitim veren her kurumun (bu arada "Heybeliada"nın) sadece bir devlet kurumu niteliği taşıdığı sürece varolabileceğini savunan, tam manasıyla "dünyadan habersiz" bir "fikir"e dayanmaktadır. Önkibar, bu çerçevede, "Heybeliada"nın Patrikhane'nin isteği doğrultusunda tekrar açılamamasının "hukuki mesnetler"i arasında, "Tevhid-i Tedrisat Kanunu"nu; Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin "laik bir devlet" olarak nitelenmiş olmasını; ve 625 Sayılı Kanun'un 3. maddesinin şu 3. paragrafındaki şu hükmü hatırlatmaktadır: "Askeri okullar, dini eğitim ve öğretim yapan özel öğretim kurumları ile emniyet teşkilatına bağlı okulların aynı ve benzeri özel öğretim kurumu açılamaz." Yani öyle bir mantık ki, eğer devletin "papaz okulu" yoksa, papaz adaylarına "İmam Hatip"e gitmekten başka çıkış yolu bırakmıyor! Önkibar, bayağı eşitlikçi bir yazar da... "Bu nedenle Müslüman tebaaya tanınmayan bir hakkın gayrimüslim tebaaya tanınmasının söz konusu olmaması" gerektiğine inanıyor. Anca beraber, kanca beraber; tek yol hep birlikte "eşit" olarak "İmam Hatip"e ve 'İlahiyat Fakültesi'ne giderek imam ya da müftü olmaktır... "Papazlık"ta ısrar eden adaylar varsa doğru Selanik'e... Önkibar, "hukuki gerekçeler"e ilave olarak, "Heybeliada" gibi "Seminer"lerde hâkim olan atmosfer hakkında da bilgi veriyor. Acaba, "Heybeliada" gibi bir okulda "özgür düşünceli insan" yetiştirmek mümkün müdür? Cevap: "Türk Milli Eğitimi'nin temel ilkesi, Türk gencini herhangi bir kişi ya da dogmatik gücün etkisinde kalmadan özgür düşünceli insan olarak yetiştirmektir. Bir başka deyişle eğitim sürecinin merkezinde özgür düşünce olacaktır. Patrikhane yönetim ve denetimi altında, patrik özel ikametgahı içinde manastır yaşamında, patriğin yatılı özel manastır konuklarının mahremiyeti içinde bir uluslararası dini yüksek okul örneği dünyada yoktur."(!) (Yeri gelmişken Star gazetesi genel yayın yönetmenine bir öneri: Eğitim alanında dünyada olup biten hakkında pek bilmiş bir edayla konuşan bu yazarımıza biraz dünyayı gezdirin de, sakinleşsin!) Tahmin ettiğiniz gibi, Önkibar ve arkadaşlarının Patrikhane'ye önerisi, Heybeliada Ruhban Okulu'nu bünyesinde İlahiyat Fakültesi olan bir devlet üniversitesine bağlamaktır: "Yani Ruhban Okulu ancak İlahiyat Fakülteleri'nden birine bağlı Ortodoks dini konusunda öğretim veren bir bölüm olarak açılabilir."(!) Bu zamanda böyle bir öneri getirebilmek... Aşkolsun doğrusu. Şaka değil, bu kadarı Sovyetler Birliği'nde bile akla gelmemişti...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |