T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Lambadan çıkan iyi cinler mi?

Geçtiğimiz Perşembe günü London School Of Economics'de Türkiye Avrupa Birliği konulu bir toplantıya katıldım.

Toplantıda konuşmacı olarak AB'nin Türkiye temsilcisi Karen Fogg ile ANAP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Akarcalı vardı.

Karen Fogg toplantıda, her zamanki dengeli üslubuyla Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmelerden söz ederek, Türkiye'nin tam üyelik yolunda atması gereken adımları yeniden sıraladı.

Bülent Akarcalı ise, buna karşılık hamaset kokan bir konuşma yaptı.

Türkiye'nin son zamanlarda AB üyeliği yolunda oldukça önemli adımlar attığını, bu adımların devam edeceğini söyledi.

Bu arada dış politikayla ilgili iki önemli gelişmenin de altını çizmeyi ihmal etmedi.

Akarcalı, Avrupa Ordusu ve Kıbrıs sorunlarında ortaya çıkan, son günlerdeki sürpriz gelişmeleri, 'Alaaddin'in lambasından çıkan cin'e benzetirken, " Bu da Alaaddin'in cini gibi iyi bir cin olmalı" tanımlamasını yaptı.

Günlerdir 'Ankara gazetecileri'nin son dış politika gelişmelerini değerlendirdikleri yazılarını okuyarak durumu anlamaya çalışıyorum.

Türkiye 'şartlar dayattığı' için mi Kıbrıs görüşmelerin başlamasını tahrik eden taraf oldu ve Avrupa Ordusu'na ilişkin vetosunu geri çekti, yoksa başka 'dayatma'lar mı devreye girdi de Türkiye birden bire uzlaşmacı, barışcı bir dış politika uyguluyormuş gibi yapıyor?

Bunların hiçbiri değil de, Bülent Akarcalı'nın dediği gibi, bazı ' iyi cinler' mi devreye girdi yoksa?

Ya da bazı 'cinlerin' iyi tarafına mı denk geldi.

Görüldüğü gibi, Türkiye'yi sık sık Avrupa platformlarında temsil eden bir parlamenterin bile, 'lambadan çıkan cinler'le izah etmeye çalıştığı bir durumla karşı karşıyayız.

Sonra bu 'cinler'in sivil mi, askeri mi olduğu meselesi de var...

Bunu Akarcalı'ya sorduğumda bayağı tepki gösterdi.

"Her ülkenin kendine göre şartları var, hangisinde demokrasi tam anlamıyla uygulanıyor?" gibisinden bir şeyler söyledi.

Sonra da, " Mesela İngiltere'de öyle sandığınız gibi tam demokrasi var mı?" diye bizi imtihana tâbi tutmaya başladı.

"Siz biliyor musunuz" dedi arkasından, bana ve benimle birlikte bu 'cinler' meselesinde endişelerini dile getirmeye çalışan ve İngiltere'de 20 yıldan fazladır yaşayan bir arkadaşıma...

"Avrupa Parlamentosu'na giden milletvekilleri bütün Avrupa'da genel oyla seçilir, oysa İngiltere'de bazıları Lordlar Kamarası'ndan seçilmeden giderler."

Arkadaşımla birbirimize hayretle baktık. Ben bu lafa karşılık bir şey söyeyeyim mi, söylemeyeyim mi diye düşünürken, arkadaşım da, onun arkadaşları da Akarcalı'ya yüklendiler.

Ne de olsa uzun yıllar İngiltere'de, Akarcalı'nın deyişiyle, 'özürlü ve eksik' de olsa, demokratik bir ülkede yaşadıkları ve tepki gösterme reflekslerı geliştiği için laflarını esirgemediler.

Böyle bir şeyin söz konusu olmadığını, seçimsiz hiç kimsenin Avrupa Parlamentosu'na gitmediğini, Akarcalı'nın söz konusu ettiği milletvekillerinin 'sir' unvanlı milletvekilleri olabileceğini anlattılar.

Bu 'iyi cinler' meselesine kafayı kaptırmış olan Akarcalı bu lafları anladı mı, anlamadı mı bilemiyorum.

Hele, dünyanın saygın yükek öğrenim kurumlarından biri olan London School Of Economics'in salonunu dolduran izleyicilerin, Türkiye'nin dış politikasında değişim gibi görünen son manevraların, 'cin' meselesine bağlanmasını nasıl değerlendirdiklerini ise hiç tahmin edemiyorum.

Hangi dinamikler Türkiye'yi Kıbrıs'ta adım atmaya itti?

Kıbrıs'ta atılan adım, bir taktik manevra mı? Yoksa uzlaşma niyetinin somut bir göstergesi mi?

Bu adım, diğer değişimleri de beraberinde getirebilir mi?

Avrupa Ordusu'na ilişkin veto tehdidini Türkiye hangi gerekçelerle geri çekti?

Bu da aynı değişimin bir parçası sayılabilir mi?

Yoksa yapılan hamleler, her zamanki gibi dış baskıların dayatması ile atılan zoraki adımlar mı?

Bu konularla ilgili herhangi bir sağlıklı değerlendirme Türkiye'de yok.

İktidarda olan bir siyasi parti adına Avrupa'da konuşan Bülent Akarcalı'nın sözlerinde niye olsun?

Akarcalı'yı dinleyen Türkiyeliler'in, onun gelişmeleri, 'Alaaddin'in lambasından çıkan cin'e benzeten değerlendirmelerini anlamakta zorlandıkları söylenemez.

Olsa olsa, Türkiye'nin dış politikasına, yine 'hurafeler' in karıştığına ilişkin görüşleri pekişmiş olabilir.

Lambadan 'iyi cinler' çıkmış...

Ya 'kötü cinler ' de sıralarını bekliyorlarsa?


10 Aralık 2001
Pazartesi
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED