|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Etrafıma baktım ve tarihi bir olayın az sayıda tanığından biri olduğuma gönendim. Biri DSP'li (Fikret Ünlü) diğeri ANAP'lı (Edip Safter Gaydalı) iki bakan... Partilerden birer milletvekili, üniversitelerden birkaç öğretim üyesi ve dört gazeteci... Gerisi Türk-Amerikan Derneği'nin (TAD) üyeleri olan toplam -belki- 25 kişi... ABD Ankara büyükelçisi Robert Pearson adına TAD'ın verdiği iftar dâvetinin konukları bunlar... Beyaz Saray'da Hillary Clinton'un başlattığı iftar dâvetleri, bu yıl George W. Bush'un evsahipliğiyle devam etti. Dışişleri bakanlığında bir bakan yardımcısı iftar verirken, bu yıl, bakanlığının verdiği iftar dâvetine Colin Powell bizzat katıldı. Pentagon'da üst düzey bir komutan yerine, iftarı, bu yıl, bakan yardımcısı Paul Wolfowitz verdi... Bush, Powell ve Wolfowitz, masalarına oturan İslâm cemaatinin ileri gelenleriyle sohbet ettiler, İslâm'ın yüceliğini dile getiren, mesajını değerlendiren birer konuşma da yaptılar... İftar dâveti, öyle anlaşılıyor ki, ABD yönetimi gözünde bir gelenek... ABD'nin Ankara büyükelçisi Pearson, kendi evine çağırmak yerine, İstanbul'da bir işadamları kuruluşunun dâvetine katılarak, Ankara'da TAD'ın evsahipliğine sığınarak, oruç tutanlarla iftarlarda buluştu... Masayı paylaştığım bir meslektaşa, "İlginç değil mi?" diye sorduğumda fazla önemsemediğini gördüm. Dâvet elçinin ikametgâhında verilseymiş önemsermiş... Lâik Türkiye'de ABD büyükelçisi bile olsan davranışlarına dikkat etmek, tepki çekmemek zorundasın. Cumhurbaşkanı ve başbakan iftar dâveti veriyorlar mı ki, Müslüman olmayan bir büyükelçi böyle bir işe kalkışsın... Dâvet sahibinin kim olduğu hiç saklanmadı bizim iftarda; büyükelçi Pearson katılanları sıcak duygularla selâmladı. İslâm'ın insanlık için büyük bir değer taşıdığını, mesajının çağlar üstü olduğunu ifade etti ve Osmanlı dönemindeki hoşgörünün başka uluslar için de örnek teşkil edeceğini açıkça söyledi. Hem de, konuşmanın yarısını elindeki metinden Türkçe okuyarak... Başkan Bush, hepimiz Ramazan'ı karşılamaya hazırlanırken, İslâm Dünyası'na bir mesaj yayınladı. O mesajın girişinde şu sözler yer alıyor: "Bildiğimiz gibi, İslâm, tek Allah'a ibadet edilen bir inançtır ve Kur'an-ı Kerim tarafından vahyedilmiştir. Yardımseverlik, merhamet ve barışın değeri ve önemini vurgular. Amerika'da en hızlı yayılan dindir; bugün milyonlarca Amerikalı bağlısı vardır." Dışişleri bakanı Powell da, iftarda yaptığı konuşmada, masasında oturan Müslüman liderlerden işittiklerinden ne kadar etkilendiğini belli eden ifadeler kullandı: "Söylenenlerden çok etkilendim; ben de bir azınlık mensubuyum ve ayrımcılık, ırk-din üzerine oturan değerlendirmeler beni çok rahatsız eder. Nereden geldiğimi hiçbir zaman unutmayacağım; bugünkü konumumu borçlu olduğum benden önce gelenlerin çabalarını da asla unutmayacağım..." "Washington'da verilen iftar dâvetlerine çağrılanlar arasında Türkler de var mı?" sorusuna cevap aradım. Öğrendiğime göre, Hillary Clinton'un iftarlarına dâvet edilen Türkler bu defa Beyaz Saray'a çağrılı değilmişler. Büyükelçi Faruk Loğoğlu bile. Dışişleri Bakanlığı'ndaki dâvette de tek bir Türk yokmuş... Pentagon iftarına ise, Amerikan ordusuna hizmet veren Müslüman subaylarla askerler çağrılıyorlar... Powell'ın verdiği iftara doğup büyüdüğü New York'tan 11 Eylül uğursuz eyleminde adları duyulan üç Müslüman da dâvet edilmiş... Konuşmasında sarf ettiği mültefit cümleler onların varlığının Powell'ı mutlu ettiğini gösteriyor. Adil Almonpaser New York emniyetinin istihbarat bölümünde çalışıyormuş; eylem günü ikiz kulelerde mahsur kalan insanların kurtarılmasına yardımcı olmuş... İdris Bey, New York itfaiyesinde tıbbi hizmetler teknisyeniymiş, o da kurtarma çalışmalarına katılmış... Harlem'deki Malcolm X Mescidi imamı İshak el-Pasha ise Emniyet teşkilâtının da kadrolu imamıymış... Ankara'da verilen iftarda özelliği olan insan pek yoktu. Her 'ilk' olayda bir çekingenlik, bir tereddüt yaşanır, bunu doğal karşılamak gerekir. ABD büyükelçisinin verdiği, ya da verdirdiği bir iftar, böylesine sessiz sedasız karşılanacağı yerde, çağrılacak mesaj anlamı taşıyan kişiler sayesinde, ertesi günden başlayarak herkesin dilinde olabilirdi. Ben de yazmasam böyle bir olayın yaşandığından kimsenin haberi olmayacak... 11 Eylül'de ve sonrasında olanlar üzüntü verici, ama bir yönüyle de hayırlı gelişmelerin başlangıcı sayılabilir. Şu yakınlarda Uzak Doğu'yu ziyaret etmiş bir dost, Kore'de karşılaştığı, Türkiye'den doktoralı Cemil Lee'nin anlattıklarını aktardı. Üniversitede öğretim üyesi olan Koreli Lee'nin şu yakınlarda İslâm hakkında bir kitabı çıkmış ülkesinde; daha öncekiler gibi sınırlı bir ilgi görmesi ve birkaç bin adet satması beklenirken, 11 Eylül sayesinde, eser şimdiden 70 bin baskıya ulaşmış... "Galiba 150 bin rakamını yakalayacağız" diyormuş Cemil Lee... Aynı türden ilgi dünyanın her yerinde var. ABD ve Avrupa'da en çok satanlar listelerinde Kur'an ilk sıralarda. Karen Armstrong'un 'İslâm' kitabı da çok ilgi görüyor. Birileri İslam'ı terör dini olarak göstermeye çalışsa bile, dünya aydınları, Kur'an aracılığıyla gerçek İslâm'ı keşfediyorlar... ABD büyükelçisinin iftarında savaşsız bir dünya özlediğimi fark ettim...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |