T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir Afgan bakanın portresi

Onu ilk tanıdığımda mücahidlerin Sovyet işgaline karşı verdikleri direnişin en ateşli günleriydi. Peşaver şehri Afganistan'ın ikinci başkenti haline gelmişti. Aslında Afganistan'ın kalbi burada atıyor, ülkenin siyasi geleceği burada şekilleniyordu. Sovyet işgal güçlerine ve kukla rejime karşı mücadele veren direniş gruplarının merkezleri, siyasi önderlikler Peşaver'de konumlanmıştı.

Şehrin dışındaki kamplara sığınmış yüzbinlerce mültecinin yanısıra, daha çok varoşlardaki Afgan siyasi varlığı, örgütleri, hastahaneleri ve politik kulisler burayı ülkenin de facto başkenti haline getirmişti. Şehrin en yoksul semtleri olan Fakirabad'ın, Afgankoloni'nin sokaklarında öbeklenmiş muhacir/mücahitlerin kendine özgü ritmik devinimlerine kendinizi kaptırdığınızda heyecan ve coşku selinden çıkıp kurtulmanız imkansız gibiydi. Bu bitimsiz gibi görünen devinim içinde, sokak ortalarında öbeklenmiş, zaman tünelinden modern zamanlara fırlamış görüntüsü veren, bizim için bile egzotik hava sunan Afgan kümeleri arasında siyasi kulisler, çekişmeler şaşırtıcı biçimde yoğundu. Zaten bu kulislerin içine girmeden, hatta dedikodulara kulak kabartmadan ne direnişi ne de siyasi rekabeti, siyasetin mantığını kavramak imkansızdı. Bugün, anlaşılmaz görünen Afgan tarzının ipuçlarını kendi adıma çamurlu Peşaver sokaklarındaki ayaküstü kulislerde ta o zamanlar yakaladığımı düşünüyorum.

Onu Peşaver'in kenar mahallelerinden birinde, çok az Afganlıya nasip olan yere serdikleri cadurilerinden başka döşemesi olmayan kiralık evinde tanıdım. O küçücük daire Özbek mücahidlerin merkezi gibiydi. Farklı hiziplere mensup Özbekler bile onun daracık evinde biraraya gelebiliyordu. Entellektüel birikim ve olaylara farklı yaklaşım tarzıyla hemen dikkatimi çekmiş, uzun sohbetlerimiz başlamıştı...

Henüz Hizbi İslami'den yeni ayrılmıştı. Küskünlüğün getirdiği öfkeyle en acımasız eleştirileri yöneltiyor, kendisi için tehlikeli olabileceğini bildiği halde dilini tutmuyordu.

Kabil Üniversitesi'nde ilahiyat okumuştu. İşgalden sonra arkadaşlarıyla Hizbi İslami'ye katıldı. Eğitimli oluşu onu ve birkaç arkadaşının hızlı biçimde öne çıkmasına neden oldu. Önce eğitim komitesinde görev aldı. Sonra Takhar ilinin bölge sorumlusu oldu -bir bakıma alternatif valilikti bu pozisyon. Kısa zamanda ilerleyerek Gülbeddin Hikmetyar'ın lideri olduğu Hizbi İslami'nin bölge sorumlularının başına getirildi. En büyük direniş grubunun önemli bir ismiydi o artık.

Ancak çok basit bir nedenden dolayı hizipten koptu. Çok insafsız eleştirilerden ben bile rahatsız olmuştum. Afganlılara özgü muhalefet tarzı ve abartı özelliğini bilmeyen biri için çok ağır ifadeler kullanıyordu. Daha sonra Burhaneddin Rabbani'nin liderliğini yaptığı Cemiyeti İslamiye geçti. Üst düzey sorumluluk aldı. Ancak hem etnik olarak ait olduğu Özbeklerden gelen ayrı bir örgütün başını çekmesi yönündeki telkinlerden, İran da dahil yabancı ülkelerin cazip tekliflerine kulağını hiç bir zaman tıkamadı. Kendini, Afgan siyasetinin potansiyel liderlerinden biri olarak gördüğünü hissetmeniz zor değildi. Mücadelenin en ateşli ve zor günlerinde bile siyasi kulisler, çekişmeler, politik ayak oyunları inanılmaz boyutlardaydı.

Kabil düştükten sonra da bir ara Rabbani yönetiminde görev aldı ve bakan oldu. En uzun süre birlikte olmayı başardığı Rabbani'den de ayrılarak işgalci Ruslar adına mücahidlere karşı savaşan Reşid Dostum'la anlaştı. Bu anlaşmada siyasi gelecek hesabı kadar Dostum'un Özbek oluşu da kuşkusuz önemli bir faktördü. Hatta Dostum adına Ankara'ya gelerek görüşmelerde bulundu. Taliban karşıtı cephede yer aldı. Dostum'un despot yapısına daha fazla dayanamayacağı açıktı. Onun her şeye muhalif, belki de tatminsiz yapısını Dostum gibi tüm rakiplerini gözünü kırpmadan temizleyen birinin tolere etmesi mümkün değildi. Siyasi hayatının bunca çelişkileri ve anlaşılmazlıklarını uzaktan takip etmeye çalıştım. Ve en son onu Bonn'da toplanan Afgan Konferansına katılan heyet içinde buldum.

Ve şimdi o kuzey ittifakı listesinden bakan.

Tekrar Rabbani'nin yanına dönmüştü.

Abbas Kerimi'nin anlaşılmaz, çelişkiler yumağı gibi görünen siyasi macerası aslında Afgan siyasetinin, Afgan karakterinin bir özetini barındırmaktadır. Kurulan ittifaklar aynı zamanda başka bir parçalanmanın habercisi. Sadece politik ilişkiler bakımından değil, askeri hamleler de bu parçalanmışlık görüntüsü veren, anlaşılması zor Afgan mozayiğinin yansımasıdır.

Abbas Kerimi'nin siyasi hayatında sergilediği ittifaklar ve ayrılmalar arasındaki kayganlık, savaşan tarafların başarısı ya da mağlubiyetini belirleyen önemli bir faktör. Sovyetlere direnen, Pençşir vadisine kızıl orduyu sokmayan yüzyılın en büyük gerilla lideri Ahmed Şah Mesud'un neden bir gece içinde Kabil'den çekildiğinin, hatta ülkenin neredeyse tamamının çok kısa sürede Taliban'a teslim oluşunun... Ve Taliban'ın da hemen hiç direnmeden elindeki şehirleri bir bir Kuzey ittifakına devredişinin, Kandahar'ın bile aşiretler arası bir anlaşma ile teslim edilişinin, saf değiştirişinin öyküsü bu...


11 Aralık 2001
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED