T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arafat'tan yana, AB'yle birlikte

Filistin lideri Yasir Arafat'ın yakın çevresi Batı basınına yaptıkları açıklamalarda, Arafat'ın 'Lübnan'dan sonra ömrünün en zor dönemini geçirdiğini' belirtiyorlar. Bazıları, 'tüm ömrünün en zor dönemini geçirdiği' kanısındalar.

Kahire'deki öğrencilik günlerinden bu yana yarım yüzyıldır mücadele içinde ve en zor koşullardan sıyrılarak 'siyasi yaşam ustası' haline gelmiş 72 yaşındaki 'tarihi' ve 'uluslararası' bir kişiliğin başdöndürücü 'siyasi yaşamı'nın sonuna mı geldik acaba?

Zorluk, iki taraftan birden geliyor: Hem Filistin halkının kendisinden, hem de İsrail toplumundan. Arafat'tan beklenen 'intihar saldırıları'na son verecek zecri önlemleri almak; bu çerçevede Hamas ve İslami Cihad adlı örgütleri bastırmak. Arafat buna 1996'da da başvurmuştu. O tarihte, Arafat'ın izlediği politikaya karşı çıkan Filistinlilerin oranı yüzde 20'de kalmıştı. Kamuoyu yoklamaları, oysa şimdi, Filistin halkının yüzde 70'inin 'intihar saldırıları'nı desteklediğini gösteriyor.

Buna karşılık, yüzde 60'dan fazla oranda bir 'bağımsız Filistin devleti'nin kurulması'na 'peki' diyen ve bu amaçla 'müzakerelerin başlamasından yana' gözüken İsrail'in Yahudi toplumu, Maariv gazetesinde yayınlanan bir Gallup araştırmasına göre, yüzde 50'den fazla bir oranda 'Arafat'ın devrilmesi'nden yana.

İsrail hükümeti de, 'Arafat'la devam' ya da 'Arafatsız devam' konusunda ikiye bölünmüş durumda. İşçi Partili Dışişleri Bakanı ve Arafat'la birlikte Nobel barış ödülünü paylaşmış olan Şimon Peres'in temsil ettiği çizgi, hernekadar Arafat'a ağır eleştiriler yöneltse de, Arafat'ın İsrail tarafından öldürülmesine ya da Filistin topraklarından -eski günlerde olduğu gibi- dışarıya sürülmesine karşı çıkıyor. İsrail sağının gücü hükümette yansıyan hatırı sayılır bir bölümü ise Arafat'ın öldürülmesinden ya da en hafifinden sürülmesinden yana. Başbakan Ariel Sharon, bu 'kanat'a daha yakın duruyor.

Yasir Arafat, geçen hafta, Batı Yakası'ndaki Ramallah'da ölümle burun buruna geldi. İsrail tankları ve helikopterleri, ikametgahının çevresini bombalarlarken, Filistin lideri bodrum katındaki sığınağa çekilmiş.

İsrail, istese de, Arafat'i öldürebilir miydi?

Bölgeyi bilen herkesin bu soruya 'evet' cevabı vereceği kuşkusuzdur. İsrail hükümetinin Sharon dahil, çoğunluğu Arafat'ın ortadan kaldırılmasından yana olduğu halde bunu niçin yapmadılar?

Amerikan 'yeşil ışığı' yanmadığı için. İsrail, Amerika'nın 'net' yeşil ışığını görmeden, Arafat'ı ortadan kaldıracak ölçüde dramatik bir adım atamaz. Bu devlet, kuruluşunun üzerinden 53 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, 'uluslararası meşruiyeti' ve 'varoluşu'nu büyük ölçüde 'Amerikan şemsiyesi'ne borçlu.

Washington'daki yönetim, Hamas ve İslami Cihad markalı önceki haftasonu gerçekleşen terör eylemlerinden sonra -eylemler gerçekleştiğinde Sharon, Washington'da Bush ile görüşmekteydi- İsrail'in sert bir karşı koyuşuna 'yeşil ışık' yaktı ama Arafat'ın bertaraf edilmesi konusunda ışığın rengini 'sarı'ya çevirdi. O nedenle, İsrail saldırıları, Arafat'ın evini ve karargahını hedef alırken; bizzat kendisini ortadan kaldıracak şiddete ulaşmanın eşiğinde durdular.

Ancak, Arafat'a gönderilen ve Hamas ile İslami Cihad'ı tepelemeye davet eden 'açık mesaj'ın Arafat bu yönde elinden gelen gayreti gösterse bile hedefine ulaşabileceği şüpheli. Böyle bir politika, Arafat ile kendi halkını karşı karşıya getirme riskini taşıyor.

Hamas'ın 'ideolojik nedenler'le -tıpkı Usame bin Laden gibi- 'müzakereler yoluyla siyasi çözüm' aramak gibi bir derdi yok. Bu bakımdan, Arafat'ın 'siyasi yaşam şansı'nı torpillemek sonucunu verse de -ve belki de özellikle bu amaçla- 'intihar saldırıları'na devam niyetinde.

Tıpkı Hamas gibi, 'İsrail şahinleri'nin de, Filistin sorununa bir 'siyasi çözüm' aramak ve bulmak hevesleri yok. Bu yönüyle, Sharon ve daha sağında yer alanlar ile Hamas arasında zımni ve üstü kapalı bir 'ittifak' kendiliğinden söz konusu.

Tam bu noktada, 'Amerikan rolü' tayin edici, hatta 'hayati' önemde. Amerikan Yönetimi, Amerikan politikasına onyıllardır bulaşmış olan 'İsrail yanlısı virüsü'nden kendini arındıramaz ise, Arafat'ın 'Ortadoğu sahnesi'nden 'tasfiyesi'ne yol açabilir. Afganistan'da elde edilen 'askeri ve siyasi başarı', Amerika'nın bu konuda 'İsrail fütursuzluğu' ile aynı 'dalga boyu'nu tutturması tehlikesini taşıyor.

Filistin-İsrail sahnesinde büyük bir haksızlığa atılacak Amerikan imzasıyla, Irak'ta Saddam Hüseyin rejimini devirmeye yönelecek girişimlerin 'meşruiyet zemini' ise hiç kalmayacak.

Afganistan'da Taliban rejiminin 'iskambil şatosu' gibi çöküvermesinin harekete geçireceği 'zafer sarhoşluğu' Amerika'daki yönetim üzerinde etkide bulunan kimi çevreleri, 'Ortadoğu'da fütursuzluk' ve İsrail 'şahinleri'ne kayıtsız şartsız destek konusunda azdırabilir.

Bunu önlemenin, Arafat'ı ayakta tutmanın ve bu çerçevede Filistin halkını bu aşamada korumanın ve dolayısıyla terörün zeminini etkileri 'uzun vade'de anlaşılabilecek biçimde kurutmanın yolu, Avrupa Birliği'nin Ortadoğu diplomasisine destek vermekten geçiyor. Türkiye gibi bir 'bölge ülkesi' ve 'Amerikan müttefiki'ne tam da bu 'tarih kavşağı'nda 'özel rol' düşüyor.

Türkiye'nin, Arafat'tan yana ve Sharon ve 'sağ kanadı'na karşı açık ve 'aktif' bir pozisyon alması:

1. Türkiye ile AB'yi, geçen hafta Kıbrıs'ta sağlanan gelişme ve AGSP uzlaşmasıyla elde edilen 'momentum'a dayanarak daha da yakınlaştıracak;

2. İsrail hükümeti içinde Şimon Peres'in elini güçlendirecek;

3. Arafat'ın manevra alanını genişletecek ve Filistin halkına moral verecek;

4. Amerikan Yönetimi içinde 'gözü dönmüş İsrail yanlıları'na karşı bir karşı-ağırlık oluşmasına yardımcı olacaktır.


11 Aralık 2001
Salı
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED