|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Elimin altındaki sözlüklere bakıyorum, hiçbirinde bulamıyorum. Önce "kadir" maddesine bakıyorum, bulamıyorum. Sonra "beklemek" maddesine bakıyorum, bulamıyorum. "Kadir beklemek" sadece benim yöremde kullanılan yöresel bir tabir mi yoksa? Derleme Sözlüğü'ne bakıyorum, orada da bulamıyorum. Bu sözlükte pek çok sözcüğün yöresel söyleyişle verildiğini hesaba katarak "gadir beklemek" olabilir mi diye arıyorum, bulamıyorum. Yok! Canım çok sıkılıyor, hayatın bana daha çocukluğumda öğrettiği "kadir beklemek" nasıl olur da sözlüklere girmez? Madem ki sözlükler yardımcı olmuyor bu konuda, bildiğimce tanımlamaya çalışayım bu tabiri. Kadir beklemek: kutlu bilinen bir geceyi, sabaha kadar uyumaksızın ibadet ve zikirle geçirmek. Belli ki, halkımız Kur'an-ı Kerim'in "bin aydan daha hayırlı" olduğunu bildirdiği "kadir gecesi"ni, "leyletü'l-kadr"i gecelerin en kutlusu bilmiş ve o gece, sabaha dek uyanık kalmaya "kadir beklemek" adını vermiş. Sonra da bu eylemi, öteki kutlu gecelere de yaymış; gecenin adı berat, regaip, miraç ve mevlid de olsa, zikir, tesbih, tilâvet ve namaz gibi ibadetlerle ihya edilmişse bunu "kadir beklemek" saymış. Kadir beklenen gecelerde, evi özel bir hava mı sarardı? Evde bu manevî şölene katılmak için gelen yakınlar, komşular da mı olurdu? Küçük oğlanlar, başlarına takke; küçük kızlar başörtüsü mü ararlardı? Çocukların heveslerine, özenişlerine, büyükler mutlulukla mı bakarlardı? "Sen uyu artık yavrum!" diyen annelerine babalarına "Ben de kadir bekleyeceğim" diyen çocuklar, gecenin bir vaktinde uykuya yenik düşüp bir köşede uyuya mı kalırlardı? Onları yataklarına götüren ya da üstlerine bir şeyler örten büyüklerin yüreklerinde şefkatle birlikte şükür de mi çarpardı? Tesbihler en çok o gece mi işe yarardı? Zikredilen sözler o gece daha da çeşitlenir, zenginleşir miydi? "Tesbih namazı" diye bir namazın olduğu, yalnızca o gecelerde mi hatırlanırdı? En çok o gecelerde mi "kaza namazı" kılınırdı? Evin çeşitli odalarında kadın erkek, yaşlı genç; kimi sessizce, kimi hafifçe, kimi yüksekçe seslerle Allah'ın kelâmını mı okurdu? O kelâmdan taşan eşsiz güzellik, olağanüstü âhenk; bütün varlıkları ilâhî hikmetle ve rahmetle sararak, okuyanların ve dinleyenlerin varlıklarını da kucaklayarak, sözel anlamların ötesinde bir yüceliş ufku mu açardı gönüllere? Bütünüyle bir gönül şöleni miydi kadir beklenen gece? Bunun için mi o gecelerde susayanlar, bir bardak çay ya da süt içmekle yetinirler; acıkanlar, bir iki lokma ekmek ya da birkaç dilim meyveden çoğunu aramazlardı? O gecelerde yıldızlar daha bir parlak, gök daha bir görkemli mi olurdu? Her zaman, yanında büyükleri olsa bile, vakit geceyse korka korka yürüdüğü o uzun bağ yolunu, böyle bir gecede mi, hem de tek başına, hiçbir şeyden korkmadan, tam bir güven içinde yürümüştü çocuk? Böyle bir gecede Allah'ın mutlak hükümranlığına sığınmış bir kula saldırmaya hangi köpek cesaret edebilirdi ki? Böyle bir gecede Allah'ın hangi kara kedisi korkutabilirdi çocuğu? Böyle bir gecede, çalıların ardına saklanacak hırsız uğursuz katil sapık cani olabilir miydi hiç? Böyle bir gecede mi çevre köylerden kasabalardan şehre inmiş bembeyaz örtülü kadınlar, büyük caminin kadınlara ayrılan perdeli daracık bölümünden taşmışlar, erkeklerin ardında belki üç dört safı doldurmuşlardı? Benzerine pek rastlanmayan bu kadın tehâcümü karşısında, hayâ perdesi yeterince sağlam olmayan birkaç erkekten başka hiç kimsenin homurdanmayışı da gecenin cilvelerinden biri miydi? O gece olduğu gibi, bu gece de dolup taşacak mı Bayezid-i Bestâmî'nin dergâhı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |