T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Salkım Hanım ya da misyonerlik faaliyetleri

Hikayeyi bilirsiniz: Hocaefendi camide Hz. İsa'nın İsrailoğullarından gördüğü muameleleri, çarmıha gerdirilmek istenmesini anlatmış. Bunları hayatında ilk kez duyan yeniçeri camiden çıktığında rastgeldiği ilk Yahudinin boğazına sarılmış, "Bre nâbekârlar, siz İsa Aleyhisselam'ı çarmıha gerdirmek istersiniz ha!". Yahudi güç bela konuşmuş: "Yapma beyzadem, bu senin dediğinin üzerinden en az bin beşyüz sene geçti". "Ben anlamam" demiş yeniçeri, "ben yeni duydum".

Bu hikayeyi anlatmam boşuna değil. Şu günlerde Türkiye'de de benzer gelişmeler oluyor. İki gelişmeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi "Salkım Hanım'ın Taneleri" filmine gösterilen tepki, ikincisi de misyonerlik faaliyetlerine projektörlerin çevrilmiş bulunması. "Salkım Hanım'ın Taneleri" filmi hakkında bir değerlendirme yapacak değilim; filmi görmedim. Aslında varlık vergisi tam bir açık yüreklilikle teşrih masasına yatırılmalı. Ancak bu yapılırken varlık vergisi ve sonrası değil, öncesi de incelenmeli. Bu bahs-i diğer. Burada dikkatimi çeken nokta tepkinin rastgeldiği zaman dilimi. Filim çevrileli iki seneden fazla bir zaman olmuş; hiç bir tepki yok. TRT'den destek görmüşse o zaman görmüş. Film yakın geçmişte devlet televizyonunda gösterilmiş ve aradan yaklaşık bir ay geçmiş yine hiç bir tepki yok. Birden bire filmin ülke çıkarlarına aykırı olduğu keşfedilmiş.

İşin ilginç yanı bu keşfedilmiş misyoner faaliyetlerinin ülke için zararlı olduğunun "anlaşılmasıyla" aynı döneme denk düşüyor. Güzel de misyoner faaliyetleri de Türkiye için yeni değil ki. Ondokuzuncu asrın başından itibaren bu faaliyetler devam edip edip geliyor. Türkiye'de açılan yabancı okulların önemli bir kısmı bunun için açılmıştı. Ve gerçekten de Hristiyanlık propagandasının arkasında dini yaymanın ötesinde iktisadi-siyasi maksatlar var. İyi de bütün bunlarda yeni olan ne? Neden birdenbire misyonerlik faaliyetleri tehlike olarak görülmeye başlandı. Birileri Hz. İsa'nın çarmıha gerilmek istenmesini yeni mi öğrendi, yoksa bir başka maksatla ülkede Hristiyanlık karşıtı bir hava mı yaratılmak isteniyor?

Öküzün altında buzağı arıyor falan değilim. Ancak Türkiye'de dini öğretim ve eğitime en büyük darbeyi vuranların, İmam Hatip Okullarını, Kur'an Kurslarını kapatanların, başlarını örttükleri için genç kızları enkizisyon işlemine tabi tutanların birden bire dini ve milli bir gayret içine girmeleri bana çok inandırıcı gelmiyor. Geçen hafta sonunda Kanal 7'de yayımlanan İskele-Sancak proğramında değerli bilim adamı Prof. Dr. Ömer Faruk Harman dikkate değer bir değerlendirme yaptı. Özetle şöyle dedi Harman Hoca: "Misyonerlerin Türkiye'de dinlerini yayma çabalarının gerekçesi ne olabilir? Eğer tek tanrıcılığı yaymak istiyorlarsa İslam zaten tek tanrıcı bir din. Üstelik İslam'da ne insanın tanrılaştırılması var, ne de tanrının insan suretine büründürülmesi. Yok Hz. İsa'yı tanıtacaklarsa o zaten İslam'ın da bir peygamberi. İncil'den söz edeceklerse tahrif edilmemiş İncil'in hak kitap olduğunu Müslümanlar kabul ediyorlar. Bugünkü Hristiyanlık İslam'dan farklı ve daha üstün hangi ahlaki değeri telkin ediyor?" Bütün bunlara Misyonerlerin verecekleri inandırıcı bir cevap var mı?

Ancak İslam'ın Hristiyanlıktan daha üst değerler sistemini içermesi yeterli değil. Bunların Müslüman olduğunu söyleyen kimseler tarafından da bilinmesi gerekiyor. Siz İslam'ın değerler sisteminin öğretilmesine olmadık engeller çıkaracaksınız, sonra da çoraklaştırdığının topraklar üzerinde ayrık otları bitmeye başladığında tek tek bu otları sökerek zararlı bitkilerle mücadele yaptığınız izlenimi vereceksiniz. Hadi canım sen de!...


11 Aralık 2001
Salı
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED