|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İşte Türkiye'yi tarif eden müthiş bir söz: "Bu ülkede insanların ideolojik kimliklerini, bakkaldan sigara isteyişlerinden anlayabilirsiniz." Sadece bu değil. Normal akılla asla bir ideolojik gösterge olmaması gereken onlarca şey, Türkiye'de neredeyse birer manifesto niteliğindedir. Meslek odalarının seçimleri, devletin memur alımları hatta firmaların reklamları bile ipuçları; bırakın ipuçlarını basbayağı ideolojik meydan okumalarla doludur. Bu ülkede bir lafla, günün her saatinde ebediyyen yakanıza yapışacak bir falso yapabilir ya da hak etmediğiniz bir itibar elde edebilirsiniz. Herşey, seçeceğiniz kelimeye ve o kelimenin para ettiği muhite bağlıdır. Sözgelimi, Atatürk'ün adını anmakla anmamak arasındaki fark; vatan için ölmekle vatana ihanet etmek arasındaki fark kadar önemlidir. Bir üniversiteye rektör olmak istiyorsanız ya da bir baronun başına geçmeye niyetliyseniz muhakkak surette, bıkmadan usanmadan "Atatürk" demek zorundasınız. Yanılıp bilimden ya da hukuktan söz edecek olursanız; bu, sizin talep ettiğiniz koltuğu ne kadar hak ettiğinize ve o makamı mesleğin gereklerine uygun olarak geliştireceğinize değil sadece, orayı rejimi düşmanlarına peşkeş çekmeye hazır olduğunuza delalet eder. Dün, Türkiye'nin en büyük ve en köklü eğitim kurumlarından birisi olan İstanbul Üniversitesi'nde rektörlük seçimi yapıldı. Rektör adayları Kemal Alemdaroğlu ve Mesut Parlak'ın haftalardır süren seçim kampanyalarının bir üniversiteden çok Atatürkçü Düşünce Derneği'ni andırdığını söylemeye gerek yok. Kampanya süresince hangisinin diğerinden daha Atatürkçü olduğu ve hangisinin Atatürkçülüğü'nün "dahili ve harici bedhahlar"a karşı daha donanımlı olduğundan başka bir şey tartışılmadı. Bunun nedeni, Alemdaroğlu döneminde İstanbul Üniversitesi sadece başörtüsü yasağıyla anılan bir "bilim yuvası" haline gelmesidir. Böyle olduğu için İstanbul Üniversitesi'nde bilim ile ideoloji değil; ideoloji ile daha katı ideoloji yarışmıştır. Çünkü, üniversitenin sorununun bilim üretmek değil, sadece ve sadece başörtüsü yasağını inatla uygulamaktan ibaret olduğu artık kanıksanmıştır. Üstelik, bu mesnetsiz, akıl, bilim ve hukuk dışı yasak üniversite öğretim üyelerinin önemli bir bölümü tarafından da benimsenmiştir. Seçim propagandası için, Tıp Fakültesi öğretim üyelerine konuşan Alemdaroğlu'nun başörtüsü yasağını "tek kusuru" olarak ilan ettikten sonra "Bu bir kusur ise, bunu seve seve kabul ediyorum" sözlerinin öğretim üyeleri tarafından ayakta alkışlanması da bu kanıksamanın ve benimsemenin bir delilidir. Böyle olduğu içindir ki 2 bin 350 öğretim üyesi olan üniversitede bir tek farklı ses yükselmemiş, -muhakkak var olan- farklı sesler ise, rektörlük seçiminde tayin edici unsur haline gelememiştir. Bunun bir nedeni de seçime girecek 6 adayın, YÖK tarafından elimine edildikten sonra 3'e indirilmesi ve son seçim yapılmak üzere Çankaya'ya gönderilecek olmasıdır. Yani, rektörlük seçim prosedürü herhangi bir demokratik sızmaya müsaade edilmeyecek kesinlikte tanzim edilmiş bulunmaktadır ve başörtüsü yasağını uygulamayacak bir bilim adamının herhangi bir üniversiteye rektör olmasının imkanı bulunmamaktadır. Bu eleme çok önemlidir çünkü rektörler ve YÖK, rejimi sadece başörtüsüne karşı değil "zararlı fikirlere sahip" bilim adamlarından da korumakla, onları yükselişlerini ve hatta varlıklarını engellemekle mükellef bulunmaktadırlar. Sözgelimi, her ikisi de bilimsel kariyerini ispatlamış olan İstanbul Üniversitesi'nde Prof. Bülent Tanör ile Gazi Üniversitesi'nde Doç. Ahmet Çiğdem rektörlerine göre bu "zararlı"lar sınıfına girmekte ve sudan bahanelerle görevlerine son verilmeye çalışılmaktadır. Özetle rektörler, bilim üretmek, araştırma yaptırmak ve eğitim kalitesini yükseltmek hariç herşeyden sorumludurlar. Alemdaroğlu da bu sorumluluk ve sorumsuzlukların üstesinden başarıyla gelen bir bilim adamı ve idareci kimliğiyle şimdi yeniden rektör olmayı beklemektedir. Ancak, son sözü söyleyecek olan Cumhurbaşkanı Sezer'dir ve onun da başta, oturduğu Cumhurbaşkanlığı makamı olmak üzere, "YÖK Başkanlığı ve rektörlük gibi görevlere" iki kere üst üste gelinmesine karşı olduğu bilinmektedir. Sezer'in bu ilkeyi, Türkiye'nin önemli sorunlarından birisi haline gelmiş bulunan "Alemdaroğlu vak'ası" da uygulayıp uygulayamayacağı merak konusudur. Bu yanlışa bir yerinden katılıp bilim yerine ideolojiyi mi yoksa, ülkenin en eski üniversitesine iade-i itibarı mı tercih edecek? Bekleyip, göreceğiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |