T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Sahipliği değil olmayı seçin

Teknolojik düşünce dünyayı sadece arzuların tatmini için dönüştürülecek bir hammadde sayar. İnsan hayatı, teknoloji hakikat rehberliğinde kullanılmadığı zaman, onursuzlaşır.

Bayramınız mübarek olsun. Bu mutlu günde genel bir muhasebe yapmaya ne dersiniz? Modern insanın, sadece "insan" olmadığını, ayrıca ve özellikle "modern" olduğunu anladığımız ölçüde, bayramlarımız tad verip bizi gönülden sevindirir. Aksi halde, ağzımızdaki buruk tadla yaşamaya devam ederiz.

Modern, yeni olan; içinde bulunulan zamana ait olan demek. Tabii, bu sözlük anlamı tek başına modernliğin hakikatını iletmede yeterli değil. Modernlik, yeninin aynı zamanda "iyi" ve hatta "(daha) doğru" olmasına inanmak demektir.

Evet, inanmak kelimesini gelişigüzel kullanmadım. Modern insan kadar derin iman sahibi bir yaratık yoktur belki de. Carl Becker 13. yüzyıl ile 18. yüzyılı kıyaslarken şöyle diyordu: Onüçüncü yüzyıl ilahiyatçıları inancı rasyonelleştirirken, 18. yüzyıl filozofları rasyonalizmi inanç haline getirdiler. Rasyoya, hesapçı akla iman etmektir modernlik!

Modernlik, insanoğlunu hikmet-i vücudu hususunda derin bir kuşkuya sürükledi. Bunu tekbaşına büyük bir problem saymayabilirsiniz.

Ama aynı zamanda dünyayı yok etme gücüne de sahip kıldı. Yani modern insan, hem varlık sebebini bilmiyor, niçin yaşamakta olduğuna bir anlam veremiyor; hem de hemcinslerinin de dahil olduğu yerküreyi tozduman edebilecek teknolojiye sahip. Bu süreçte sadece dinden değil, felsefeden de uzaklaştı.

Felsefe (filo-sofia), bilginin (hikmetin) kendisi değil, hikmet sevgisi demekti. Hakiki filozofların halet-i ruhiyesi kuşku değil, hayret idi. Gabriel Marcel'in ifadesiyle, felsefe sadece "dramın özü olan gerginliği değil, müziğin özü olan ahengi de" içeriyordu. Teknoperestlik, düşünmeyi içeriksizleştirdi.

Teknoloji ve teknomanya

Marcel'e göre, teknolojinin kendisi romantik biçimde suçlanamaz. Bir tekniği kullanmak, "akıl hünerimizi gerçekliğe genel olarak uygulamamızın özgül bir örneğidir" sadece. İnsan ruhuna yöneltilmiş asıl tehlike, teknolojik zihniyetin radikalleştirilmesinde yatmaktadır. Otantik hayata yönelik tehdit teknomanya ve teknoperestlikten, teknik düşüncenin gerçeklik hakkındaki tek geçerli bilgiyi verdiği varsayımından gelmektedir.

Teknolojik zihniyet, kendini anlam ve değerin biricik verici ve yaratıcısı sayma hususunda insanoğlunu baştan çıkarmaktadır. Hiçbir şey insanoğlunun boyuna ilerlemekte olan teknolojisinin kudreti dışında değildir! Oysa teknolojik düşünce, hayata anlam verecek ve rehberlik edecek amaç ve değerleri sağlayamaz.

Teknolojik düşünce dünyayı sadece arzuların tatmini için dönüştürülecek bir hammadde yığını sayar. Yeryüzüne bu anlayışla hakim olma arayışındaki insan, teknolojisini hakikat rehberliğinde kullanmayı durdurduğu zaman, insan hayatı onursuzlaşır. Gerçek felsefe, hastalığın belirtilerini değil, köklerini de bulmak zorundadır. Marcel'e göre, belanın kökü "soyutlama ruhu"dur.

Soyutlama, kaçınılmaz bir zihinsel süreçtir. Soyutlama yapmadan kırmızıyla yeşili, liberallerle sosyalistleri, nevrozlularla psikozluları ayırt edemeyiz. Dolayısıyla, tutarlı eylem için dayanaksız kalırız. Soyutlama ruhu başka bir şeydir. Soyutlamanın kendisinden çıkarıldığı somut gerçekliği gözardı ediyorsak, işte o zaman soyutlama ruhunun pençesine düşmüşüzdür.

Olma ve sahip olma

Savaşta öldürmeye zorlandığımız düşmanın bizim gibi umut ve korkuları olan bir insan olduğunu, şizofren dediğimiz insanın hiçbir teşhis kategorisine tam uymayan benzersiz bir kişi olduğunu, bilimsel açıdan anlaşılabilecek bir çiçeğin eşsiz bir güzellik nesnesi olduğunu unuttuğumuz zaman, soyutlamanın büyüsüne kapılır ve "gerçekliği hor görürüz".

Soyutlama ruhu, sahipolma duygusunu büyütür. Sahipolucu yönelişin giderek egemen duruma gelmesiyle, varlığın gizemine katılmayı derinleştiren düşünme tarzını yitiririz.

Sahipolma, kişinin bir şeyi veya nesneyi kendi denetimi altında bulundurmasıdır. Sahiplik duygusu fiziksel dünyaya olduğu kadar, düşünce ve insanların dünyasına da taalluk eder. Her çeşit düşüncenin zorunlu ögesi olan soyutlama da, somut bir gerçekliği, arzu edildiği biçimde yönlendirilip denetlenebilen zihinsel bir mülk olabilecek tarzda tanımlama ve sınıflama çabasıdır.

İnsanoğlu nasıl soyutlamadan düşünemezse, sahipolmadan da yaşayamaz. Bu bakımdan, tıpkı teknoloji gibi, sahipolmayı topyekün mahkûm etmek akıl kârı değildir.

Ancak, sahipolmada büyük tehlikeler gizlidir. Sahipolan ile sahipolunan arasında ince ve dönüşlü (refleksif) bir ilişki gelişir. Sahipolma içgüdüsü ne kadar güçlüyse, sahipolunan nesne, sahibi üzerinde o kadar fazla denetim kurar. Sahipolduğumuz şeyler bizi kolayca yutabilir; sahipolma, olmayı öldürebilir.

Bu durum sadece maddi servet veya güç karşısında meydana gelmekle kalmaz. Fanatik pozitivist düşünür (!), gerçekliği sahipolunabilen, denetlenebilen, kavranabilen ve sınıflanabilen ile sınırladığı zaman, sahipolmaya başladığı fikirlerin tutsağı olur. Keza, en yüksek itibarı bilim ve teknolojiye ayıran bir toplum, olmayı sahipolmaya feda eder.

Bayramlarımızın eski tadına kavuşması, iktidar iradesinin yerini aşk iradesinin almasıyla mümkündür.

İNSANLIK HÂLİ

  • Çocukluktan sıkılırlar, büyümek için acele ederler ve sonra çocukluklarını özlerler.

  • Para kazanmak için sağlıklarını kaybederler; sonra sağlıklarını geri kazanmak için para harcarlar.

  • Gelecekten endişe ederken bugünü unuturlar, böylece ne bugünde ne gelecekte yaşarlar.

  • Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar, hiç yaşamamış gibi ölürler.

  • Zengin insan hayatta en çok şeye sahip olan degil, en az şeye ihtiyaç duyandır.
    Müellif: Direklerarası


  • 16 Aralık 2001
    Pazar
     
    MUSTAFA ÖZEL


    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED