T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

H A Y A T

Değişen biz miyiz,
yoksa bayramlar mı?

Şimdiki bayramlarla eski bayramlar arasında temelde pek fark yok. Bayram yine namazla başlıyor, bayramlaşma ve ziyaretlerle sürüyor. Bayramı tatil fırsatı olarak görenlere ise söylenecek bir şey yok.

Hani hep denilir ya, "Ah nerede o eski bayramlar" diye...Yeni bir bayram arefesinde çevrede yine aynı tanıdık yakınmalar duyulurken, insanlar özellikle şimdiki bayramların diğer günlerden pek farkı olmamasından şikayet ediyor. Peki acaba, günümüzde özellikle kent merkezlerinde metropol kutucuklara sığdırılarak kutlanmaya çalışılan bayramlarla, dilerden düşmeyen "eski bayramlar" karşılaştırıldığında nasıl bir tablo ortaya çıkar? Oysa Osmanlı'da halktan saraya kadar bayram kutlamaları günümüzle karşılaştırıldığında, aslında insanların "Nerede o eski bayramlar?" diye yakınmadan önce biraz düşünmeleri gerektiği sonucuna varılıyor. Eski bayramlarla günümüz bayramları arasında temel unsurlar bakımından önemli bir fark görülmezken, hayat tarzları ve çevreleri değişen insanların, biraz da tükenen ömürlerinin de etkisiyle, bayramların değiştiğini iddia ederek, bir tür savunma mekanizması içine düştükleri ortaya çıkıyor.

Tatlı yiyip tatlı konuşalım

Eskiden olduğu gibi günümüzde de Ramazan Bayramı sabah kılınan bayram namazıyla başlarken, ardından bayramlaşma faslına geçiliyor. Küçükler büyüklerin ellerini öperken, büyükler de onlara bayramlıklar veriyor. Ekonomik krize rağmen, herkes imkanı ölçüsünde misafirlere bol ve lezzetli yemekler pişiriyor. Tatlı ve şekerlemeler alınarak gelen misafirlere ikram ediliyor. Akraba ve kabir ziyaretlerinin de hâlâ sürdüğü günümüzde bayramlarında tatili de fırsat bulan çocuklar bol bol gezdirilip, luna parklara götürülüyor. Büyük ölçüde çocuklara yönelik hazırlanan bayramlarda büyük kentlerde bile hala ellerinde poşetlerle kapı kapı dolaşıp, şeker toplayan çocuklara rastlanıyor. Bu gelenek Doğu ve Güneydoğu'da ise bu eski gelenek günümüzde de taptaze geçerliliğini korurken, sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklar rengarenk elbiseleriyle bayramlık şeker toplamak için dışarı çıkan çocuklarla dolup taşar.

Bu Osmanlı'da halk bayramı

Osmanlı döneminde de camilerde kılınan namazla başlayan bayram, yine günümüzde olduğu gibi bayramlaşma ve çocuklara bayramlıklar dağıtmayla sürüyordu. Yine günümüzde olduğu gibi kapıya bayramlaşamaya gelen davulcu, bekçi, çöpçü, tulumbacı gibi hizmetlilere bayram bahşişi veriliyordu. Bazı bayramlarda padişahlar halka açık büyük şenlikler düzenlerdi. Bu şenliklirde seyirciler yarım ay düzeninde oturur, padişahın otağı da bu yarım ayın tam merkezinde olurdu. Padişah otağının sol yanında ziyafet çadırı, sultanların kahvecileri, baltacılar, şehzade hocalarının çadırları yer alırdı. Otağların önüne gösterilerin rahatça seyredilebilmesi için üstleri renkli kumaşlarla kaplı sedirler de konulurdu. Valide sultan ile Haseki Sultan'ın ve öteki saraylı kadınların gösterileri seyretmeleri için de kafesli küçük bir köşk yapılırdı. Haliç'te, Galata Köprüsü ve Sarayburnu'nda düzenlenen şenliklerde İstanbul esnafı çeşitli hünerler göstermiş, orta oyuncuları, usta hayalbazlar ve meddahlar çeşitli semtlerde halkı eğlendirirdi.

Osmanlı sarayında bayram

Osmanlı'da bayram geleneklerinden biri de bayram alayıydı. Bayram alayı Osmanlı padişahlarının bayram namazlarını kılmak için saraydan camiye gidiş ve dönüşleri sırasında yaptıkları merasimin adıydı. Padişah gidilecek camiyi bayramdan önce kendisi seçer ve bu cami genellikle Ayasofya veya Sultan Ahmed camilerinden biri olurdu. Sadrazam ve vezirler de bayram sabahı Ortakapı içine serilen halılara oturarak padişahın haremden çıkmasını beklerlerdi. Padişah gelip önceden özenle süslenmiş atına biner, devlet ileri gelenleri de atlarına binerek padişaha eşlik ederlerdi. Namazdan sonra saraya gidilir, bayram kutlamaları saray içinde devam ederdi. Bayram alayından sonra padişah Has Oda önüne konulan tahtına oturur ve saray nedimleri, müsahipleri birbirinden güzel nüktelerle padişahı eğlendirirlerdi. Daha sonra getirilen yemekler yenilirdi. 15.yy itibaren şenlik düzeni belli bir protokol ve programa bağlanır. Bayramlarda öğleden önce bayramlaşma, ikram ve yemekle geçerdi. 2. Abdülhamid döneminde ve 20. yüzyılın başlarında bayramlar sade bir biçimde kutlanmaya başlandı. Ramazan gecelerinde olduğu gibi Ramazan Bayramı'nı müjdeleyen davul sesleri duyulur, büyükler ve küçükler sabah erkenden bayramlık elbiselerini giyerler, yakında bulunan bir camide bayram namazı kılınırdı.

 
Ölçüyü kaçırmayın!
Bayram geldi! Çeşit çeşit baklavalar, tatlılar, şekerler de... Dikkat edilecek birkaç nokta, bir ay boyunca dinlenen midelerimizin alt üst olmaması için faydalı olabilir.
Temiz hava hızlı gelişim sağlıyor
ABD'de bilim adamları, hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerden, temiz havalı bölgelere göç eden çocuklarda, akciğer gelişiminin hızlandığını saptadı. Hava kirliliğinin olmadığı bölgelerden, havanın kirli olduğu bölgelere göç eden çocuklarda da akciğer gelişiminin yavaşladı gözlendi. California Üniversitesi bilim adamları, Los Angeles kentinden, hava kirliliğinin bulunmadığı banliyölere göç eden 110 çocuğu, 10 yıl boyunca gözledi.
Araştırma kapsamında, hava kirliliğinin yoğun olduğu kent merkezlerinde yaşayan çocuklar ile havanın temiz olduğu bölgelerden kent merkezine göç eden çocukların akciğer fonksiyonları ölçüldü. Araştırmacılar, içinde mikroskobik zerreciklerin bulunduğu kirli havanın, çocukların akciğerlerindeki gelişmeyi yavaşlattığını belirledi. Akciğer gelişimi, kız çocuklarında 20 yaşına kadar, erkek çocuklarında ise 20 yaşından sonra da devam ediyor. Bu yaşlarda maruz kalınan hava kirliliğinin, yetişkinlik çağındaki akciğer fonksiyonları üzerinde etkili olduğu kaydedildi.

20 yaşlıdan birinde görme bozukluğu var
Her 20 yaşlıdan birinin, görme bozukluğu çektiği saptandı. Hollanda'da Erasmus Tıp Fakültesi bilim adamları, Rotterdam kentinin Ommored banliyösünde, 55 ve üstü yaşlarda 6250 denek üzerinde araştırma yaptı. Deneklerin yaklaşık yüzde 6'sının en az bir gözünün görme yeteneğini kısmen kaybetmiş olduğu belirlendi. Her 50 denekten birinde de, her 2 gözün de kısmen görme yeteneğini yitirdiği saptandı. Bilim adamları, 55 ile 64 yaş arasındaki deneklerin yüzde 3'ünün, 85 ve üstü yaşlardaki deneklerin de yüzde 17'sinin görme yeteneğini önemli oranda kaybetmiş olduğunu belirlediler. Bu insanların sakat sayılabileceğine işaret eden uzmanlar, söz konusu deneklerin televizyon seyretme ve okuma gibi alışkanlıklardan zevk alamadığını, yürürken düşme riski altında bulunduklarını açıkladılar.
16 Aralık 2001
Pazar
 
Künye
Temsilcilikler
Reklam Tarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED