T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bayram'ın bayram olması farklı olmasına bağlıdır

Bugün acılarla dolu İslam Dünyası'nda yeni bir "Oruç Bayramı" yaşanıyor. Dünyadaki "mega-trend"leri okumakta zorlanan her ülke gibi, Türkiye de bu bayramda hem maddi hem manevi yoksulluğun cenderesinde eziliyor.

Dünyadaki gelişmelere ayak uyduramadığı için, kendini yenileyemeyen Türk toplumunun gelen her bayramı, geçen bayramından daha coşkulu olamıyor. Türk toplumu değişmediği için, yönetimi de değişmiyor. Yönetim değişmediği için ekonomi de gelişmiyor.

Bir aylık "Oruç"la Anadolu insanı ciddi bir sabır sınavından geçti. Oruç tutan herkes, kendisi değişmeden, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin bilincine vardı. Artık bütün Türkiye değişme olmadan gelişme olamayacağını görüyor.

Bütün İslam Dünyası'nda gelen bayram giden bayramdan farklı değilse, maddi olduğu kadar manevi yoksulluğun da önünü almak mümkün değildir.

Yalnızca Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Keşmir'de, Filistin'de ve Afganistan'da değil, bütün Müslüman ülkelerde, ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan her bayramın bir öncekinden daha güzel olması gerekir.

Kusursuz bir yönetimi yakalamanın değişmez ilkesi: İki günü birbirinden farklı kılmaktır. Türkiye gibi, bir ülkenin gelen yılı, geçen yılından daha kötüyse, o ülkede ekonomik, siyasal ve kültürel yoksullaşmanın önüne ulusal ya da uluslararası hiçbir kurum ve kuruluş geçemez. Kimse IMF'ye güvenmesin.

İster kamu, ister özel, isterse de sivil olsun, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, Türkiye her geçen gün, daha kötüye gidiyor. İktidarsız iktidarların yönetiminde, bütün Türkiye büyük bir yoksulluk trenine bindirildi. Trenin nereye gittiğini devleti yönetenler başta olmak üzere kimse bilmiyor.

Tren yolunda makas başlarını dayatmacılar tutmuş, makiniste yol ve yön değiştirme izni verilmiyor. Yolun sonunun uçurum olduğunu herkes biliyor, ancak kimse yeni bir makas başında yolu değiştirme cesaretini gösteremiyor. Türkiye'yi dışarıdan gözleyenler "uçuruma gidiyorsunuz" diyor. Dayatmacılar içeriden ve dışarıdan yüknselen hiçbir sese kulak asmıyor.

Hızla ilerleyen trenin yönünü değiştirmek için, bayramlar gibi, yılların, ayların, haftaların ve günlerin birbirinden daha iyi hale getirilmesi zorunludur. Çünkü bir ülkenin fiziksel olduğu kadar kültürel zenginliğini de iki günü birbirinden farklı kişi ve kurumlar büyütür. Fiziksel zenginlik olmadan kültürel zenginlik, kültürel zenginlik olmadan fiziksel zenginlik olmaz. Onlar madem bir paranın iki yüzü gibi, hiçbir zaman birbirinden ayrılmaz.

Türkiye'de gece gündüz uçuruma doğru ilerleyen trenin yönünü, devlet kasasına anahtar uydurarak, soygun peşinde koşanlar değil, elinin emeğiyle geçinmeyi ilke edinmiş, iki bayramını birbirinden farklı kılma yolunda yarışanlar değiştirecektir.

Almanya'da "Mc Donald's"a karşı, "Döner"in verdiği savaş, yön değiştirmenin en yeni, en çarpıcı ve en önemli örneğidir. Anadolu insanı Almanya'ya hem ayak uydurdu, hem de kimliğini korudu.

Sıra şimdi Türkiye'de.

Bütün okuyucuların bayramını farklı bayramlarda buluşmak dileğiyle kutlarım.


16 Aralık 2001
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED