T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bayramla gelen düşünceler

Bayramı, çoşkulu bir ruh ortamında karşılamak; mutlulukların en güzeli. Çünkü bayramla biz, ruh ve ahlak alanındaki yenilenmenin mutluluğunu yaşamakta ve içimizdeki kir ve paslardan arınmaktayız. Eğer, arınma ve yenilenme sürecine girmediğimizi bilsek, acaba bayramın huzur ve neşesini duyabilir miyiz? Eminim, birçok insan; bu duygular içerisinde kendi tutum ve davranışlarının hesabını yaparak, büyük ölçüde bayramı hakettiğine inanmaktadır. Peki, ya bayramı hak edemeyenler..

Böylelerini dile getirirken; inancımız dışında bulunan; Ramazan'a ve bayrama yabancı toplumları kasdetmiyorum. İnancımızdan olduğu halde, kardeşlerini inciten; maddeyi manaya üstün tutan; kendi heva ve hevesini yegane ölçü kabul edebilen ve hayır yaptığını zannedip, çevresindekileri kıranlar.. Evet, maalesef; inançlı kitleler içerisinde bulunup da; ruhen başka iklimlerde dolaşan ve "sureta haktan görünen" bir grup "şaşırmış insan"ın, tehlikeli varlığından bahsetmek ihtiyacını duyuyorum. Bu insanlar; ya kendilerini tanımayarak hakkını veremedikleri bir misyona dahil olmuşlar veya, inançlı ve ahlak ideali çerçevesinde buluşan insanlardan istifade etmek niyetindedirler. Dolayısıyla, her iki halde de; idealin yolcuları için, faydalı olmaktan uzaktırlar.

Bayramımızı; öncelikle, şahsi ve toplumsal bir kritik zemini olarak da düşünmek zorundayız. Serapa bir iyimserlik ve serapa bir rahatlık, bilindiği gibi günümüzde artık kolay kolay gerçekleşemiyecek hedeflerden. Buna yol açan faktörlerin başında, dostumuzu ve düşmanımızı ölçebilecek kriterlerden yoksun olmamız geliyor. Bugün İslam dünyası, sürekli içten gelen entrikaların, problemlerin ve belirsizliklerin altında inlemektedir. Toplumlar, yoğun bir biçimde bölünmekte, huzursuz edilmekte ve birbirine kırdırılmaktadır. Bunu planlayanlar ise; yüzümüze gülen, bize yakın olduğunu söyleyen ve hatta barış, hürriyet ve modernleşmeden söz eden ülke ve gruplar olmaktadır.

Bütün bunlar, inanan toplumların; yeniden bünyelerini kontrol etmek ve dostlarını tanımak zorunda olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak böylelikle, samimi olanlar ve olmayanların gerçek kimliği belli olacak ve safların netliği kesinleşebilecektir.

Bayramların birlik ve beraberlik günleri olduğunu sürekli söyler dururuz. Fakat, bu kardeşlik ve birlik oluşumlarının, ciddi bir ruh ve düşünce olgunluğundan geçtiğini çoğu zaman düşünmeyiz. Ayrıca, bizi birbirimizden uzaklaştıracak düşünce, eğilim ve tutumların sahiplerini de; yokluğa ve yalnızlığa mahkum etmekten çekinerek, sosyal yapımızı karartmalarına seyirci oluruz. Böylece, bütün bunlar; bizim gerçek bayramları yaşayamamıza yol açan "ilkesiz yaşama ve ilişki felsefemizden" kaynaklanmaktadır.

O halde, ne olur gelin; inanç ve kültürümüzle yoğrulmuş; ahlak, davranış ve ilişki sistemlerimizin gerçek ruhuna varalım. Maddenin, statünün, menfaatin, kıskançlığın, yersiz övünmenin, zulmün ve hırsın çemberinden çıkalım. Yeniden kardeş olalım. Davranışlarını inceltememiş, kendini olgunlaştıramamış olanları ikaz edelim ve ideal toplum olmanın yollarını anlatmaya çalışalım. Hatta, gönülden samimiyetimizle, bu tür insanları gönülden eritmeye çalışalım.

Sahte bir dünyayı ve yaşama sistemini değil; candan ve kaynaşmış bir toplumun gönül ve fikri bütünlüğünün inanılmaz dayanışmasını gerçekleştirelim. En büyük mucize, bizim kendimizi yüce ideallere yöneltmemiz ve böylece çevreye örnek olabilmemizle mümkündür.


16 Aralık 2001
Pazar
 
SAMİ ŞENER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED