|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün bayram. Kamuoyu yoklamaları Türk toplumunun önemli bir bölümünün bayram namazına gittiğini gösterdiğine göre, eğer erkekseniz, muhtemelen camiden çıkınca aldığınız gazetenizi açtınız ve bu sütunu okumaktasınız. Kadınların bayram namazına gitme âdeti yok ülkemizde; bu sebeple kadın okurlar, günün şamatası bitince gazeteyi ellerine alabilecekler... ANAR'ın kasım ayı gündem araştırması, hiç oruç tutmadığını söyleyenlerle (yüzde 19) cevap vermeyenleri (0.9) çıkardığımızda geri kalan herkesin bu ibadeti yerine getirdiğine ışık tutuyor. Halkın yüzde 67.7'si düzenli, yüzde 12.4'ü ise ara sıra oruç tutuyor ülkemizde. Ciddi rakamlar bunlar. Araştırmanın bulgusu olan oranların gerçeği yansıttığına inanıyorum. Oruç tutmayan, hatta Ramazan ayı içerisinde bulunduğumuzdan haberdar olmayan insanlar var etrafta; ancak, iftar saatinde ortalık tenhalaştı, okul önlerindeki satıcılar da bu ayda azaldı. Tam iftar saatinde iki ayrı uçak seyahati yaptım, gözlemlerim uçak yolcuları arasında da oruç tutanların küçümsenmeyecek oranda olduğunu gösterdi... THY sadece o uçuşlara mahsus bir uygulamayla çorba ve doyurucu bir çörek ikramında bulunuyor. Hazır çorbayı hostesin verdiği sıcak su dolu bardağa boca edince boğazınızı ısıtan bir tatla karşılaşıyorsunuz. O hazzı benimle aynı anda tatanlar her iki seferde de büyük bir oran tutuyordu. Siz de çocuklarınıza sorun, aynı cevabı alacaksınız: Çocuklar ve gençler arasında oruç tutanlar da epey fazla... Tek başına bunu bir 'mucize' olarak görüyorum ben. Son beş yıldır, Ramazan ayının hemen öncesinde başlayıp bayramı da içine alacak biçimde akıl almaz tartışmalara sahne oluyor ülkemiz. Bazı televizyonlar ve bazı gazeteler, İslâm'ın 'sahih bir din' olduğu konusunda akılları karıştıracak tartışmalarla karşımıza çıkıyorlar. Beş yıl öncesinin Ali Kalkancı'sından bu yılın büyücü ve falcılarına kadar ellerinde malzeme çok... İstismarcı, sahtekâr, dolandırıcı tipler, bir biçimde İslâm ile ilintilendiriliyor... Yapanların kastı o mudur bilemem, ama sonuçta herkesin kafası karışıyor... Bu yıl daha da çetin bir sınava tâbi tutuldu Müslümanlar. "İslam=terör" denklemini yıllardan beri dünya insanlarının zihinlerine işlemeyi görev bilenler için, 11 Eylül eylemi, iyi bir vesile teşkil etti. Üsame bin Laden ve Tâlibân üzerinden İslâm'ı yıpratma kampanyaları Ramazan'da da sürdü. Ramazan'ın ikinci yarısında ise, Filistin'den kanlı örnekler gelmeye başladı. ABD'deki eylemleri kuşkuyla karşılayanlar, Filistin'deki 'gerçek' ile yüzleştirildiler. Bu da yetmedi, son günlerde, Amerikan halkının üçte ikisinin bile gerçekliğinden tereddüt ettiği bir kasetle kafa karıştırmaya devam ettiler... "Böylesine yıpratılmak istenen, ısrarla üzerine gidilen bir dini artık terk ederler" diye düşünenlerin elleri, sınavın çetinliğine rağmen, bu Ramazan'da da boş kaldı. İşte ben buna 'mucize' diyorum... İşin ilginç tarafı şu: Üzerinde fırtınalar, boralar estirilen İslâm Dünyası, her yeni saldırı sonrasında iç dayanışmasını daha da pekiştiriyor. Bireyler ve o bireylerin kendilerine yakın bulduğu örgütler daha sağlamlaşarak çıkıyor çatışmacı ortamdan. Bu da, saldıranların bile saygısını çekiyor. Bir çok Batı ülkesinde, yönetimden önemli kişiler, bu Ramazan'da, Müslümanları hatırladı, iftar dâvetleri verdi, onların gönlünü almaya çalıştı. Hiç bekler miydiniz, bilemem: Bu yıl, Katolik Dünyası'nın lideri Papa bir mesaj yayımlayarak, Hıristiyan dinadamlarının yörelerindeki İslâm merkezlerini ziyaret etmelerini istedi. Bu ziyaretler gerçekleşti. Bu 'olumlu' gelişmeler, dünya konjonktürünün önümüzdeki günlerde artacak biçimde İslâm (veya Müslümanlar) ile uğraşmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmiyor. İslam'ın temsili yine kötü örneklere bırakılacak. Sahtekâr tipler "İşte din kardeşiniz" diye tanıtılacak. "O bizi temsil edemez" demenizi duymayacak, ancak zaten temsil etmediğini bildikleri için o tipler üzerinden kalıcı sonuçlar almaya çalışacaklar. Afganistan'da binlerce insan hayatını kaybetti; eğer öfke durmazsa, Irak, Somali, Sudan gibi Müslüman ülkeler de o öfkeden kendi paylarına düşeni alabilecekler... Bugün geldiğimiz noktada, kör inançların eline esir olmamamız gerektiğini, sağlıklı bir İslâm inancına ulaşma yolunda ciddi çabalar göstermemizin şart olduğunu anlayabiliyoruz. İçimizden çıkan kötü örneklerle aramıza mesafe koymak da görevimiz. Bunların gerçekleşmesi ise daha bilgili olmaktan geçiyor. Hurafelerden arındırılmış, etrafına ışık saçan birer örnek insan olmaya ayarlı bir inanç sistemi ancak bilgi ile sağlanabilir... Bayram namazından geldiniz ve ilk misafirleriniz sökün etmeden gazetenizi okuyorsunuz... Birazdan sizi ziyaret edecek küçüklerinizle veya kendilerini ziyaret ettiğinizde büyüklerinizle, günlük, gelip-geçici, sonuç alınması mümkün olmayan, eski deyimle 'mâlâyâni' konuları açarak neden vakit öldüresiniz ki? "Neden böyleyiz?" ile başlayıp "Gelecek yıl daha huzurlu bir Ramazan yaşayabilmek için ne yapmalıyız?" ile biten bir dizi müzakere konusu var. En doğrusu, fazla konuşmadan, acıyan ve acıma talep eden gözlerle birbirimize bakmakla yetinmemiz... Galiba başımıza ne geliyorsa acıma duygumuzu yitirdiğimizden geliyor... Bayramınız kutlu olsun.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |