T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Hasta Adam" veya "Türk hastalığı"…

19. Yüzyıl'ın ilk yarısında Rus Çarı Nikola I, Türkiye'den "Avrupa'nın Hasta Adamı" diye söz etmişti. Osmanli İmparatorlugu veya Türkiye; farketmez… Avrupalılar için Türkiye ile Osmanlı Imparatorlugu eş anlamliydi. Zaten, İmparatorluk coğrafyasında yaşayanlar, hele hele bugünün Anadolu'sunda ikamet edenler, yaşadıkları topraklardan Türkiye diye söz etmezlerdi. Türkiye, Avrupalıların, bizim (atalarımızın) devletinin egemenlik kurduğu topraklara verdiği isimdi…

Aradan yaklaşık 200 yıl geçmiş olmasına karşılık, bu "Hasta Adam" yakıştırması tekrar revaçta gözüküyor. Bu kez, Türkiye, "yolsuzluklar"dan ötürü "hasta yatağında"… Tanınmış İngiliz gazetesi The Guardian'da 1 Haziran günü yayınlanan bir makalenin başlığının "The Turkish Disease" (Türk Hastalığı)... Yazı çok çarpıcı biçimde, şöyle başlıyor:

"Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, yurttaşlarına 'öğün, çalış, güven' diye seslenmişti. Ama Turgut Özal'ın 1980'lerde Türk ekonomisini liberalizasyona açmasından sonra Pandora'nın kutusu açıldı ve özellikle son on yıl içinde, bu dönemin sloganı 'zengin ol, aldat, çal' haline geldi."

Birçok Türk'ün yapmaktan aciz olduğu keskin bir İngiliz gözlemi. Yolsuzluklara ilişkin, halkın en geniş kesimlerine yayılan tiksinti ve öfkeyi gözönüne alan bazıları, "yolsuzluklar"dan serbest piyasa ekonomisini sorumlu tutuyor. Oysa, dünyanın ekonomik bakımdan gelişmiş ve demokrasileri tıkır tıkır işleyen önde gelen tüm ülkeleri, serbest piyasa ekonomisine bağlılar. Bunun karşıtı olan ülkeler parmakla sayılacak ve gösterilecek kadar azaldılar. Komşularımız Arap ülkeleri ve İran'ın yanısıra Komünist tek parti yönetimleri altındaki Kuzey Kore ve Küba'nın dışında pek az sayıda bu cins ülke var ve hiçbiri imrenilecek bir manzara göstermiyorlar.

Serbest piyasa ekonomisi, çağın gerçeği; sevseniz de sevmeseniz de, bu böyle… "Yolsuzluk" kavramı ise serbest piyasa ekonomisinin "mütemmim cüz"ü yani "ayrılmaz parçası" değil. Yolsuzluk, her ekonomiye özgü bir ahlaksızlık hali. Ekonomi modelleri ister sosyalist, ister kapitalist olsun; yolsuzlukların kol gezdiği ülkeleri ayıran temel fark; ülkelerin "demokratik" olup olmamasıdır.

Bu çok önemli bir ayırımdır. Çünkü, "demokrasiler", denetim mekanizmalarının oluştuğu "açık toplum-şeffaf devlet" ilkesini hayata geçirirler. "Hukukun üstünlüğü" yani "devletin de bireyler gibi yasalara ve yasal kurallara bağlılığı" ilkesini izlerler. Bu gibi işlerliği olan "demokrasiler"de yolsuzluklar gerçekleşse bile, bunların açığa çıkartılmasının, teşhir edilmelerinin ve yolsuzluk yapanların cezalandırılmalarının yolları ve yöntemleri mutlaka vardır.

Oysa, kapalı ekonomiler, kapalı rejimler, tek partiyle yönetilen ülkeler veya bizimkisi gibi demokrasisi sadece "seçim demokrasisi"nden ibaret olan, "çok partili" görünümüne rağmen "otokratik" karakterde olan ülkelerde, "yolsuzluklar"ın haddi hesabı olmaz. Hesabı da sorulamaz.

Türkiye'ye bu bakımdan en fazla benzeyen ülke Rusya'dır. Türkiye'deki rejim ile Sovyet komünizminin arasında şekil farkları vardır. Esasta, özde çok derin farklar yoktur. O nedenle, Türkiye'de "liberal ekonomi kuralları" uygulanmaya başladığı vakit, iş, tümden çığırından çıkmış ve bir "yolsuzluklar sistemi"ne dönüşmüştür. Rusya'da da komünist ekonominin vidaları sökülüp, serbest mülkiyete geçildiğinde olan, eski Komünist Partisi bürokratlarının "mafyalaşması" ve ülke ekonomisinin "yolsuzluk ekonomisi"ne dönüşmesi olmuştur.

Türkiye'yi bir "yolsuzluklar cenneti" haline sokan gelişmeler ise, tıpkı Rusya gibi 1990'lı yılların eseridir. Turgut Özal dönemi değil; Turgut Özal sonrası dönem! Kemal Derviş'in, Türkiye'nin bugün "derin kriz" içine düşmesine yol açan "borç kapanı"nın hazırlandığı yılları 1992'den başlatması dikkat çekicidir.

Türkiye'nin bugün "yolsuzluk enfeksiyonu" ile "yüksek ateş"le seyreden "hastalığı"nın tedavisine çalışılıyor. Rakamlara bakın: TOBB değerlendirmesine göre siyaset sınıfının son 10 yılda (1991-2001) çarçur ettiği para 195 milyar dolar. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun el koyduğu özel bankaların (ki, bunlar özelleştirilen; yani "siyasi otorite" marifeti ile aralarında medya patronlarının bulunduğu özel şahıslara verilen bankalardır) yüklediği yük 12 milyar dolar. Kemal Derviş'in, Amerika ve G-7 desteğiyle IMF'den binbir şartla elde ettiği para miktarı, ancak özel bankaların "hortumlanma zararı"na denk düşüyor.

Şimdi gelelim RTÜK Kanunu'na… Bu kanun, bu "soygun"a boğazına kadar gömülmüş olan medya-siyasetçi bağlantısı sayesinde çıkartılmak isteniyor. Yani, "Türk hastalığı"nın devamına çalışılıyor. Üstelik, görülmemiş bir hayasızlıkla buna "şeffaflaşma" adı verilerek.

Ve, dikkat edin: Bu kanun tasarısının başını, 1991-2001 arasında defalarca hükümet sorumluluğu taşımış ve şu dönemde her türlü "şaibe" altına girmiş, Cumhuriyet tarihinin "yolsuzluk gensorusu" ile düşürülmüş olan tek başbakani çekiyor.

TBMM'nin tüm üyeleri vebal altındadır. Bu kanuna oy veren herkesten, yarın tek tek hesap sorulacaktır. Çünkü, "yolsuzluklar" temizlenmeden, "yolsuzluklar"a geçit veren ya da ondan nemalanan "siyaset sınıfı" tasfiye edilmeden; Türkiye'nin "hasta yatağı"ndan kalkması mümkün değildir.

TBMM üyeleri, bir kez daha "vatanseverlik sınavı"ndan geçiyorlar…


4 Haziran 2001
Pazartesi
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED