|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kim bu ülkede yaşar?
Türkiye'nin gittikçe siyahın koyu tonlarına bürünen çalkantılı siyasayal gündemini, kendine özgü üslubuyla renklendiren bir yazar Mehmet Emin Kazcı. Kıvamını kıvrak zekasıyla dozunda ayarladığı bir ironiyle, ülkenin sosyo-ekonomik iskeletini çıkartan Kazcı, alaycı tutumuyla 'toplumca hiçbir zaman adam olamayacağımızı' en iyi hatırlatan kalemlerden birisi. Biz onu, 'Yenilen pehlivan güreşe doymaz' misali, tokatlandıkça yine şamar yemek için ensesini uzatan Türk halkının trajikomik siyasi macerasını, köşesindeki gündelik yazılarıyla duru, yalın ve akıcı bir dille analiz eden yazılarından tanıdık. Dermansız sosyal yaralarımıza ilaç tedavisi uygulamaktan çok iğneleyici diliyle akapunktur tedavisi uygulamayı tercih eden Kazcı'nın, 'Bu Ülkede Yaşanmaz' adlı eseri Birey Yayınları'nın katkılarıyla okurların beğenisine sunuldu. Türkiye'nin devasa sorunlarını, yer yer mizahın doruklarına çıkarak yer yer cesur çıkışlar yaparak mercek altına alan Kazcı, bu eserinde de okuru güldürürken düşündürmeyi, düşündürürken güldürmeyi ustaca başarıyor.
Bizi güldürerek düşündürüyor
"Ben hırsıza hırsız demem, cepten cüzdan çalmayınca" diyen Kazcı, ülkemizin banka hortumcularına izafen artık hırsızlığın da kurallarının değiştiğini, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını çalan hırsızların zamanla 'bey', 'müteşebbis', 'sanayici', 'patron' unvanlarıyla ödüllendirilir olduğunu; geçim sıkıntısı kuyusundan çıkmaya çalışan sade vatandaşların ise artık küçük hırsızlıkları kabullenir hale geldiğini ifade ediyor. Türkiye'deki yöneticilerin, kullanma tarihleri çoktan geçmiş ideolojik doktrinleri halka dayatma oranına paralel olarak, dış güçlerin yaptırımının daha da arttığını belirten yazar, bu durumu son ayların en popüler parçalarından birisiyle özdeşleştiriyor: "Dayatırsan dayatırlar gülüm!" Türkiye'yi zenginden alıp fakire veren masal kahramanı Robin Hood'la kıyasladığında, ters örnekleme yoluyla fakirden alıp zengine veren 'Dooh Nibor' karakterine ulaşan yazar, Ortaçağ'ın baskıcı Fransası'nda zorbalıklarla manastıra kapatılıp rahibe yapılmak istenen Susanne'nin hüzünlü öyküsüyle, başörtülü olduğu için okullundan atılarak evde dantel örmeye mahkum edilen Suzan'ların bahtsızlığı arasında benzerlik kuruyor. "Bu ülke tek parti döneminde de, çok parti döneminde de, hiçbir zaman gerçek bir demokrasiyle tanışmadı. Olmayan bir demokrasinin yıkılma tehlikesi bahane edilerek demokrasisizliğe razı olunan tuhaf yılları idrak ederek yaşadık hep" diyen yazar, paradoksal bir geçmişi olan ve sicili kabarık bir demokrasi kültürüne sahip olduğumuzun altını çiziyor. İlginç konu başlıklarına takılıp kitabı okumaya başladığınızda, 173 sayfayı bir çırpıda bitirdiğinizin farkına bile varmayacaksınız. (Birey Yayınları: 0212-511 33 69)
Askerî değil asgari müşterek
"Bu ülke tek parti döneminde de, çok parti döneminde de, hiçbir zaman gerçek bir demokrasiyle tanışmadı. Olmayan bir demokrasinin yıkılma tehlikesi bahane edilerek demokrasisizliğe razı olunan tuhaf yılları idrak ederek yaşadık hep" diyen yazar, paradoksal bir geçmişi olan ve sicili kabarık bir demokrasi kültürüne sahip olduğumuzun altını çiziyor. "Faşist yönetimler susturmak kadar dinlemeyi de severler" diyen Kazcı, Türk halkının artık ideolojik kamplaşmalara son verip 'askeri müşterekler' yerine 'asgari müşterekler'de bütünleşmesi gerektiğine işaret ediyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |