T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Devlet nasıl pazarlık eder?" diyenlere…

Geçtiğimiz perşembe günü bu sütunda davetsiz bir misafir ağırlamıştık. Adalet Bakanı adına, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü'nün, cezaevlerindeki ölümlerle ilgili bir yazımız nedeniyle gönderdikleri açıklamaydı bu…

Açıklama hakkının kötüye kullanılışının bundan daha iyi bir örneği olamazdı…

Yayınlayanları 'ayna karşısında' vicdanları ile başbaşa bırakıp konuyu kesmekti amacımız.

Ama olmadı… Swiss Otel baskıncılarının lideri, (Savcılarımız, otel basan ve insanların hayatlarını tehlikeye atan kişilere terörist değil, otel baskıncısı diyor) Muahammet Tokcan'ın ifadelerini okuyunca, bu açıklama üzerine bir iki laf daha etmeyi gerekli gördüm.

Tokcan, ifadesinde otelin genel müdürü tarafından kendilerine –Çeçen davasında kullanılmak üzere– baskını sona erdirmeleri halinde 2 milyon dolar önerildiğini açıklıyor. Tokcan, bunun üzerine durumu İstanbul emniyet müdürü 'ağebeyine' bildiriyor. 'Ağabey' de bunun kabul edilmemesi gerektiğini, ama 'müdür beyin isterse daha sonra bu parayı bir Çeçen vakfına bağış olarak verebileceğini' söylüyor.

Pazarlığa dikkatinizi çekerim. Bir devlet yetkilisinin bir teröristle, pardon 'otel baskıncısı' ile yaptığı bu konuşma nasıl tanımlanmalı sizce?.

Bu muhabbet bir 'pazarlık' mı değil mi?

Ayrıca otel baskını sırasında birçok bakanın ve üst düzey devlet yetkililerinin 'otel baskıncıları' ile al gülüm ver gülüm görüştüklerini biliyoruz.

Zaten yetkililer de bu görüşmeleri ve pazarlıkları inkar etmiş değiller.

Gerekçeleri de çok makul ve insani… İnsan hayatını korumak ve sezonun başında turizmin büyük bir yara almasını engellemek için teröristlerle görüşmüşler…

Sanırız Adalet Bakanlığı yetkililerinin bu pazarlıklardan haberleri yok ki, o açıklamayı bana göndermiş olmalılar.

Ya da daha önce de yazdığımız gibi çifte kriter içindeler.

Sempatik, devlet yanlısı, bölücülüğe karşı, ama biraz yaramaz Çeçen teröristler ile artık ölmek üzere de olsalar, devlet düşmanı, bölücü, iflah olmaz terör örgütü mensupları aynı değildir.

Devlet, insan hayatı ve ülke ekonomisi adına Çeçenlerle görüşür. Fakat, 'bölücü terör örgütü üyesi oldukları' gerekçesiyle ölmek üzere olan kendi vatandaşlarıyla görüşmez…

Burada, bakanlığın başvurduğu bir saptırmayı teşhir etmek gerekiyor.

Ben hiçbir yazımda ölmek üzere olan tutuklu ve hükümlülerin yurt dışında olan örgütleriyle görüşülsün demedim. Bunu savunsaydım açıkça söylerdim.

Devlet gerekirse terösitlerle de görüşür ve belki Adalet Bakanlığı yetkilileri çok üzülecekler bu gerçeğe ama devlet de çeşitli kereler töröristlerle görüşmüştür ve onları muhatap almıştır.

Ben hatta şunu söylemiştim bir yazımda:

"Cezaevlerine gelen tutuklu ya da hükümlüleri, örgütlerin hakim olduğu koğuşlara kim gönderiyor? Hangi otorite? Cezaevleri yönetimleri kendi adına, o insanların örgütler eliyle ezilmeleri ve belli bir disipline tabi olmaları için mi o sistemi yıllarca destekledi acaba?"

Bunları soruyorum ben ne zamandır. Terör örgütünü muhatap almak tam da budur işte… Kaldı ki ben, ölmek üzere olan o insanları ve yakınlarını muhatap almalarını önermiştim sadece…

'Otel baskıncılarını' muhatap almak meşru ve gerekli oluyor da birkaç hayat kurtarabilmek pahasına o insanlarla görüşmek mi gayrı meşru ve gayrı yasal bir durum?

Peki açıklamadaki gerçek dışı ifadelere ne demeli?

Terörle Mücadele Yasası'nın 16'ncı maddesini değiştirmişler ve "bu değişiklikle, hükümlü ve tutukluların eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde biraraya gelmeleri ve açık görüş yapmaları sağlanmış."

Arkadan, 'Bakan' imzasıyla yayınlanan genelgeye ne demeli?

"Sürekli isteksiz davranan ve üç defa zamanında hazırlanmayan tutuklu, sosyal alanlardan yararlanamaz."

"Tutukluların hangi haklardan yararlanacaklarına devlet görevlilerinden oluşan bir seçici kurul karar verir."

Değişiklik dedikleri de bu…

Bir nokta daha… Adalet Bakanlığı'na göre, "Terör örgütleri F tipi cezaevlerinin, DGM'lerin kapatılmasını, 3713 sayılı Kanun'un ortadan kaldırılmasını" istiyorlarmış.

Bu nedenlerle bu örgütler muhatap alınamazmış.

Bana da soruyorlar, kinayeli ve suçlayıcı bir tarzda:

"Bir aydın olarak bu önerilerin bakanlığımızca nasıl karşılanacağı hususunda görüşlerinizi bildirirseniz…"

Tabii bildiririm… Ama şimdiden söyleyeyim: Ben de bu haliyle F Tipi cezaevlerinin insanlık adına yüzkarası olduğuna inanıyorum. DGM'lerin tümüyle kaldırılması gerektiğini savunuyorum. Bütün antidemokratik yasaların ve yasalardaki antidemokratik hükümlerin ortadan kaldırılmasını canı gönülden istiyorum.

Aksi tesadüfe bakın ki, Türkiye'de artık bunu bir çok kişi ve kurum da savunuyor.

Bakanlık yetkilileri mesela en son TÜSİAD önerilerine göz atabilirler.

Sonra Kopenhag Kriterlerinde ve Avrupa İnsan Hakları normlarında da bu hükümlere sıkça rastlayabilirler.

Netice itibarıyle bu hükümleri savunmak ne terörist olmayı ne de bir terör örgütü de bunları savunuyor diye onunla aynı kaba konulmayı gerektirir.

Üstelik de bir tutuklu ve hükümlü bu talepleri ileri sürüyor diye onu bir hücreye tıkmak ve ölüme terketmek hiçbir anlayışa ve hiçbir uluslararası değere ait olmayan bir yaklaşım.

Cezaevlerinde insan hakları için pazarlıklar yapılması çok çirkin bir şey… İnsan hakları ile alay eden o genelge yeni kışkırtmalara zemin hazırlayacak. Bu kaçınılmaz.

Mesnetsiz açıklamalar yapmak yerine, cezaevlerinin şartlarını 'gerçekten' iyileştirin. Örgütlerle insan hayatı adına pazarlıktan da vazgeçin…

Örgütler şunu bunu istiyor diye, insan hayatı kurtarmayı reddetmek ve cezaevleri şartlarını ikinci bir ceza olarak kullanmak insanlığa sığmaz…


4 Haziran 2001
Pazartesi
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Yeni Şafak'a Yeni Okur ol !!! - Abone ol !!!
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED