|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hani olmaz ya, bir an için olabileceğini düşünüp bir soruya beraberce cevap arayalım: "Filmi başa sarar gibi takvimi geriye alma imkânımız bulunsaydı, ertesi gün meydana gelecekleri bildiğimize ve olacakları önleyemeyeceğimize göre, 10 Eylül 2001 tarihinde ne yapardık?" Türkiye, her zamanki 'kraldan fazla kralcı' tutumuyla, kendisine ait olmayan bir savaşa asker göndererek sorunun dışında kalmaya çalışıyor; ancak, 11 Eylül'den etkilenen ülkeler sıralamasında en başlara yerleştirmemiz gereken ülke Türkiye… Sadece kriz içindeki ekonomisi daha da kötüleştiği veya siyaset içinden çıkılamaz bir karmaşaya döndüğü için değil; etkileri uzun yıllar sürecek, her an 'uygarlıklar çatışması' biçimini alma istidadı taşıyan farklı bir savaşın muhatapları arasında o da var çünkü… 11 Eylül'le ilgili gerçekler bir gün herkesin bilgi alanına girecek. Tarihin değişik dönemlerinde söylenmiş yalanlardan hareketle, 11 Eylül'ün de bir 'yalan perdesi' ile çevrildiğini düşünmemiz temel bir gerçeği ortadan kaldırmıyor: 11 Eylül, alttan alta zaten yaşananın ortalığa dökülmesine yol açmış bir vesiledir; filmi başa sarsak veya takvimi geriye alsak da o alttan alta yaşananı değiştiremeyiz… Dünya -hiç değilse Batı- ile İslâm coğrafyası arasında varlığı bugün daha şiddetle hissedilen bir temel bakış farklılığı söz konusu. İslâm coğrafyası, dünyanın aldığı yeni biçimle tezat teşkil ediyor. İki dünyanın temel değerleri farklı; 11 Eylül süreci çabuklaştırdı, ama Huntington ile esas dilini bulan türden bir çatışma 11 Eylül olmasaydı da mukadderdi. Hiçbir değer yargısını akla getirmeye çalışmadan bir tespitte bulunalım: Üsame bin Laden ve Tâlibân ile ABD'nin başını çektiği düzen aynı dünyada yanyana yaşayamaz… Saldırıya uğradığı için ABD'nin kendi saldırganlığı gerektiği kadar sırıtmıyor; ancak, bugünün gerçeği, ABD'nin sadece Afganistan'ı değil bütün dünyayı kana boğacak, Kıyamet'i çabuklaştıracak bir imha gücüne sahip olduğudur. Güç, hep biliriz, bir gün gelir kullanılır. Böylesine büyük bir tahrip gücünün, dünyaya vermeye çalıştığı biçime ciddi itirazlara uzun süreli göz yumması düşünülemezdi. 11 Eylül ABD'nin gazabını Üsame bin Laden ve 'İslâm fundamentalizmi' üzerine çekti; ancak 'teröre karşı mücadele' iddiası, o gazabın, ABD'nin varmak istediği nihâî sonuca (Yeni Dünya Düzeni) engel olmak isteyen başkaları üzerine de kusulacağına işaret ediyor. Gazabın, 11 Eylül zorlamasıyla, önce İslâm coğrafyasına dönmesi bir önemli şansı kaçtı kaçacak hale getiriyor. İslâm Dünyası'nın 'kutsal' olanla terbiye edilmiş değerler sisteminin, başka değerlerle yanyana yaşayabileceği şansından söz ediyoruz. Bugün 'İslâm' denilince akla ilk gelen 'Tâlibân' uygulamaları, 'Müslüman' dendiğinde zihne üşüşen 'Üsame bin Laden' ve 'el-Kaide' örneği, 'gerçek İslâm' ile 'gerçek Müslüman' önünde birer perde aslında. Bu perde, boğa güreşinde boğayı azdıran kırmızı pelerin gibi; ABD'nin yıkıcı ve saldırgan gazabı, İslâm Dünyası'na ait her şeyi aynı karalıkta kabul ediyor. Boğaya her gördüğünü al pelerin sanmaması öğretilebilirse, ABD'ye de İslâm Dünyası'nda çok farklı eğilimler bulunduğu, tekil örnekleri genelleştirmemesi belki öğretilebilir. Bugün gördüğümüz, bu tür telkinlere kulak verir gibi yapsa bile, ABD'nin gazabının, üzerinde "İslâm" etiketi bulunan her şeye dönük olduğu… Fırsat yakalarsa, Afganistan'dan sonra Irak'a, oradan Suudi Arabistan'a, Filistin'e yönelecek; oradan da kimbilir nereye? Bir boğa gibi sağa-sola saldıran bir muazzam güce karşı yapılabilecekler sınırlı. Üzerinize çekip kılıcınızı hayati organlarına saplayıverir, yani global ekonomiyi, uluslararası barış düzenini berhava edebilirsiniz… Bunun çıkmaz bir yol olduğu açık; bizler de o dünyada yaşıyoruz... Amaç, boğalarla kuzuların yanyana yaşayabilecekleri, herkesin birbirinden yararlanabildiği bir düzen fikrine ulaşmak olmalı. Yani, 'gerçek İslâm' dediğimizin 'gerçek Müslüman' için hedef olarak gösterdiği 'barış düzeni'… Savaş, sadece ölümlere yol açtığı için değil, akıl ve muhakemenin önünü kestiği, ağızlar yerine bombaları konuşturduğu için de kötüdür. İslâm Dünyası, buna rağmen, bu açmazı bozacak bir çıkış yolu bulmak zorunda. Takvimi geriye alamıyoruz; keşke alabilseydik de, Türkiye, aklı, muhakemeyi ve sağduyuyu temsil eden bir konumdayken 11 Eylül'e gidebilseydik...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |