|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TEFTİŞ TERÖRÜ
Son zamanlarda gündeme gelen siyasi amaçlı operasyonlar bürokratlar ve bilimadamları tarafından mercek altına alındı. Özellikle "Temiz Şehir" adı verilen operasyonlar çerçevesinde yapılan uygulamalar bürokratları çalışamaz hale getirirken, birçok firmayı da zarara uğrattı. Kamu görevlilerinin bağlı oldukları siyasi makamların baskısı ve vaadleriyle görev ahlakıyla bağdaşmayacak bir şekilde, siyasi makamların hasım olarak gördükleri kişilere ve kuruluşlara yönelik linç operasyonlarında görev almaları kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor. Hukuki dayanağı olmayan gazete kupürleri ve kasıtlı olarak dedikodu üreten siyasi taraflara dayanılarak hazırlanan düzmece raporların, müfettişlik gibi tarafsız ve objektif davranılması gereken görevlere gölge düşürdüğü ifade ediliyor. Özellikle iktidar partilerine mensup olmayan kişilerin işbaşında olduğu mahalli idarelere yönelik olarak ortaya çıkan teftiş terörü, tarafsız ve objektif görev yapan müfettişlerin güvenilirliklerini zedeliyor. Teftiş görevinin siyasi, ideolojik ya da kişisel çıkarlara hizmet eden bir silaha dönüştürülmesi kamu görevi yapan müfettişler tarafından da tepkiyle karşılanıyor. Aşağıdaki yazıda teftiş görevinin nasıl siyasi bir terör aracına dönüştürüldüğü anlatılıyor. Denetimin esas gayesinin, çalışan personele yol göstermek, bilmeyerek yapılan hatalar var ise bunların da kanun ve yönetmeliklere uygun olarak tashih edilmesi hususunda tavsiyelerde bulunmak şeklinde olduğu kanaatinde bulunmaktayız. Bu arada, kanunsuz iş yapanların, yaptıkları işlerden şahsi menfaat temin edenlerin, çalıştıkları kurumları zarara uğratanların tespit edilerek, delilleri ile birlikte bir rapora bağlandıktan sonra adli mercilere intikal ettirilmesine kimsenin bir itirazı bulunmamaktadır. Son zamanlarda kamuoyuna akseden haberlerden anlaşılacağı üzere, muhtelif kurum ve kuruluşlarda yapılan denetim ve teftiş esnasında elde edilen bilgilerin işin doğruluk derecesi hususunda kesin kanaate varılmadan bazı gazetelerde haber olarak yayımlandığı müşahede edilmektedir. Bu durum ise yapılan teftişin gizlilik esasını zedelediği gibi, teftişe tâbi tutulan kurumları da haksız bir şekilde şaibe altında bırakmaktadır. Şaibe korkusu bürokrasiyi kilitliyor Bunun neticesi olarak da bakanlıklarda olsun, diğer devlet dairelerinde olsun, çalışan personel arasında büyük bir huzursuzluk ve tedirginlik meydana gelmektedir. Memurlar, normal işlerini dahi yapmaktan imtina etmekte, vatandaşın işini günlerce savsaklamaktadırlar. Bunun zararını ise başta iş sahibi vatandaşlarımız olmak üzere memleketimiz çekmektedir. Zira, yatırım yapmak isteyenler, fabrikasının herhangi bir ihtiyacını karşılamak isteyenler, hayati ehemmiyeti haiz birçok önemli mesele, günlerce bürokratların vereceği kararı beklemekte ve böylece yapılması gereken işler sürüncemede kalmaktadır. İşlerin bu hale gelmesinin başlıca sebebi ise, siyasi iradenin telkin ve talimatları istikametinde hareket etmekte olan bazı müfettişlerin bu iradeye boyun eğmek suretiyle teftişlerini hak ve adalet duyguları ile değil de, siyasi ayak oyunlarına alet olacak şekilde yapmalarıdır. Teftişe siyaset karışmamalı Siyasilerin, müfettişler üzerindeki bu baskı ve telkinlerine bir de bir kısım 'Mülkiye Müfettişleri'nin vali olmak hasretiyle yanıp tutuşmalarıyla birlikte, ideolojik hesapları da biraraya getirildiği takdirde, normal yapılması gereken denetimler bir tarafa bırakılarak, alınan talimatların yerine getirilebilmesi için çoğu hallerde kraldan ziyade kralcı olunmakta ve bunun neticesi olarak da, ısmarlama, zoraki suçlar ve suçlular bulunmaya çalışılmaktadır. İşte bu şekilde son zamanlarda birçok hadisede şahit olunduğu üzere, memlekette adeta TEFTİŞ TERÖRÜ meydana getirilmiş bulunmaktadır. Başta üst kademede vazife yapmakta bulunan birçok namuslu, dürüst bürokrat, kendilerine ne zaman sıra geleceğinin tedirginliğini yaşamaktadırlar. Çünkü bilmektedir ki bir gece yarısı birçok bürokrat evinden apar topar toplanarak nezarete alınmakta, günlerce zulüm ve işkence gördükten sonra, sorgudan geçirilip, suçsuz olduğu anlaşılarak özür dahi dilenmeden serbest bırakılmaktadır. İşini dürüst yapmaktan ve kurumuna hizmet etmekten başka bir gayesi olmayan bürokratın ise, maruz kaldığı muameleden en büyük kârı, gördüğü zulüm ve işkence ile birlikte kaybettiği itibarı olmaktadır. Bu şekilde yapılan teftiş ve denetimin terör estirmekten başka kime ne faydası olur. Siyasi ikbal endişesi taşıyan bir kısım politikacılar ile müfettişler tarafından bilerek estirilen bu terörden, kurumlar ve bürokratlar büyük ölçüde zarar gördüğü gibi, memleketimizin dünyadaki imajı dahi zedelenir hale gelmiş bulunmaktadır. Bugün gelinen nokta şudur ki, yukarıda da izah edildiği üzere, Ankara'da birçok bakanlıkta işler felce uğramış, hayati önemi haiz kararlara dahi imza atacak bürokrat bulunamaz olmuştur. Denetim terörü şimdi de belediyelerde Silah olarak kullanılan teftiş terörü şimdi de, çalışmaları ile göz dolduran, hatta hizmet etmek için yarışa girmiş bulunan mahalli idarelerin önünün kesilmesi gayesiyle bazı belediyelerin üzerine çevrilmiş bulunmaktadır. Halbuki belediyelerin bütün işlemleri kendi denetim elemanları tarafından devamlı olarak kontrol altında tutulduğu gibi, mali bakımlardan da Sayıştay'ın vizesine tâbi bulunmaktadır. Bu bakımdan zaten usulsüz bir işlem varsa bunlar tespit edilip, ilgilileri hakkında gerekli kanuni işlem yapılmaktadır. Bu itibarla, 'Mülkiye Müfettişleri'nin, belediyeleri ve kurdukları şirketleri denetim altında tutmalarının hiçbir mantığı bulunmamakla beraber, kanunen de buna haklarının bulunmadığı kanaatini taşımaktayız. Zira, bazı hallerde öyle durumlar meydana gelmektedir ki, bakanlıktan veya başka mercilerden gelen denetim elemanları aynı konuları yeniden teftişe tâbi tutmakta, bir 'Bakanlık Müfettişi' tarafından denetimi yapılan bir işlem veya mevzu daha sonra aynı bakanlığın bir başka müfettişi tarafından tekrar teftişe tâbi tutulmaktadır. Bazı hallerde ise, aynı mevzu ile alakalı olarak tanzim edilen raporlar arasında mübayenet olduğu görülmektedir. Halbuki doğru bir tanedir. Bir işte usulsüzlük ya vardır veya yoktur. Bu gibi durumlarda hakikat sonradan anlaşılmakta ise de o kurum, kamuoyu nezdinde bir defa yıpratılmış olmakta, çalışanları ise damgalanmış duruma düşürülmektedir. Böyle haksız ve birbirleriyle tenakuz teşkil eden durumların meydana gelmemesi bakımından kuruluşların mali denetimlerinin kendi bünyelerinde yapılması esas olmalıdır. Mahalli idareler, idari bakımdan mutlaka denetime tâbi tutulacak ise, bu denetimin de siyasilerin tehdit ve telkinlerine kolayca boyun eğen 'Mülkiye Müfettişleri' tarafından değil, tarafsız olan Cumhurbaşkanlığı Yüksek Denetleme Kurulu, Yüksek Hakimler Kurulu tarafından teşekkül ettirilecek heyetler tarafından veyahut da Sayıştay ve Danıştay'a benzer bir şekilde kurulacak bir bağımsız kurum tarafından yapılmasının daha faydalı olacağı uygun mütalaa edilmektedir. Denetim global olmalı Ayrıca denetimler global olarak yapılmalıdır. Yani birçok iş yapıp çalıştığı kuruma büyük menfaatler sağlayan bir bürokratın toplam hizmetleri nazarı itibara alınarak, herhangi bir kasdı olmadan yaptığı hatadan dolayı cezalandırılması cihetine gidilmemelidir. Zira mükemmel olarak yapıldığı kabul edilen işlerde dahi az da olsa yanılma payı bulunmaktadır. Bu suretle neticede, yetkisini kullanıp, gece gündüz demeden çalışıp kurumuna trilyonlar kazandıran bir personel, kazara yaptığı ufak bir yanlışlıktan dolayı dahi hesaba çekilmekte, zamanının çoğunu mahkeme kapılarında geçirmekte ve itibarı kaybolmaktadır. Teftişte ideoloji olmamalı Netice itibariyle ifade etmek istediğimiz husus şudur ki; Tabiatiyle, kurumlar denetime tâbi tutulabilir. Ancak bu denetimler, bağımsız kurumlar tarafından yapılmalıdır. Çalışan kurumların, halka başarılı bir şekilde hizmet vermekte bulunan müesseselerin önünün kesilmesine sebeb olmamalıdır. Denetimler kanunlara ve gayesine uygun olarak yapılmalı, birinin ak dediğine diğeri kara dememeli, siyaset ve ideoloji unsuru hiçbir zaman yer almamalı, tarafsız bir şekilde hak ve adalet duyguları nazarı itibara alınarak, çalışanları motive edecek şekilde yapılmalıdır. İş yapmayanın başı derde girmez
Yetkisini kullanmadığı için işlerin sürüncemede kalmasına göz yuman, bir yerde, çalıştığı kurumun zararına sebebiyet veren bürokrat ise dürüst bürokrat olarak temayüz etmekte, hiçbir zaman başı da derde girmemektedir. Denetimlerde meydana gelen bu çarpık durum mutlaka düzeltilmelidir. Bir de şu husus var ki, denetim yapan bazı müfettişler umumiyetle tecrübesiz ve kompleksli olmaktadırlar. Bu mahzurların bertaraf edilmesini teminen, müfettişlerin tecrübeli kimseler arasından seçilmesi, aynı zamanda teftiş yapacağı konular ile birlikte idari konularda muayyen bir süre çalışma mecburiyeti getirilmelidir. Maalesef bir kısım müfettişler de değerlendirmelerini kurumlarda gördükleri itibara göre yapmaktadırlar. İsterlerse kurumu taltif edip yükseltmekte, isterlerse muaheze edip yerin dibine batırmaktadırlar. Bu anlayışla yapılan denetimler de, gerçek durumu aksettirmediği cihetle mutlaka düzeltilmesi iktiza eder diye düşünülmektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|