T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasette 'yeni oluşum' arayışlarının organik krizi

Siyasette "yeni oluşum" arayışlarının sürüyor olması hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor?

Öncelikle devletin "yapısal" problemleri olduğu ve bu problemler halledilmeden bundan sonra bir yol gidilemeyeceği konusunda bir "mutabakat" var. Bunun ötesinde, "siyaset"le toplum arasındaki bağların zayıflamış olmasından kaynaklanan "organik kriz" yüzünden yükselen bir "yeni siyaset" arayışı uzun zamandan beri gündemde yer etmiştir, ediyor.

Lakin tüm bunlar her "yeni oluşum" tartışmasının aslında "yeni siyaset" arayışına karşılık geldiğini göstermiyor. "Yeni oluşum" tartışmaları ile "yeni siyaset" arasındaki makas farkı giderek de açılıyor.

Fakat gerek sağda gerekse solda "yeni siyaset" ve "yeni oluşum" arayışlarından herkesin anladığı çok farklı gözüküyor. Bu anlayışlar ise tüm farklılıklarına rağmen çok temel iki noktada birleşiyor. Bu iki noktada yapılan hatalar sebebiyle, gerçekten "yeni siyaset" temelinde bir "siyasi statü" sabitlenmesine gitmiyor Türk siyasal hayatı. Bunun belli başlı iki sebebi bulunuyor.

Birincisi, siyaset hala "siyasi aktörler" üzerinden yapılan ve onlarla "sınırlı" bir faaliyet olarak algılanıyor. "Belli" isimlerin biraraya gelmesinden ibaret bir faaliyetin siyasete yenilik getireceği varsayılıyor. Bütün "yeni oluşum" arayışlarının en temel özelliği, bildik bazı siyasi aktörleri yeni bir siyasi çatı altında örgütlemeye dönük olunca, gerçek bir siyaset tartışması yapılamıyor. Böylece devletin yapısal sorunlarının sıralanmasının, yeni bir siyaset için kalkış noktası olabileceği sanılıyor.

Tabii, "yeni oluşum" tartışması şemsiyesi altında gündeme düşen faaliyetler sadece siyasi aktörler düzeyinde "ilişkisel" gelişmelere indirgenince, belli bir siyasi zemin tutmak isteyen her türden siyasetçi kendine siyasetin dar koridorlarını esas alarak yol açma gayretini "yeni oluşum" çabası olarak etiketleme lüksüne sahip oluyor.

"Yeni oluşum" çabalarını "zeminsiz" bırakan ikinci ve en önemli husus, siyasetin hala bir "devlet faaliyeti" sanılmasıdır. "Devletin siyaseti"nin "taşıyıcısı" olma iddiası, Türk siyasal hayatının kronik hastalığıdır. Bu hastalık her dönemde küçük ya da büyük dozlarda varolmuştur. Fakat "post-modern darbe"den sonra bu siyaset algısının neredeyse tartışılmaz kılındığı görülmektedir. "Yeni oluşum" tartışmalarının "dip dalgalarında" bile "devletin siyasetini kimin daha iyi temsil edeceği"nin bir dinamik tartışma noktası olması kaydadeğerdir.

Adı "yeni oluşum" olsa bile, ortaya çıkan birçok sağ ve sol siyaset örgütlenmesinin ya da örgütlenme arayışının, "yeni siyaset"e karşılık gelmemesi bundandır. Çünkü gerçekten "yeni bir siyaset" için gereken iki şey var. Birincisi, siyasetin "siyasi aktörler"e indirgenmiş bir faaliyet olması, siyaseti bir "kamusal tartışma" faaliyeti olmaktan çıkarır. Öte yandan siyasetin bir devlet faaliyeti gibi algılanması, toplumdan sisteme yönelen "talepleri" kısırlaştırır. Oysa bugün "yeni siyaset" arayışının temelinde "toplumsal talepler"in "siyasal temsil"e dönüşme basıncı vardır.

"Yeni oluşum"ların gerçekten "yeni siyaset" anlamına gelmesi için bu iki noktadaki hataların giderilmesi gerekir...


8 Kasım 2001
Perşembe
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED