|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Süleyman Demirel diyor ki: "Hem seçime gitmiyorsunuz, hem bunalıma çare bulamıyorsunuz. Halkın bunalım altında inim inim inlemesini seyrediyorsunuz. Bunun mantığı var mı? Türkiye'de bugün seçim bunalımın çaresidir" Ta Mart ayından bu yana aynı şeyi yazıyorum. Bana göre de ekonomik krizi aşmanın tek yolu seçime gitmektir. Bunun için de Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası'nı mutlaka ve mutlaka değiştirmek gerekir. Bir süre önce ortaya atılan, "Ecevit ayrılacak yerine yeni bir başbakan gelecek" sözü bile bir süre piyasalara "umut" verdi. Dolar düştü, faiz düştü, borsa yükseldi. Sonra bakıldı ki, Ecevit koltuğuna yapışmış, piyasalar yine "dengesiz" haline dönüverdiler. Dünyanın yeniden "paylaşıldığı", belki de sınırların yeniden çizileceği günlerdeyiz. Başımızdaki hükümetin üyeleri Bakanlar Kurulu'nda birbirleri ile atışıyor. Hükümet ortağı partiler birbirlerini halka ve işçilere şikayet ediyor. "Kurtarıcı" gelen ama ekonomiye "batırıcı" etki yapıp, "halis muhlis" Türk şirketlerinin yabancılara "peşkeş çekilmesine" neden olan Kemal Derviş, "Bakanlar Kurulu'na ne zaman girsem, 36 erkeği görünce içim daralıyor" diye "dert" yanıyor. Sanki aralarında bir iki bayan bakan olsa yüzünde güller açacak. İşte bu "manzarayı" veren hükümet "gitmem de gitmem" diye diretiyor. "Krizin asıl sorumlusunun kendileri olduğunu" unutup, krizi çözmek isterken, daha da ağırlaştırıyorlar. Esnafından, köylüsüne, işçisinden işverenine, dul ve yetiminden emeklisine, ticaret ve sanayi odalarından işçi kuruluşlarına ve TÜSİAD'a kadar herkes, "bu hükümetin gitmesi" konusunda fikir birliği yapmış durumda. Yani Türkiye'nin yüzde 90'ı "hükümetin değişmesini" istiyor. Ecevit'in artık belki "tecrübeli" ama, pek "ağır" kaldığını vurguluyor. Böyle "kritik günlerde" günde 30 saat çalışacak başbakanların olması gerektiği vurgulanıyor ama sonuç, sıfıra sıfır elde var sıfır. Ekonomik krizin gerçek sebebinin "siyasi kriz" olduğu bütün dünyaca kabul edilmiş durumda. Bazı dış ülke temsilcileri bile "Başbakanınız yaşlı değişmesi gerekiyor" demeye başladılar. Hükümete olan "güvensizlik" "siyasi istikrarı" da ortadan kaldırıyor. Siyasi istikrar olmadan da "ekonomik istikrarı" yakalayıp krizden çıkmak ve ekonomiyi büyütmek mümkün değil. Yine herkes açık seçik biliyor ki, "siyasi istikrarı" yakalamış, halkın büyük bir bölümünün desteğini alan bir hükümete sahip olacak ülkemizin, halkımızdaki "güven" duygularını yeniden yeşertecek ve piyasaların işlemesine dolayısıyla "üretim" yapılmasına neden olacaktır. Hükümete duyulan "güvensizlik" ve halkın "gelecek korkusu", piyasaya "talep" olarak çıkması gereken parayı, dövize ve de altına yönlendirip "yastık altına" attırıyor. Darphane Müdürü Eylül ayında Cumhuriyet altınına olan talep geçen yılın aynı ayına göre "15 misli" arttığını söylüyor. Hükümete duyulan güvensizlik, "Bu hükümet bankadaki parama da el koyar" noktasına uzanmış ve son aylarda altın "daha cazip" hale gelmiş. Güven olmayınca "piyasalar duruyor" ve piyasalarda yaprak kımıldamıyor. Piyasalarda talep olmayınca doğal olarak üretim de olmuyor. Üretim olmayınca istihdam daralması ve işçi çıkarmalar meydana geliyor. Kriz daha da ağırlaşarak "sosyal tehdit" haline dönüşüyor. Hükümet ekonomik krizi kendi haline bırakmış, kendisine başka meşgaleler bulmuş kendi dünyasında oyalanıyor. Nedense birden bire yeni bir "Kıbrıs Meselesi" ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı "esip gürlüyor", koalisyon ortağı liderler kendisini desteklediklerini açıkladıkları gibi "Kıbrıs'ı ilhak" gibi akıl almaz önerileri bile halka sunuyorlar. Bordo Bereliler Afganistan'da "kahramanlık menkıbeleri" yaratacaklar ve böylece halkımız bu "menkıbelerle" oyalanırken "ekonomik kriz" unutulacak. Hükümetin asıl kendisi "krizi unutmuş" durumda. IMF ve G-7'lerin "gelecek" dediği dolarlar ortalarda olmadığı gibi IMF de "nazlanıyor", günler geçmesine rağmen ne 3 milyar dolarlık üçüncü kredi dilimini, ne de dördüncü kredi dilimini serbest bırakmıyor. Türkiye bu muamelelere ve böyle davranışlara layık bir ülke değil. Türkiye'nin bir büyük devlet olduğu gerçeğini aklından çıkarmayacak, devleti ekonomiden çekip küçülmeyi sağlarken, "devletçe büyümeyi" gerçekleştirecek, gerçekçi ve dinamik bir hükümet kurulmadan bizim sorunlarımız çözümlenemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |