|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir toplumun sadece "lisanını" kaybetmesi, "hüviyetini" (kimliğini) kaybetmesi için de yeter sebep olmalı ki bizler "sürekli devrim" (!) marifetiyle lisanımızı kaybetmek üzere bulunduğumuzdan ("kaybettiğimizden" demeye dilim varmıyor), ne yazık ki şimdi, bizi biz yapan kimliğimizi de kaybetmek üzereyiz. Merhûm Akif, hayatta iki şeyi ziyadesiyle önemsediğini söylerdi: Din ve Dil. Bizler ise ne dinimizi, ne de dilimizi önemser olduk. Din meselesi şimdilik bir bahs-i diğer diyelim. Ya dil? Ne yazık ki dili de önemsemiyoruz artık. O dil ki dinimizi de içinde barındırıyordu, tarihimizi de, kültürümüzü de... Şimdi aramızda haysiyeti yitip gitmiş birkaç bin kelimelik mecâzsız/kinayesiz bir simgeler yığınıyla anlaşmak zorundayız. "Kamus namustur" diyebilen mütefekkirleri yetiştiren bir toprağın sâkinleri, göğüslerini gere gere işaret edilebilecekleri bir Kamus'tan mahrûm bir halde yaşıyorlar da bunun farkına bile varmıyorlar. Geçenlerde elime bir kitap geçti: Lehrbuch der Modernen Osmanischen Sprache. Bir de Osmanlıca bir adı var: Mürşid-i Lisân-ı Osmanî. Neşir tarihi 1893. Berlin'de basılmış. Müellifi de "Anotolia College" (Anadolu Koleji) hocalarından bir Ermeni: J. J. Manisaciyan. Kitabın yazılış amacı ise Almanlara Osmanlı Türkçesini öğretmek. Eserin sonunda nefis bir Osmanlıca-Almanca, Almanca-Osmanlıca lugatçe mevcut. Gerek gramer kaidelerinin açıklanışında, gerek misâllerin ve uygun terimlerin seçiminde gösterilen titizlik, hele hele 1893'de basılmış olmasına rağmen arı-duru sade bir Türkçe'nin kullanılmasına özen gösterilmesi kitabın ilk dikkati çeken husûsiyetlerinden. Her ne kadar şimdiye değin akademik bir tedkikin konusu olup olmadığını araştıracak vakti bulamadımsa da bu fırsattan istifadeyle hemen söylemeliyim ki bu eser, bilhassa Türkoloji sahasında çalışmakta olanların muhakkak elden geçirmeleri gereken bir mahiyeti hâiz. Almanca'nın kavâid ve ıstılahâtının o yıllarda -ki hâlen de böyle- hemen hemen tamamiyle Latince terimlerden müteşekkil olduğu nazar-ı itibara alınırsa, bunların o zaman bütünüyle -hem de fevkalâde başarılı bir sûrette- Türkçeleştirilmiş olmasının kayda değer bir yönünden söz edebileceğimizi sanıyorum. Öyle ya, meselâ bugün "isim cümlesi-fiil cümlesi" ayrımını bir kenara itip çocuklarımıza eylem-yüklem adı altında ne terler döktürdüğümüz hatırlanmalı değil mi? Bu arada, yalap şalap okunmuş yabancı dildeki birkaç kitabın tesiriyle Subjekt'i alelacele "özne" diye çevirip, özne'yi de "cümle de işi yapan" diye tanımladıktan sonra "Elma tatlıdır" cümlesindeki "elma"yı özne olarak ilan eden ve fakat o cânım elma'nın bu cümlede hangi işi yaptığı suâlini cevapsız bırakan öğretmenlerimizin hâli de bir düşünülmeli... [Hele şu "isim" tanımı yok mu, ona bayılıyorum: "Varlıklara verilen ad"] Mürşid-i Lisan-ı Osmanî'nin hüzün verici bir tarafı da var: Kitabın sonundaki lugatçe'de (Vocabular) bulunan Almanca kelimelerin neredeyse tamamına yakını, bugünün Almancasında kullanılmakta iken, Osmanlıca/Türkçe kelimelerin yarısından fazlasının bir asır gibi kısa bir sürede tarihe karışmış olması. Tipik bir misâl olmak üzere Erlaubniss kelimesini zikredebilirim. Burada kendilerine bu kelimenin anlamını sorduğum gençler, "izin ve müsaade" karşılıklarını hatırlamakta hemen hiç gecikmediler; ancak bir tanesinin bile aklına (tabiatıyla) "ruhsat" kelimesi gelmedi, gelemedi; Document kelimesini duyanların aklına hüccet'in gelmemesi gibi. Bir tek Almanca kelimenin karşısında 4-5 tane Türkçe karşılık yer alırken, bugün tam aksinin vukû buluyor olması hüzün verici değil mi? Sözgelimi Diener için bir asır önce "bende, hizmetçi, hizmetkâr, hâdim, çâker"; Charakter için "şîme, tabiat, hulk, seciyye"; edel için "şerîf, kerîm, necib, hâlis"; eifrig için "gayretli, gayûr, gayretkeş"; betreffs için "bâbında, hakkında, dolayı, zımnında, husûsunda"; heftig için "hadîd, şedîd, azgın, sert"; herz için "dil, kalb, gönül, yürek", Hund için "köpek, kelb, it", vs. gibi karşılıklar verilirken bunların bir kısmının Türkçe kökenli değil diye lugatlarımızdan silinmek istenmesi, kısmen de muvaffak olunması hangi iz'an ve idrake sığar? Bizimkine sığdı ve şimdi bu nedenle artık dil dil'e değmiyor!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |