|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Göç yolda düzülürmüş, savaş da en başta ifade edilen biçimine yolda sokuluyor… En başta söylenen ve duyulduğunda garip karşılanan sözleri hatırlayalım: Biri, ABD başkanı George W. Bush'un 'ağzından kaçtığı' kanaatine varılan ünlü 'Haçlı Seferi' sözü… Diğeri de, yine aynı ağızdan çıkan ve ABD'nin gücü ile düşman olarak karşısına aldığı el-Kaide ve Tâlibân güçleri arasındaki dengesizlik sebebiyle pek anlaşılamayan, "Teröre karşı mücadelemiz en az on yıl sürecek" sözü… 11 Eylül sonrası 'garip sözler hanesi' altına yerleştirilen bu çıkışlar, aslında, savaşın bugün aldığı ve yarın alacağı biçime ışık tutuyor… Bugün aldığı biçim, savaşın, çok geniş bir cephe tarafından yürütüldüğü gerçeğidir… Çekirdeğinde, İngilizce konuşulan ülkeler (ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya) bulunan, Avrupa ülkelerinin de katılma taahhüdünde bulundukları bir 'global ordu' bu… Benzer bir cephe Ortaçağ'dan buyana kurulamamıştı; Ortaçağ'daki benzer cepheleşme ise, Bush'un 'ağzından kaçtığı' kanaati ile bir tarafa bırakılmış o sözün içinde var. Türkiye'nin (Pakistan ve Suudi Arabistan'ın da) cephede yer alması, belli ki, ilk tepkiler yüzünden ve aynı 'örtme faaliyeti' ile irtibatlı… Bu da bizi, savaşın en başında ifade edilmiş 'en az on yıl' tespitine götürüyor. Eşitsiz güçler arasındaki bir savaş, hele bir tarafta bir 'global ordu' bulunuyor ve öteki taraf saklandığı kovuktan başını çıkartamıyorsa, neden 'en az on yıl' sürsün ki? 'Terörle mücadele' şifresi, ancak bu iki 'talihsiz' söz birarada düşünüldüğünde çözülebiliyor: Mücadele, şimdilerde Afganistan'a karşı yürütülen ve sadece Irak'a yönelik niyetin dışa vurulduğu, aslında birden fazla hedefi bulunan bir savaşa evrilecek … Hedeflerden biri, saldırmak için sadece bir vesile aranılan Irak; artık buna kuşku yok… 11 Eylül eylemiyle Irak'ın doğrudan ilişkisi ilk günlerde kurulamadı; "Yıllardır biyolojik bir savaş için hazır" denilerek 'şarbon' bakterisi ile akrabalığı gündeme getirildi, onu da ciddiye alan çıkmadı. Ciddiye alınmasa bile, iddia, en yetkili ağız (Bush) tarafından dünya liderlerini ikna için sürekli kullanılıyor. Şimdilerde, ülkesinden kaçmış Iraklılar sahneye çıkartılarak yeni irtibat iddiaları medyaya taşınmaya başladı. Fazla sürmez, 'global ordu', öncelikli hedefleri arasına Irak'ı da katacaktır… Pakistan (daha doğrusu bu ülkede var olduğu bilinen atom başlıklı füzeler) da hedefler arasında. Washington, daha şimdiden, bu ülkedeki atom gücünü "Pakistan'ın istenmeyen ellere geçmesiyle meydana çıkacak sorun" olarak kayıtlara geçirdi. "Pakistan'ı istenmeyen ellere düşürebilecek" gelişme bu savaş değilmiş gibi… Silâhların yok edilmesi için bir formül arandığı duyuluyor. Afganistan'a karşı savaşta topraklarını Amerikan üssü haline getiren Pakistan, bu dostluğa, çok pahalıya mal olmuş atom gücünün tahribiyle karşılık verilmesinden herhalde mutlu olmayacak… Buradan çıkan bir sonuç da şu: 'Global ordu' içinde yer almak onun hışmından kurtulmak için yeterli değil… Bu yüzden, şimdi adları fazla telâffuz edilmese bile, doğal refleksleri ABD yanında bulunma yönünde oluşmuş başka ülkelerin de (sözgelimi, Suudi Arabistan), hiç beklemediği anda, bu savaşa (veya yan etkilerine) mâruz kalma ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor. Bütün bu hesapların 11 Eylül'den çok önce yapıldığı, savaş planlarının epeydir hazır beklediği belli; 11 Eylül planı uygulamaya koymanın vesilesi oldu. İlk şaşkınlık atlatıldıktan sonra, savaş, büyük bir kararlılıkla, planda öngörülen biçimine sokuldu, sokuluyor... Tıpkı göçün yolda düzülmesi gibi…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |