T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Münasebetsiz bir 'Ama...'!

İçişleri Bakanı'nın "işkence iddiaları"na ilişkin yaptığı açıklamaları ne derece doyurucu buluyorsunuz bilemem... Bana sorarsanız bu "açıklamalar" boyu 1.80 metrenin üzerinde olan bir insanın kendisini nasıl olup da 1.80 boyundaki bir karyolaya çarşafla asabildiğini henüz açıklayabilmiş değil. Bakan, bu açıklamaları zaten ancak muhalefet partilerine mensup milletvekillerinin soruları söz konusu olunca yapıyor; yani bu "iddialar"a ilişkin olarak kamuoyunu aydınlatmak için gönüllü (Meclis'in araya girmesini beklemeden) bir gayret içinde değil. Bu "açıklamalar" Bakan'ın çok sıkıştırılınca mecburen açıklanan açıklamalarından ibaret... Oysa bakanlık koltuğuna oturur oturmaz başta gelen derdinin insan hakları ihlalleri olduğunu ilan eden bir İçişleri Bakanı'nın bu "iddialar"a ilişkin tavrının çok daha açık, çok daha gönüllü ve çok daha sorumlu bir seyir izlemesi gerekmez mi? Ne gezer! Mesela İçişleri Bakanlığı'nın (ve Bakan'ın) "kilit" isimlerinden birisi olan İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'in "Küçük Armutlu operasyonu"ndan sonra yaptığı şu açıklamaya bakın: "Gerekirse yine girer perişan ederiz."(!)

Emniyet Müdürü'nün seçtiği şu sözcüklere, şu üsluba bir bakın ve şu sorunun cevabını vermeye çalışın: Anayasasında "hukuk devleti" olduğu belirtilmiş bir devlette büyük bir şehrin asayişinden sorumlu bir yönetici böyle açıklama yapabilir mi? Bana göre, İçişleri Bakanı bu polis müdürünü vakit geçirmeden arayarak kendisini olması gereken "dil" ve "üslup"a davet etmelidir...

Peki "işkence iddiaları"nı devletin diğer kurumları nasıl değerlendiriyor? Önümüzde Radikal'den Turgut Tarhanlı'nın iki gün önce yayımladığı "İşkence niçin yapılır?" başlıklı bir yazı var. Çok bilgi verici, çok öğretici, başta hukuk fakülteleri olmak üzere hukukla ilgili her çevrede mutlaka ciddi olarak gözden geçirilmesi gereken bir yazı bu. Tarhanlı, kamuoyunda kısaca "Af Kanunu" olarak bilinen kanun hakkında 226 mahkeme tarafından bu kanunun Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne yapılan itirazlardan hareket etmiş. Bilindiği gibi bu itirazların arasında "işkence suçundan hükümlü ya da sanık olanlar"la ilgili itirazlar da vardı. Özetle şöyle bir itiraz: "İşkence ile adam öldürme" gibi suçlar "adi vakalar" olarak "Şartlı Salıverme Kanunu" kapsamına girerken, bu suçlar kamu görevlileri tarafından işlenince kapsam dışında bırakılmış; oysa bu durum "anayasal eşitlik ilkesi"ne aykırıdır! Dolayısıyla, "işkence tanımına uyan fiiller"de bulunmuş kamu görevlisi sanık ve hükümlülerin de kanun kapsamına girmesi gerekir...

Bu "mantıklı" itirazı Anayasa Mahkemesi'nin reddettiğini de biliyorsunuz. Red kararının gerekçesi "işkence suçunun 'koruduğu yarar bakımından diğer tüm suçlardan farklı nitelikte' olması ve kamu düzeni ve kamu güvenliği gibi amaçlarla Şartlı Salıverme Kanunu'nun kapsamı dışında bırakılmasında hukuk devleti ilkesine aykırılık olmaması"ydı. Yani özetle, tam da bir hukuk devletinde olması gereken bir karar...

Tarhanlı, bize yararlı bir bilgi daha veriyor: "Anayasa Mahkemesi'nin beş yargıcı (Samia Akbulut, Yalçın Acargün, Sacit Adalı, Ali Hüner ve Rüştü Sönmez) bu hükme karşı oy kullanmışlar." Yani özetle, bu beş yargıca göre, işkence tanımına giren fiillerde bulunmuş kamu görevlilerinin ne günahı var, "Af"tan onlar da yararlansın!

Karşı oy kullanan beş yargıcın gerekçelerine göz atınca, "kamu düzenini bozan ve suç teşkil eden" olayların fail ve delillerine ulaşabilmek başta gelen "hafifletici" neden gibi görünüyor! Mesela Yalçın Acargün'ün kaleme aldığı şu satırlar: "(Şartlı Salıverme Kanunu'ndan) kamu görevi yapan ve bu görevlerini yaparken kişisel çıkar ve sair nedenler dışında hareket ederek (işkence suçu) işleyen kişilerin yararlandırılmamasını adalet ve insaf ölçüleri ile bağdaştıramadığımdan..." Görüyorsunuz, insana gerçekten "İnsaf" dedirten cinsten satırlar değil mi bunlar? Mesela Ali Hüner'in kaleme aldığı şu satırlar: "(İşkence yahut zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muameleler) ...özellikle kolluk kuvvetlerinin, kamu düzenini bozan, ülkenin birlik ve bütünlüğüne kasteden, yıkıcı, bölücü, terörist eylemleri yapan, bu yönde faaliyetlerde bulunan suç faillerini açığa çıkarmak, suç delillerini elde etmek gayret ve uğraşıyla işledikleri fiillerdir." Görüyorsunuz, insana gerçekten "Türkiye'de yargıçlar var!" dedirten cinsten satırlar değil mi bunlar?

Benim arada bir "Zavallı Türkiye!" demem işte bu yüzden... İçişleri Bakanlığı'ndan Yargıtay'dan filan vazgeçtik; ülkenin Anayasa Mahkemesi'nde 11 üyeden 5'i bile neredeyse ne pahasına olursa olsun "kamu düzeni"nin peşinde! Sanki şöyle der gibiler: İşkence suçu tabii ki çok ağır bir suç, ama... Bakın, "Ama"nın yersiz kullanıldığı bir yeri de öylece bulmuş olduk!


10 Kasım 2001
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED