|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sırası mı şimdi, çoktan tarih olmuş bir mevzuyu tekrar tekrar gündeme getirip kafaları karıştırmak? Ben de başyazara soruyorum: Sırası mı? Araştırmadan, incelemeden, devlete maliyetini hesaplamadan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün kapısına kilit vurulmak istenmesi elbette yanlıştır, ama Kemal Derviş'i eleştireceğim diye, üzerinden onca yıl geçmiş bir pratiği (Köy Estitüsü ve Halkevleri uygulamasını) yüceltip, karamboldan tek parti asr-ı saadetine övgüler düzmek de ne oluyor? Halkevleri çok başarılıydı, kapatıldı. Köy Enstitüleri çok başarılıydı, kapatıldı. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü de, "çok başarılı olduğu için" kapatılmak isteniyor. Öyle mi? Belki de öyledir, bilmiyorum. Ama, Köy Enstitüsü ve Halkevleri meselesinde başyazar gibi düşünemiyorum. Konu, çünkü, her başımız sıkıştığında, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülüyor, iktisaden tökezlememizin nedeni bu iki kurumun kapatılmasıymış gibi... Kimileri de, çok matah bir şeymiş gibi, bu kurumların ihyası için çaba gösteriyor. İsmail Cem İpekçi, örneğin, Kültür Bakanı'yken, Köy Enstitüleri'nin yeniden açılacağı müjdesini vermişti. Sözünü tutmadı, nedense. "Sosyal demokrat" etiketiyle ortalıkta dolaşan kasaba politikacılarının, İmam Hatip Liseleri'ne "alternatif" olur düşüncesiyle Köy Enstitüleri'ni nasıl "yeniden ihya" gayreti içine girdiklerini ve çağdaşlıktan vazgeçmek pahasına vasatlığı nasıl özlenir hale getirdiklerini ise malum süreçten biliyoruz. Köy Enstitüleri 17 Haziran 1940 tarihinde kuruldu. Amaç, köy çocuklarını alıp eğitmek, tek parti totalitarizmine memur yazmaktı. Allahtan, "köy" yaftasına rağmen, köylü bu kuruma güvenmiyordu. Dolayısıyla, bu okullardan yetişme aydınlara da güvenmiyordu. Köy aydınlanmacılarının ağzıyla söylersek, Kemal Tahir'in "Bozkırdaki Çekirdek" romanı, bu güvensizliğin bir belgiti. Boş vakit bulursanız, mutlaka okuyun. Başyazarın okumasında da yarar var. "Köy Enstitüleri'nde temel özellik" diyordu yazar, "Mediokrasi tabir edilen ve tek parti ideolojisine ilke oluşturan vasatlığı yaygın bir ortak payda haline dönüşmesinde odaklanmıştır. Zira bu okullar, istisnalar müstesna, mürekkep yalamış cahil üretmiştir. Buradaki eğitim sistemi, 'halkçı' geçinen ve 'ilericilik' babında mangalda kül bırakmayan, ama aslında ne halk ne de aydın olan 'vasat ordusunu' oluşturmuştur... Kâzım Karabekir'in daha TBMM'deki tartışmada saptadığı gibi, Köy Enstitüleri, 'az görgülü yarı münevverlerin nüfuz ve maddi manevi tahakkümünü' yerleştirmiştir. Zaten cüret cehaletten geldiği için, enstitülü zevatın 'ileri' kültürü, kasaba meyhanelerinde 'sol nutuk' çekmek, asla edebî ve beşerî değeri olmayan kitaplar yazmak veya sanki çok matah bir şeymiş gibi, Müslüman kimlikli Türkiye halkına domuz eti yemeyi öğütlemekle sınırlı kalmıştır." Şimdi, "Sırası mı Köy Enstitüsü nostaljisi yapmak?" diyeceğim ama... Belki de tam sırasıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |