T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i
Bilgisayar'da fiyatları indirdik

Y A Z A R L A R
Kabil'den Bağdat'a döşenen yol…

Gelişmeler, Saddam Hüseyin'e yönelik bir 'askeri harekat'ın kaçınılmazlığına ilişkin işaretler veriyor. Afganistan'da Taliban rejiminin, umulandan dahi daha süratli ve tahmin edilemeyecek ölçüde keşmekeş içinde çöküşü, Amerikan Yönetimi içinde 11 Eylül'ün hemen sonrasından itibaren 'Irak ve Saddam' diye bastıranların elini güçlendirdi.

Afganistan operasyonunun tartışılmaz 'askeri başarısı', 11 Eylül sonrasında izlenecek 'Amerikan stratejisi' konusunda Pentagon ile Amerikan Dışişleri Bakanlığı arasında süregelen çekişmede, birincisinin 'haklı' çıktığını ve bundan sonraki kararlarda 'ağır basacağını' ortaya koydu.

Arka planda Richard Perle'ün ateşli bir taraftarı olduğu, 'içerde' Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in 'kuramsal çerçevesi'ni oluşturdugu Saddam Hüseyin'i devirmeyi öngören 'çizgi'ye karşı Dışişleri Bakani Colin Powell dikiliyordu. Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Condoleeza Rice, Powell'a yakın konumlanmıştı. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile Başkan Yardımcısı Dick Cheney ise, ibreleri Wolfowitz'e dönük biçimde 'tarafsız' görüntü sergiliyorlardı. Başkan George W. Bush'a gelince, yönetiminin iki kanadı arasında mutlak tarafsızlık tutumuyla, ibresini Afganistan'a ilişkin hangi tarafın haklı çıkacağına göre ayarlamıştı.

'Afganistan'ın bugünü' ile 'Irak'ın geleceği' arasında irtibat, 7 Ekim'de başlayan Amerikan hava harekatının hemen sonrasından itibaren söz konusuydu. Harekatın ilk üç haftasında hava harekatının şiddeti ve seçilen hedefler, Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'in politikasına göre ayarlandı. Amerika'nın hedeflerine ulaşabileceğinin kuşkulu olduğu da bu ilk üç haftada ortaya çıktı. 'Başarısızlık' ya da en azından 'başarısızlık ihtimali', Amerika'nın 'siyasi ağırlığı'nı azaltma tehlikesi taşıdığı gibi ve Amerikan diplomasisinin oluşturmaya çalıştığı ve belli ölçülerde oluşturdugu 'uluslararası koalisyonu' da çatlatma sinyalleri verdi.

İlk üç haftanın ardından, Pentagon'un 'çizgisi' ağır basarak öne çıktı. Pentagon'un yöntemleri bir hafta içinde hızla sonuç verdi. Önce Mezar-ı Şerif düştü. Ardından Kabil kapıları açıldı. Ve sonuç olarak, birkaç gün içinde Afganistan coğrafyasında -ki yüzölçümü Trakya hariç Türkiye kadar- Taliban egemenliği -o da sarsıntılı biçimde- kuzeydeki Kunduz şehri ile güneydeki Kandehar'a sıkıştı.

İşin en önemli yanı, bu başdöndürücü süratteki gelişmelerin Ramazan ayının ve askeri açıdan daha da belirleyici önem taşıyan kış mevsiminin başlamasından önce gerçekleşmesiydi.

Bu gelişmeden sonra, Amerikan Yönetimi'ndeki 'iç denge'nin değiştiği 'Irak'ın hesabının görülmesi' seslerinin giderek artmasında ve bu açıklamaları yapanlara, bu konuya değinmekten kaçınanların da dahil olmasında farkediliyor. Örneğin Condaleeza Rice, pazar günü 'Meet the Press' adlı ünlü televizyon programında aynen şunları söyledi:

" Saddam'ın halkına, bölgeye ve bize yönelik bir tehdit oluşturan çok tehlikeli bir adam olduğunun bize anlatılması için 11 Eylül olaylarına ihtiyacımız yoktu. Irak'ta BM denetçilerini istememesinin tek bir sebebi vardır; o, bu sayede kitle imha silahları üretimine devam etmek istiyor."

Rice'ın ardından Amerikan Dışişleri Müsteşarı John Bolton, Irak'ı, Kuzey Kore ile birlikte Amerika'nın kimyasal silah üreten ülkeler arasında gördüğünü açıkladı.

Hal böyle olunca William Safire'ın New York Times'daki son yazısındaki şu satırlar anlam kazanıyor: "Taliban'ı devirmek, Usame bin Laden ve fanatik izleyicilerini paramparça etmek için zorunlu bir girizgahdı. Bu yerine getirilince, Bush çevresinin 'Aşama II' adını verdiği konuya, Irak'daki nükleer ve biyolojik silahlardan kaynaklanan tehdidi ortadan kaldırmak doğrultusundaki yarım kalmış işe döneceğiz. Bağdat, bugün, devlet terörizminin merkezidir. Bütün şehirleri mahvetmek ve dünya çapında salgın hastalıkları yaymaya kalkışmak için hem bunu yapacak yeteneğe ve hem de ortaya konmuş iradeye yalnız Saddam sahip… Eğer Dr.Rice Başkan'ın zihin kalıbını yansıtıyorsa, teröre karşı savaşın Aşama II'si sadece bir zaman meselesi. Ama zamanlama hayati önemde. Bu mücadelede hiçbir yardımı olmayan Suudi ve Mısır yöneticileri, önleyemeyecekleri nefretten kaçınmak ve güvenli olabilmek için kazanacak tarafta yer almaları gerektiğinin farkındalar. Avrupalılar dalganın ters döndüğünü seziyorlar. Laik, Müslüman Türkiye konuşmaya hazır."

Şu sırada Amerikan Yönetimi'nde Saddam'ın hedef alınıp alınmaması gerektiğini tartışan yok. Sorun, bunun zamanlaması ve Amerika'nın 'elini kuvvetlendirmesi için' şarbon ile Irak arasında bağlantı kurulmasına imkan verecek delillerin toplanması. Wolfowitz, buna dahi gerek olmadığını savunuyor.

Muhtemelen önce Irak'a, BM denetçilerini ülkeye geri kabul etmesi için bastırılacak ve ardından Saddam'ı devirme operasyonuna geçilecek. Bunun 'zamanlama'sını kestirmek, şu sıra imkansız; ama 'ihtimal'in çok yüksek olduğu tartışılmaz.

Bu noktada, Amerika-Rusya (Bush-Putin) yakınlaşmasına özel bir önem atfetmek gerekiyor. Amerika'nın, bir süre piyasadan çekilecek Irak petrolünü kompanse etmek için Rusya ile bir 'anlaşma'ya varmış olması söz konusu. Aynı şekilde, Rusya'ya 'Saddam sonrası Irak'ta cömert petrol kontratlarının vaadedilmiş olması da…

Bu arada, Colin Powell'ın -yetersiz ölçülerde de olsa- Amerika namına Filistin-İsrail sorununa el atması da, Irak'a yönelik bir operasyonun 'habercisi' olarak algılanabilir.

Türkiye'nin 'iç politika takvimi'ni ve iç politikaya ilişkin gelişmelerin alacağı muhtemel yönü, bu 'olgular' ışığında düşünmek ve değerlendirmekte yarar var. Siyasetçiler için de, siyaset yorumcuları için de…


21 Kasım 2001
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED