|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milliyet muhabiri, "Bu ülke için seve seve" kampanyasının yaratıcısı reklamcı İzmir Tolga'ya soruyor: "Siz reklamcılar kelimelerin, deyimlerin çağrışımlarını iyi bilirsiniz. Çekinmediniz mi 'seve seve' lafının o meşhur çağrışımından?" Reklamcının cevabı: "Hayır. Niye çekinelim ki? Bu da bir his. Artı bir his."(!) Bir reklamcının ağzından bunu duymak beni şaşırttı doğrusu... Diyelim ki kampanya tuttu ve bu "artı his" gerçekleşti; peki o zaman "markalar"ı kimler "kapışacak"? Yanılmışız; uzun ömürlü olsunlar da bol alışveriş yapsınlar diye insanları hayatta tutmaya çalışanların başında reklamcıların geldiğini sanırdık! "Markaları kapışmak" ifadesi de Milliyet'ten: "Markaları 'seve seve' kapıştılar!" Hikaye malûm; İstanbul Mecidiyeköy'de Galatasaray Stadı'nın önündeki köprü ayaklarına "Sizin için varız..."(!) gibi belediyecilik dünyasının en "açık sözlü" sloganını çivileten Şişli Belediye Başkanı'nın açtığı kampanya çerçevesinde Nişantaşı ve Şişli'de bulunan büyük mağazalarda bir günde bir haftalık alışveriş yapılmış. "Marka" mağazaların sahipleri sevinç içinde; gazete sayfalarında ve televizyon ekranında Başkan'a teşekkür ediyor ve herkesi alışverişe çağırıyorlar. Muhakkak ki siz de dikkat etmişsinizdir; "Bu ülke için seve seve" kampanyasının Şişli-Nişantaşı alan uygulamasının özü şu fikre dayanıyor: Vatandaş krizden dolayı cebindeki parayı harcamadığı için, bu parayı cepten çıkartacak yöntemler bulmak gerekli. Yani özetle, bu derece kendi dünyasında kapalı, bu derece dünyadan habersiz bir "fikir". Görülen o ki, "Seve seve"ciler vatandaşın alışverişe gitmemesinin cebinde para olmamasından kaynaklandığını bile anlamamış! Onlar bugün ülkede olup bitenin tamamına yakınının "psikolojik" nedenlerden kaynaklandığını düşünüyorlar... Vatandaşta para var ama maalesef "psikolojisi" bozuk! Bir türlü harcamama "blokajı"nı aşamıyor... Halk-Ekmek önünde saatlerce kuyrukta bekleyenler bunu "psikolojik" nedenlerden dolayı yapıyor; İftar Çadırı önünde mikrofona "Ne yapalım fakiriz ve bunun için buradayız" diyen vatandaş da aynen... Vatandaşa yönelik illâ ki bir tespit yapılacaksa, belediye ve "marka" reklamcılarına ben şunu öneririm: Vatandaşın asabı bozuk, hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar! Memleketi bir "reklam metni" gibi okumanın sırası değil herhalde... Afganistan'da öldürülen gazeteci sayısı önceki gün 7'ye ulaştı. Reuters için çalışan iki gazeteci ile İspanyol gazetesi El Mundo. Ve İtalyan Corriere della Sera gazetesinin muhabirleri Celalabad yakınlarında öldürüldüler. Dün birçok Türk gazetesi bu dört gazeteciyi kurşuna dizenlerin "Taliban" olduğunu yazdı. Acaba öyle mi? Fransız Liberation gazetesi, bunun ihtimallerden sadece birisi olduğunu belirtiyor. Söz konusu bölgede yağmacı "antitaliban" peştun kabileler, kontroldan çıkmış pek çok silahlı grup ve nihayet uyuşturucu trafiği yapanlar da bulunuyormuş. Bu bilgileri şu nedenden aktarıyorum: "Türk medyası"nın yaptığı gibi öyle hemen karar vermemek gerekir; bir de bakarsınız ki gazeteci katilleri "Kuzey İttifakı" içinden çıkıvermiş! Liberation, Afganistan'daki "gazeteci katilleri" konusunda bize ek bir bilgi de veriyor: 1986 Kasım'ında Afganistan'ın kuzeyinde öldürülen bir insani yardım örgütü (Afrana) üyesi katilinin Zubet Tufan (Gülbeddin Hikmetyar'ın partisinden bir zat olduğu) aşikârken, hakkında hiçbir işlem yapılmamış; benzer şekilde BBC muhabirinin 1994'te öldürülmesi de (tabii ki yine "işlem" yok) Hikmetyar'ın marifetiymiş. Liberation'da bu çerçevede bir bilgi daha var ama doğrusu "Taliban'ı tutuyor" suçlamasından korktuğum için aktarmak istemiyorum! Oldu olacak, hadi aktarayım: Jean-Pierre Perrin'in yazdığına göre, Taliban'ın 1994'te ülkede sempati kazanmasının nedenlerinden birisi de, yollarda mucahitlerin önüne geleni soyup soğana çevirmesine karşı aldığı güvenlik önlemleriymiş. Ve bu önlemler, yani şeriatı esas alarak cezalandırmalar Taliban iktidarının ilk yıllarında pek de etkili olmuş... Ne diyorduk? "Türk medyası"nın yaptığı gibi öyle hemen kesin karar vermemek gerekir! Hele bir de hakkında konuşulan ülke Afganistan gibi bize "çok uzak"sa, gazeteci daha bir ihtiyatlı olmalıdır... Bakın bu konuda da karşılaştırılabilecek taze iki örnek var: İlkinde 41 gündür Afganistan sınırında yaşayan bir gazeteci (Milliyet, 19 Kasım) Türkiye'ye döner dönmez "Taliban" kılığına girerek Eyüp'te filan dolaşıp halkın "Taliban sempatisini" ölçmekle meşgulken, ikinci örnekte Afganistan'ın da içinde yer aldığı bölgeyi yıllardır tanıyan bir başka gazeteci (Jean-Pierre Perin, Liberation) gazetesinde okurlarıyla "chats" yaparken şu ünlü "burka" meselesine ilişkin bakın neler diyor: Afganistan'da, daha hoşgörülü ve batılı bir şehir olan Kabil'in dışında kadının durumu batı ölçütlerine göre her zaman zordu. "Burka"yı Afganlı kadınlara dayatan Taliban değildi. Bu uygulama, kırsal kesimdeki kadınlar dışında (çünkü tarlada çalışıyorlar) her zaman mevcuttu. Taliban'ın kadınlara getirdiği sınırlamalar, çalışma yasağı ve eğitime ilişkin katı kurallardı. Fakat Taliban buna karşılık, kadınların kocalarının ölümü halinde kayınbiraderleriyle evlenmeleri mecburiyetini kaldırdı. Halkın Taliban rejimine karşı ayaklanmamalarının nedeni, rejimin uyguladığı terörün yanında, halkın Taliban'ın gelişinden önce taddığı acıları unutmaması ve halkın bir bölümünün kadınlara yönelik yeni önlemlere zaten karşı olmamasıydı. Bir konuda kesin fikir açıklamadan önce az da olsa bir "anlama" çabası göstermek ne güzel...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |