|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İMF tarafından sağlanacak olan ilave kredi, tahmin edildiği gibi mali piyasaların yönünü değiştirmeye başladı. Borsa endeksi yükselirken dövizde gevşeme oldu, faiz oranlarında düşüş yaşandı. Bazı ekonomistler beklentilerin olumsuzdan olumluya döndüğünü iddia etmeye başladılar. Bu noktada, 'beklentiler' kelimesinden ne anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Ekonomide, gelecekle ilgili beklentilerin önemli bir yeri vardır. Eğer kamuoyu gelecekte enflasyon oranının düşeceğine inanmıyorsa, enflasyonla mücadelenin maliyeti yüksek olacaktır. Genel olarak enflasyonla mücadelede başarılı olacağına inanılıyor ise, aynı ekonomik şartlara rağmen mücadele daha kolay ve daha az maliyetli olacaktır. Kısaca beklenti maliyetleri (expectation costs) olarak adlandırılan bu durumun ülkemiz açısından nasıl bir yol izlediği, üzerinde durulması gereken bir husustur. Öncelikle vurgulanması gerekir ki, bugün ülkemizdeki olumluya dönen beklenti bütün makro ekonomik göstergeleri kapsamamaktadır. Finansal kesim ve mali piyasalarda kısa dönemdeki beklentilerin, gelecek olan kredi nedeniyle olumluya döndüğü doğrudur. Bu değişikliğin de büyük oranda pompalanan havadan kaynaklandığının bilinmesi gerekir. Borsa endeksi, dövizin fiyatı ve faiz oranlarıyla ilgili beklentiler değişmiştir. Ancak, örneğin, enflasyon oranı ya da üretim rakamlarıyla ilgili olarak beklentiler halen olumsuzdur. Bir başka ifade ile enflasyon oranı ve üretim seviyesi konusunda beklentiler değişmemiştir. Beklentilerin mali piyasalarla sınırlı olmak üzere değişmesi, paranın borsa, döviz ve faiz arasında spekülasyona konu olacağını göstermektedir. YENİ KUMAR
Bugün yeni bir kumar dönemi açılmıştır. 2000 yılı başında uygulamaya konulan ve fiyaskoyla sonuçlanan para ve kur politikasının uygulandığı dönemi 1. Kumar Dönemi olarak kabul edersek, bu dönemi 2. Kumar Dönemi olarak adlandırabiliriz. Ekonomi kurmayları vatandaşları yeni bir kumar oyununa davet etmektedirler. Oyun alanı borsa ve bankalardır. Vatandaştan, elindeki dövizini bozdurması ve borsaya yatırım yapması veya bankaya mevduat olarak yatırması istenmektedir. Bugünkü durum, 2000 yılında uygulamaya konulan para ve kur politikasının başlangıç dönemlerine benzemektedir. Programın uygulanmasıyla birlikte, 2000 yılının başından itibaren faiz oranları ve döviz kurları düşmüş, borsa endeksi tırmanışa geçmişti. Programın sonunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu noktada belirtilmesi gerekir ki, 10 milyar dolarlık İMF kredisi bahane edilerek pompalanan olumlu havanın sonu, 2000 yılındaki programdan daha kötü ve ömrü de daha kısa olacaktır. Hükümetin kumar teklifine olumsuz cevap vermeniz sizin menfaatinize olacaktır. KREDİNİN GÖSTERGELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Döviz Fiyatına Etkisi İMF'den sağlanan kredinin kesinleşmesi ile birlikte dövizin fiyatında bir gevşeme olacağı tahmin ediliyordu. Gerçekleşme beklendiği gibi oldu. Sürpriz meydana gelmedi. Burada cevaplandırılması gereken soru, dövizdeki düşüşün nereye kadar gideceği veya nerede duracağıdır. Bu sorunun cevabı da ithalatçılarla ihracatçılar arasındaki mücadeleye bağlıdır. İthalatçıların hükümetler üzerindeki etkisi her zaman ihracatçılarınkinden fazla olmuştur. Bunun nedeni açıktır: İthalatın GSMH içindeki payı ihracattan % 50 oranında daha fazladır. Bu büyüklüğün siyasi güce dönüşmesi son derece doğaldır. Dövizdeki yükseliş en büyük darbeyi ithalat ve ithalatçılara vurmaktadır. Zira, dövizin fiyatı yükseldikçe ithal mallarının fiyatı da yükselmekte ve ithal mallarına olan talep azalmaktadır. Buna bağlı olarak, ithalat ağırlıklı çalışan kişi ve kuruluşların gelirleri ve milli gelirden aldıkları pay azalmaktadır. Zamanlama
Devalüasyonun en büyük faydası ithalatı daraltıp, ihracatı artırması idi. Devalüasyon, ithalat üzerindeki daraltıcı etkisini, Eylül ve Ekim aylarında iyice hissettirmeye başlamıştı. Nitekim Ekim ayı ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre % 50 oranında azalmıştır. Bu azalmanın sadece veya büyük oranda talep yetersizliğinden kaynaklandığını iddia etmek mümkün değildir. Dövizin fiyatındaki düşüş, son derece ilginç bir şekilde, dış ticaret dengesinin ve cari işlemler dengesinin iyileşmesi sonucunu doğuracak bu gelişmenin hemen başında meydana gelmiş olmasıdır. Türkiye ekonomisinin döviz yetersizliği nedeniyle yaşadığı krizlerin temel nedeni, dış ticaret dengesindeki ithalat lehine olan dengesizlik ve son yıllarda ortaya çıkan kâr transferleridir. İhracatın Durumu
Dövizdeki düşüş, ihracat üzerindeki olumsuz etkisini gecikmeden gösterecektir. Kurlardaki artışın ihracatı kamçılaması zaman alırken, TL'deki değerlenmenin ihracatı daraltması kısa sürede ortaya çıkmaktadır. Bazıları dövizin aşırı değerlendiğini, dövizdeki yükselişin bir kısmının fiktif olduğunu ve bu nedenle dövizdeki düşüşün ihracatı fazla etkilemeyeceğini iddia etmektedirler. Gerçekten, devalüasyonun başladığı Şubat ayından bugüne kadarki enflasyon oranı ve devalüasyon oranının karşılaştırdığınızda, dövizdeki artışın enflasyon oranının çok üzerinde olduğunu görürsünüz. Şubat'tan beri TL'nin değer kaybı % 120'yi geçerken enflasyon oranı % 60'lar seviyesinde kalmıştır. Buna, Şubat ayı itibariyle TL'deki yaklaşık % 40 oranındaki aşırı değerlenmeyi ilave etsek dahi gerçekleşen devalüasyon oranı, enflasyon oranı ve TL'deki aşırı değerlenme oranının toplamının üzerinde kalmaktadır. Fazlalık, yaklaşık olarak 20 puana tekabül etmektedir. Bu düşünceyi savunanlara göre bugün itibariyle dövizin yükselebileceği maksimum değer, Şubat ayındaki değerinin bir katını aşmaması gerekir. Yine bu düşünceyi savunanlara göre, örneğin doların bugünkü denge kuru en fazla 1.350.000 TL'ye tekabül etmektedir. Bu mantık ve hesaplama biçimi, TL'deki aşırı değerlenmeyi ortadan kaldırmak amacıyla yapılacak bir devalüasyon oranının önceden belirlenmesi halinde kullanılabilir. Yani, geçtiğimiz Şubat ayının başında dövizdeki baskıyı azaltmak amacıyla bir devalüasyon yapılması kararı alınmış ve devalüasyon oranının ne olacağının belirlenmesi gündeme gelmiş olsaydı yukarıdaki hesaplama yöntemi geçerli bir yöntem olurdu. O taktirde, 2000 yılında enflasyon oranının % 40 olarak gerçekleştiğini, 2000 yılında dövizin fiyatındaki artışın ise % 20'de kaldığını, sadece 2000 yılında TL'de 20 puanlık aşırı değerlenme meydan geldiğini, TL'de önceki yıllardan gelen aşırı değerlenmenin de % 20 olduğunu kabul edip olması gereken devalüasyon oranını % 40 olarak kabul edebilirdik. Şimdi durum farklıdır. Devalüasyon kontrol ve istem dışı gerçekleşmiştir. Devalüasyondan kaynaklanan enflasyon oranı tahakkuk etmiş, enflasyon, devalüasyon oranının yaklaşık % 50'si kadar artmıştır. Bir başka ifade ile piyasalar, doların 1.600.000 lira olduğu denge seviyesine uyum sağlamıştır. Örneğin ihracatçı, doların fiyatını 1.600.000 baz alarak sipariş almış, kendisi sipariş vermiştir. Dolar, 1.400.000 liraya düştüğünde, fiyatlar geriye gitmeyecek, yani doların 1.400.000 liradan 1.600.000 liraya çıkarken artırdığı enflasyon oranı kadar düşüş olmayacak. Bunun sonucunda ihracatçının zarar etmesi ve ihracatın azalması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu konuya Cuma günü devam edeceğiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |