|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Herhalde duydunuz: Beyaz Saray, Afgan Savaşı'nda işbirliği yapmak üzere, Hollywood'un öndegelen yapımcı, senarist ve yöneticileriyle bir toplantı düzenledi. Duyduğunuzda herhalde şu soruyu sormuşsunuzdur: "Hollywood ile Afgan Savaşı alanında işbirliği de ne oluyor?" Yersiz bir soru bu; çünkü Amerikan sinema dünyası, bilinen tarihi boyunca, yönetimin çıkarlarına hizmetten hiç uzak durmamıştır... Sadece Amerikan ordusunu yücelten savaş filmlerini kast ediyor değilim. Ya da, seçimler öncesinde başkana destek vermek üzere olmayan bir savaşı kitlelere yansıtan 'Başkanın Adamları' (Wag the dog) filmi türü yardımları... Daha doğrudan, tamamen ABD'nin o sıradaki politik çıkarlarına hizmet edecek propaganda filmleri de çevirdi Hollywood... Bu konuyu aklıma getiren, önceki akşam (18 Kasım Pazar) CNBC-e kanalında gösterilen 'Cennete Dönüş' (Return to Paradise) filmi oldu. Akıl almaz bir olayı, izleyiciyi aptal yerine koyarak anlatan bir filmi nasıl çekebilmişler, insan anlayamıyor. Bir tek açıklaması var bu filmin: Emir ve tâlimatla çekilmiş olması... Filmin konusu ne demek istediğimi anlatacak: Uzakdoğu'ya giden üç genç Malezya'da iyice azarlar... İkisi döndükten sonra da geride kalmaya devam eden üçüncü genç, üzerinde esrar bulunduğu için, tutuklanarak pislik yuvası bir hapishaneye tıkılır. Suçu idamlıktır. Ancak, suçu diğer iki genç de üstlenirse, herbiri üç yıl ceza alacaktır. İdamlık gencin ablası da olan avukatı diğer iki genci Malezya'ya dönmeye ikna eder. Hepsi de "Amerikalı" olan fedakâr abla, kendi geleceklerini karartmayı göze alan gençler, iğrençliklere katlanan idam mahkumu karşısında, yerli halkın hepsi aşağılık insanlar... Namaz kılar, mahkumlara işkence eder... İngiliz usulü peruklu yargıç bile medyaya kızar, idamı onaylar... Sinemadan biraz anlayanlar, yukarıdaki özeti okuyunca, "Aa, Geceyarısı Ekspresi!" demiş olmalı... Gerçekten de, senaristi Oliver Stone'un filmografisinden silemeyeceği ayıbı olan, üzerinde esrarla yakalanmış bir Amerikalı'nın Türkiye'de başından geçenleri anlatan, 1978 yapımı 'Midnight Express' filminin, neredeyse kare kare tekrarı 'Cennete Dönüş'... Midnight Express filmini, İngiltere'de, yanımda bir grup yabancı arkadaşım olduğu halde izlemiş, sonrasında arkadaşlarımın tavırlarının olumsuzlaştığını gözlemiştim... 1998 yapımı 'Cennete Dönüş' de Malezyalılar üzerinde aynı olumsuz imajı bırakmaya yaramıştır mutlaka... Midnight Express, Return to Paradise ve Richard Gere'in başrol oynadığı Red Corner (Kızıl Köşe) gibi filmler, inandırıcı olmasalar da, sırf o günlerin hassasiyetlerini yansıtması için çekiliyorlar. Film eleştirmenleri, "Oliver Stone adını böyle bir filme nasıl verir, Alan Parker nasıl çeker?" şaşkınlığından bugün bile kurtulamadılar Geceyarısı Ekspresi için... Biri şunu yazdı: "Film sanki, kurban edilen bir bâkireyle ilgili bir porno fantezisi gibi; esrar kaçakçılığından başı derde giren gencin yaşadıklarını, trüklerle, arkaya disko müziği vererek anlatıyor. Cezaevi, mübarek cezaevi değil de genelev..." Joseph Ruben'in çektiği 'Cennete Dönüş' filmini izleyen eleştirmenler de, Vince Vaughn, Anne Heche ve Joaquin Phonix gibi umut vaad eden genç oyuncuların canlandırdıkları karakterleri hiç inandırıcı bulmamışlar. Biri, "Karakterler kartondan" bile demekte... CNN eleştirmeni olayı iyi özetlemiş: "Cennete Dönüş, hiç utanmadan, uyuşturucu kullanımı, fâhişeler, çıplaklık ve küfür sergiliyor. Şahsen, öykünün anlatılış tarzını bunlardan daha da rahatsız edici buldum. Bir çok eleştirmen bu filmi Geceyarısı Ekspresi ile kıyaslıyor; iki film arasındaki en büyük benzerlik, Amerikalı olmayanın kötü, pis ve çirkin olduğuna dair bir kanaat oluşturma amacına hizmet etmesidir." Hollywood'un siyasete verdiği destek sadece filmin iyi bir kadroyla çevrilmesiyle sınırlı kalmadı. Hemen her eleştirmenin "Kötü" dediği 'Geceyarısı' filmi, çevrildiği yıl (1978) yedi alanda Oscar'a aday gösterildi; en iyi yönetmen, en iyi müzik ve en iyi senaryo ödüllerini kazandı. Böylece, senaryosu inandırıcı bulunmayan, kabaca taraf tutan film, Hollywood'un ölümsüzleri arasına da katılmış oldu. Her iki filmin çevrildiği yıllar amaca işaret ediyor: Midnight Express 1978, Return to Paradise 1998... 1974 Kıbrıs çıkartmasından sonra, ABD, Türkiye'ye silâh ambargosu koydu ve pek çok alanda zorluk çıkartmaya başladı. 1978 Türk-Amerikan ilişkilerinin herhalde en bozuk olduğu yıldı. 1998 ise, Malezya başbakanı Mahathir Muhammed'in, "Bizim coğrafyamızı ABD karıştırıyor, spekülasyonlarla paramızı pula çevirdi" sözleriyle Washington'u rahatsız ettiği döneme denk düşüyor. "Türkiye kötü, Malezya çirkin" mesajı vermek ve kötülüğün temelinde İslâm'ın bulunduğuna işaret etmek için ideal yıllarda çekildi her iki film de... George W. Bush'un yıllar süreceğini açıkladığı 'terörle mücadele amaçlı' savaşa Hollywood da katılacak. Savaşın televizyonlara yansıyacak haberlerine Hollywood'un katkıları olacaktır da, esas katkı, senaryosunu ünlülerin kaleme aldığı, bilinen bir ismin yönetmenliğini üstlendiği, umut veren gençlerin rol aldığı bir veya birkaç film de gösterime sunulmasıdır... "Amerika" dendiğinde sadece silâh gücü anlaşılmamalı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |