|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olmadan, Kıbrıs Rum kesiminin kabul edilmesi, Yunanistan'dan sonra, aleyhimizde ikinci bir cephenin oluşmasına yol açacak. Ortakların veto hakkı düşünüldüğünde, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne üye olması, bu durumda çok daha zorlaşacak. Kaldı ki, Zürih ve Londra anlaşmalarına göre, Türkiye ve Yunanistan'ın içinde bulunmadıkları bir ittifaka Kıbrıs giremez. Girerse, Yunanistan'ın ve Rum kesiminin lehine gelişmeler ortaya çıkar. Zaten güneydeki Rumlar'a göre fakir olan Kıbrıslı Türkler, bir yandan Yunan, bir yandan Kıbrıslı Rumlar'ın ekonomik ablukası altında, adayı terketme mecburiyetinde kalabilirler. Kuzey fakir
Tabiî, 1974 Barış Harekâtı'ndan sonra çok zaman kaybedildiği de unutulmamalı. Adanın kuzey kısmı niçin bu kadar fakir kaldı? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulduktan sonra da, büyük bir ilerleme kaydedilemedi. Evet bunda, uygulanan ambargonun ve dünya ile ilişkilerin kesilmiş olmasının olumsuz tesirleri var. Ayrıca, Avrupa Topluluğu'ndan gelen yardımların, adanın tümünde kullanılmayıp, sadece Rum kesimine sarfedilmesi de, Türkler'in aleyhinde bir durum ortaya çıkardı. Ama, kabahati hep başkalarına atarak işin içinden sıyrılamayız. Neticede Kuzey Kıbrıs avuç içi kadar bir yer. Nüfusu 150 bin kadar. Bu nüfusun içinde en az 50 bin Türkiye'den gelen Türk var. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin de adada 35-40 bin kadar mensubu bulunuyor. İklimi güzel, tabiat verimli. Deniz temiz, hava kirliliği yok. Sadece turizmi kalkındırarak adayı zenginliğe boğmak mümkündü. Balık çiftlikleriyle, gelirleri birkaç misli katlamak imkân dahilindeydi. Seracılığı geliştirerek, adanın makûs talihini yenebilirdik. Kıbrıs'ı bir üniversite merkezi haline de getirebilirdik. Kıbrıs'taki üniversitelerden biri hariç, diğerlerinin seviyesi hayli düşük. Kaldı ki, Türkiye'deki en şöhretli üniversiteler (Koç, Boğaziçi, Ortadoğu, Bilgi, Bilkent vs gibi) Kıbrıs'ta şube açmalı, bunun için teşvik edilmeliydi. Turizm
Deniz kenarında uzanan bomboş araziler var. Şu anda kapalı duran Maraş bölgesinde, 1974'ten önce onlarca lüks otel bulunuyordu. Maraş'ın hemen yanı, Magosa. Aynı deniz, aynı kumsal, aynı güneş. Maalesef, hiçbir gelişme yok. Türkiye'nin sahilleri turistlerle dolup taşarken ve her türlü ihtiyacı karşılayacak tek yıldızdan beş yıldıza kadar oteller peşpeşe sıralanırken, niçin dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Magosa'da deniz kıyısında, benzer bir gelişme yaşanmıyor? Tabiî buna da verecek bir cevap var: İstikbal garantisi bulunmadığı için, yatırım yapılamıyor. Türk müteşebbisler gelmiyor. Çözümsüzlük
Kıbrıs'ta çözümsüzlük çözüm oldu. 1974'ten bugüne kadar, Kıbrıs'ın kalkınması istikametinde hiçbir ciddi adım atılmadı. Gençler, gelecek endişesi içinde adayı terkedip gittiler. Siyasi sistem de, aynen Türkiye'dekine benziyor. Büyük bir yozlaşma ve alternatifsizlik. Halkın politikacıya güveni kalmamış durumda. Evet, Kıbrıs'ı terkedemeyiz. Ama, acaba kaybetmemek için 1974'ten beri ne yaptık? Doğru dürüst bir göç politikası bile yürütülmedi. Türkiye'in yetişmiş ara insan gücünün bir miktarı oraya kanalize edilebilirdi. Oysa biz, eğitim seviyesi düşük, pek gelişmemiş, vatandaşlarımızı Kıbrıs'a yönlendirdik. Çok paralar gönderdik fakat, acaba bu imkânlar yerinde mi kullanıldı? Kıbrıs'ın halâ elektrik ve su problemlerinin halledilmediği düşünüldüğünde, yapılan harcamaların yerine gitmediği ihtimali kuvvet kazanıyor. Yahnici'nin sözleri
Türkiye aktif bir dış politikayla, bir yandan, kendisinin Avrupa Birliği üyeliğini hızlandırmalı, bir yandan da, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmasını kolaylaştırmalı. Bakıyoruz da hükûmet, demokratik adımların atılması hususunda çok mütereddit. İşte MHP'nin en yetkili isimlerinden biri, Şevket Bülent Yahnici'nin Radikal'de Neşe Düzel'e söyledikleri: "312'nci maddeyi kaldıralım, sokaklar sınıf, ırk, mezhep, din, bölge farklılığını tahrik edenlerle dolsun, herkes istediği gibi yürüsün, yeşil cüppe giysin, şeriat istiyoruz desin öyle mi? Almanya, İtalya, İspanya ve Yunanistan'ın ceza kanunlarında 312'nci madde muadili maddeler var. Bir tek Türkiye mi günah keçisi?" Ve Yahnici sözlerini şöyle bağlıyor: "Benim adım Hıdır, elimden gelen budur." Madde 312
Oysa, Türkiye'de kimse 312'nci maddenin kaldırılmasını savunmuyor. Evet, benzerleri başka ülkelerde var; ama aynısı yok. Türkiye'de istenen, 312'nci maddenin 12 Eylül öncesindeki duruma getirilmesi. 12 Eylül öncesinde, "Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" gene yasaktı. Ama, değerlendirme yaparken, sarfedilen sözlerin kamu düzenini gerçekten bozup bozmadığına veyahut bozmaya elverişli olup olmadığına bakılıyordu. 312'nci madde, 1980 öncesinde "Umumun emniyetini tehlikeye atacak şekilde halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" eylemini cezalandırıyordu. Bugün umumun emniyetini tehlikeye atma şartı aranmadan ceza veriliyor. Alman Ceza Kanunu da "Her kim, kamusal barışı bozmaya elverişli bir şekilde, halkın bazı kesimlerine karşı nefreti kışkırtır veya şiddeti içeren veya keyfi önlemler alınmasını teşvik ederse... cezalandırılır" demekte. Avusturya Ceza Kanunu ise, "kamu düzenini bozmaya elverişli" şartını getirmekte. Fransa ve İtalya'da, kanun metninde, böyle bir kayıt bulunmamakla birlikte, uygulamada, meşru amaç "kamu düzenini korumak" olduğu için, verilen ceza ile hedef arasında orantı bulunup bulunmadığına bakılıyor. Meşru amaçla orantılı
Her iki ülke de, Avrupa Birliği üyesi olduğuna göre, oralarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatı geçerli. Bu mahkeme, korunmak istenen kamu düzeni, toprak bütünlüğü, milli güvenlik gibi meşru amaç oluşturan hedeflerin yanısıra, bu amaca varılmak için verilen cezanın aşırı olup olmadığını değerlendiriyor. Orantı mevcut mu? Başka yollardan aynı amaca ulaşılabilir mi? Acil bir sosyal ihtiyaca mı cevap veriyor? Demokratik toplum gereklerine uygun mu? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düşünceyi sınırlayan hükümler, 1982 Anayasası'nda yer alan sınırlama ilkelerini andırıyor. Ama, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatıyla (verdiği kararla) özgürlüklerin sınırlarını çok genişletti. Zihniyet değişikliği
11 Eylül, bir zihniyet değişikliği ile, Türkiye'nin önünde geniş fırsatlar yaratabilirdi. Daha fazla para yerine, -ev ödevimizi de tamamlamak suretiyle- Amerika'dan, Avrupa Birliği için destek isteyebilirdik. O takdirde, Yunanistan'la aramızdaki bütün sorunlar da çözülürdü. Halkı dost olan bu iki ülke arasında, siyasi çekişme süratle sona ererdi. Madem, Ortadoğu'da ve Orta Asya'da bir öncü güç olarak ülkemizden yararlanılmak isteniyor, o zaman Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye yapılmak suretiyle, siyasi ve ekonomik istikrara kavuşturulmalı. Tabiî ilk adımı biz atmalıyız. Kopenhag kriterlerine uyma gayreti içine girmeliyiz. Ama biz en yetkili ağızdan diyoruz ki: "Benim adım Hıdır, elimden gelen budur." Onlar da cevap verecek elbette: "Madem ki adın Hıdır, elinden gelen budur. Öyleyse sefalet içinde otur."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |