|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kemal Derviş geçen hafta Washington'da Nisan ayının ilk iki haftasını "hayati önemde" ve "kritik" olarak nitelemişti. "15-15" sloganını -yani 15 Nisan'a dek 15 yasa değişikliğinin dış kaynak için "olmazsa olmaz" şart haline geldiğini- bu iki haftayı esas alarak ortaya atmıştı. Birinci haftanın ortasına geldik; piyasalar "asabi" kalmaya devam ediyorlar. Piyasaların "asabiyeti"ni giderecek "müsekkin" ortada gözükmüyor. Aksi halde, doların haftaya artışla, 1 milyon 100 bin lira dolayına tırmanarak başlamasını, dün de bir ara 1 milyon 300 bin liraya kadar fırlayıp, 1 milyon 200-250 bin lirada ancak "teskin" olabilmesini neyle izah edeceğiz? Hem de "değişiklik yasa tasarıları" TBMM'de beklenirken? Ne yapılsa olmuyor çünkü Şubat ortasında hükümete yitirilen "güven" bir türlü geri gelmiyor. İstanbul'un göbeğindeki bir döviz büfesinde görevli bir okurumuz, dün, beni görünce "Ne olacak bu memleketin hali" sorusunu yöneltti. "Siz, bizden daha iyi biliyor olmalısınız" dedim, "Biz, Türkiye'ye her gün; siz ise her dakika gözlüyorsunuz..." Gülümsedi, "Bu gidişle rap rap gelecek galiba" dedi. Anlaşılan, MGK açıklamasının "ara rejim tartışmalarından üzüntü duyulduğu"na ilişkin bölümünü pek ciddiye almamıştı... Dış dünyanın, "içeri"ye, "biz"e bakışı da, tıpkı bizim "bize" bakışımız gibi kuşku dolu. Ünlü kuruluşlardan Morgan Stanley Dean Witter'ın Londra çıkışlı Türkiye değerlendirmesinde, durum, "Catch-22"ye benzetiliyor. Yani, çıkışı olmayan bir açmaz gibi görülüyor. Değerlendirmede, Türkiye ve Arjantin'in yeni ekonomi bakanlarının G-7 ve IMF desteğine muhtaç olduklarına işaret edildikten sonra, bu ülkelerin başkentlerinde "daha fazla IMF kaynaklarının harekete geçirilmesinin güç olduğunun kendilerine aktarıldığı ve gerek Amerika ve gerekse diğer G-7 yönetimlerinin doğrudan destek sözü vermeleri için güçlü siyasi eylemler ve içerde siyasi konsansüsün gerekli olduğunun bildirildiği" belirtiliyor. Böylece, Kemal Derviş'in "15-15" sloganının perde arkası da açığa çıkıyor. Aynı değerlendirmede, "gerek IMF'nin, gerekse yeni Amerikan yönetiminin (Türkiye ve Arjantin'e) daha katı bir tutum takınmaları ve kabul edilebilir ve etkili programlar talep etmelerinin doğru olduğu" da vurgulanıyor. Değerlendirme şu cümlelerle sona eriyor: "Eğer Derviş başarırsa, parada daha büyük düşüş meydana gelecek olsa da.. Türkiye dış destek açısından anlamlı bir şansa sahip olacak ve topyekûn bir mali krizin önüne geçecek. Bizce, bundan önceki yıllardan çok daha ötede bir iç konsansüs ve siyasi disiplin, bu konuda tayin edici rol oynayacaktır. İnşallah Derviş bu zayıflığı güce dönüştürebilir. Atlantik'in diğer yakasında, Arjantin Parlamentosu'nun önerdiği "Rekabet Yasası"nı onaylamasıyla Domingo Cavallo geçen hafta bu yönde bir ilerleme sağlayabildi. İyi şanslar Derviş!" Ne var ki, Derviş'in şansı Cavallo kadar iyi gitmiyor. En temel değişiklik yasaları arasında Türk Telekom ve THY yer alıyor. MHP'li Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz bunların değişmesine takoz koymuş durumda. Diğer yasalar arasında doğal gaz ve şekerde tekelin kaldırılması, küreselleşme ekonomisinin gerekleri açısından şart. Şeker yasasında, Recai Kutan su koydu bile. Kutan, dün açıkladığı "Kriz ve Çözüm Önerileri" paketinde, "kriz"e isabetli ve doğru teşhisler koyuyor ama iş "tedavi"ye gelince, kendisi "popülizm hastalığı"na düşüveriyor. Ama, sorun, muhalefetten ziyade hükümetin kendisinde. Hükümet zayıf, Hükümet inandırıcı değil. Hükümet kendi içinde uyumsuz. Bir de bunlara Dinç Bilgin'in tutuklanmasından sonra başlaması kaçınılmaz süreçteki "potansiyel yolsuzluk skandalları"nı hesaba katın. Etibank'ın Cavit Çağlar-Dinç Bilgin ortaklığına devrinden Çağlar'ın hisselerinin Dinç Bilgin'e devrine; Etibank'ın hortumlanmasından Etibank soruşturmasının üzerinin kapatılmasının çalışılmasına dek geçen üç yıl süre içinde, bugün aslında Dinç Bilgin'in "yanında" bulunması gereken kişiler, şu sırada hükümetin "tepesi"ndeler! Etibank dosyaları açıldıkça, içinden Pandora'nın kutusunun çıkacağını ve Pandora'nın kutusu açıldığı zaman, içinden başbakan yardımcılarının, parti genel başkanlarının dökülüp, ortalığa saçılacağı, artık bir "kamusal bilgi". Geçen hafta Amerika'da, ağzını açan her Amerikalı yöneticinin Türk ekonomisindeki "kriz"den söz ederken, "siyasi reform"dan dem vurmasından da anlıyoruz ki; "kriz"i çözmek için en fazla beklentinin muhatabı olan "müttefikimiz" Amerika, Türkiye'deki mevcut "siyaset sınıfı"nın -peyderpey de olsa- temizlenmesinden yana. Avrupa'daki yatırımcılara yön veren Financial Times'da Leyla Boulton'un Türkiye'ye ilişkin haber-yorumunun son cümlesi: "Uluslararası finans camiası, geçmişte başarısızlığa uğrayan Türk politikacılarının şimdi zorlu kararlar alıp alamayacaklarını izliyor." Bu arada Türkiye'ye kredi notu veren Fitch IBCA, bu notu düşürdü; çünkü Bloomberg'e göre "hükümetin reformları desteklemek için gerekli siyasi birliğe sahip bulunduğuna ilişkin kaygılar giderek artıyor... Fitch, inandırıcı bir programı yürürlüğe koymakta tahripkar sonuçlar doğuracak olmasına rağmen, hiç acele etmemenin siyasi konsansüs elde etmekteki zorlukları ve Türkiye'de güçlü bir siyasi karar mekanizmasının yokluğunu yansıttığı kanısında." Ekleyecek ne olabilir ki? Bu hükümetle bu kriz çözülmez. Daha kötü günlere hazır olmakta yarar var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |