|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu "medya-banka-siyaset-mafya" ilişkilerini kaç yıldır biliyor, kaç yıldır hepimiz konuşup, yazıyoruz.. İş ayyuka çıktı.. Ekonomik krizden çıkmak için, Amerika'da kapı-kapı dilenip, 10-12 milyar dolar almaya çalışıyoruz.. "Siyasetçiler", "medya sermayesi" ve "hortumcu bankacılar"ın alaşımından pişirdiğimiz "kokmuş türlü" yemeğinin maliyeti, 10 milyar doların çok üzerinde.. Bugün Kemal Derviş'in zorladığı 15 kanun, devletin küçülmesini, özelleştirmeleri içeriyor.. "Siyaset-medya-banka-mafya" dörtgeni, "özelleştirme" kavramının içine etmedi mi? "Özelleştirme", devlet malının ahbap-çavuşlara peşkeş çekilmesi, ihalelere fesat karıştırılması şeklinde, sunulmadı mı topluma? Yıllardır, olup bitenleri hepimiz biliyor, izliyor, yazıyor, konuşuyoruz.. Herşey açık açık ortada.. Ve Türkiye'nin en büyük basın patronlarından biri, bu "şaibeli çember"e takıldığı için, şu anda cezaevinde.. Ama Ankara'da "çıt" sesi bile yok.. Dinç Bilgin ve ortaklarını bu yola sürükleyen, ona banka veren, yasa dışı işlemlere göz yuman, kamu bankalarından kredi açan siyaset ve idare kadroları, olayı tribünden izliyor.. Gerçekten, şu anda ANAP milletvekili olan Dinç Bilgin'in sağ veya kol kolu veya bacağı Kenan Sönmez, bütün bu serüvenin dışında ve ilgisiz-bilgisiz biri miydi? Dinç Bilgin cezaevindeyken, Zafer Mutlu'nun gazete yayın yönetmeni olarak kalması, ahlaka mı, meslek ilkelerine mi, adalet anlayışına mı sığar? Mesut Yılmaz'lar, Hüsamettin Özkan'lar, bu süreçte, bembeyaz, tertemiz, "akkaşık" görüntüsünü mü korudu? Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay, neden kendini öldürmek istedi? "Etibank"ı Dinç Bilgin'e veren o zamanki Ekonomiden Sorumlu Bakan Güneş Taner'in, daha sonra Dinç Bilgin'in yönetim kuruluna girmesi, "Conflict.of interests" (çıkarların çatışması) ilkesini ayaklar altına almıyor muydu? Bankalara el koyulmadan hemen önce, o sermayeye ait gazetelerin, televizyonların ve şirketlerin alelacele satılması, "mal kaçırma" kavramını çağrıştırmıyor muydu? Bu siyasi kadrolar, hem ekonomik krizleri ürettiler, hem de ekonomik krizlerin temelindeki, "hortumculuk", "ihaleye fesat karıştırma", "nüfuz ticareti" benzeri hastalıkların mikroplarını, yaydılar.. Portörlük yaptılar. Peki sonuç ne? Dinç Bilgin mi tek sanık? Devrede "siyasetçiler", "bürokratlar" yok mu? Denetçi raporlarını ört-bas edip, boşaltılan bankaların davetlerinde boy gösteren, manşetlerinde şişirilen iktidar kadroları, hala kamu gücünü ellerinde tutmuyorlar mı? Bu tablo bu şekilde kaldığı sürece, ülkenin ekonomik krizden çıkabileceğine kim inanır? Türk ekonomisi, "kamusu ve özel sektörü ile", kokuşmuşluğun egemen olduğu, serbest rekabetin ve şeffaflığın devre-dışı tutulduğu, "temizlik" sözünün iktidar kadrolarında ürküntü yarattığı bir görünüme sahip değil mi? Bu kadrolar kamu gücünü ellerinde tuttuğu sürece, "hukukun üstünlüğü" değil, "üstünlerin hukuku" gündemde olacaktır.. Soygunların ve iflasların bedelini, halk ödeyecektir. Türkiye küçülecek, devlet zayıflayacaktır.. Öyle olmuyor mu zaten? Hani Temel bir misafirliğe gitmiş.. Ona taze incir hediye etmişler.. Hayatında ilk kez yediği bu meyvayı, pek sevmiş.. Ertesi yıl aynı eve yine gitmiş.. Adını hatırlamadığı o meyvayı, yine ikram etmelerini istemiş.. "İncir" kelimesini hatırlamadığı için, tarif etmiş.. -Dışı kahverengi, mordu.. İçi yumuşak beyaz, küçük çekirdekliydi, demiş.. Ev sahipleri, bu tarife bakıp, Temel'e patlıcan vermişler.. Temel patlıcanı ısırmış, -Siz bunu hem uzatmış, hem tadını kaçırmışsınız, demiş.. Biz de "kokuşmuşluğu" uzatıp, işin tadını kaçırdık. ŞAKA
İşimiz çok zor!..
Sabah'ta "Sözün Doğrusu" köşesini yazan Erdal Bilallar, dehşet veren gerçeği açıklamış.. Şöyle demiş.. -Unutulmasın ki Sabah'ta bir Dinç Bilgin yok.. Bin Dinç Bilgin var!.. Gördünüz mü başımıza gelenleri?.. Biz sadece hem "Sabah"ta, hem "Etibank" yönetim kurulunda görev yapanları anlamaya çalışıyorduk.. Meğer bunlar "bin kişi"ymiş.. BİLGİ-İLETİŞİM
İnternetsiz-yaşam olabilir mi?
Bilgisayarımda, kızıl-ötesi ışınların devreyi tamamladığı kablosuz bir klavyeyi denemek istedim.. Daha önce programı yüklemediğim için, galiba ekran kartı yandı.. Neticede, birkaç saat, bilgisayarsız kaldım.. Kendimi dünyadan kopuk, iletişimim kesilmiş, okyanustaki bir adada, tek başımaymış gibi hissettim.. Ne okurlarımın görüşlerini aktaran e-maillere, ne Türkiye'deki, ne dünyadaki haber portallarına ulaşabildim.. Tekelci-medyanın, oto-sansürlü haberlerine bağımlı kalakaldım.. Ve bizim, adına "siyasi lider" adı verilen iktidar kadrosunu düşündüm.. Ankara'ya şirin gözükmekten başka çaresi olmayan bankalı-medyayı izleyerek, Türkiye'yi ve halkı anladığını zanneden Ecevit'i düşündüm.. Acaba Hüsamettin Özkan, "Etibankçılar"a ayırdığı zamanın onda birini, internet'e ayırdı mı hiç?.. Mesut Yılmaz, TÜRKBANK'a talip olanlarla mı, internetin haber ve bilgi dünyası ile mi, daha çok haşır-neşir oldu?.. İnternet'i ıskalayanlarla, "Rönesans"ı ıskalayanlar arasında, pek fazla fark yoktur.. Bilgisayarım birkaç saat yok olunca, bunu iyice hissettim..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |