T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyaset yoksa, para da yoktur

Bugün, Oramiral Güven Erkaya'nın itiraflarından yola çıkarak, postmodern 28 Şubat darbesini adlî ve hukukî yönünü kurcalayacaktım ama, tadım kaçtı. Zaten, bu konuda söylenebilecekleri dün Ahmet Taşgetiren "teferruatıyla" yazmıştı. Benimki gereksiz bir tekrar olacaktı.

Geçiyorum...

Tadım kaçtı, çünkü "ekonomi mehdisi" ilan edilen Kemal Derviş, ABD ve Avrupa'daki nafile turlarını müteakip yurda döndü ve sanki onun dörmesi bekleniyormuş gibi, dolar "bir anda" 1 milyon 250 bin TL'ye fırladı.

Bunun neden böyle olduğunu anlamak için "iktisatçı" olmaya gerek yok.

Çünkü efendim, para kendine "güvenli koylar" arıyor.

Türkiye'deki yabancı bankaların hızla döviz alımına girdiği, piyasadan külliyatlı miktarda dolar ve mark topladığı son iki günün "kaydedilen" gelişmesi.

Merkez Bankası, piyasaya döviz sürmeyerek, "kendince" döviz rezervini korumaya çalışıyor. Haklı. Çünkü, üç ay önceki krizde 7.5 milyar dolar bir anda çarçur olmuştu.

Merkez Bankası piyasaya, piyasa bankalara, bankalar hükümete güvenmiyor.

Ve para dövize kaçıyor.

19 Şubat krizinin bir benzeri olan son dalgalanmada, bir rivayete göre 3-4 milyar dolar döviz çekildi piyasadan ve bu paralar, yine bir rivayete göre, yurtdışına transfer edildi.

Acil önlem paketi, TBMM'nin yapacağı 15 yasa değişikliği, Kemal Derviş'in kredibilitesi, bütün bunlar tamam da, artık açıkça görülmüş, anlaşılmış ve test edilmiştir ki, hiçbir iyileştirme paketi, hiçbir reçete, hiçbir kurtuluş programı bu hükümetle, bu siyasetle, bu yönetim anlayışıyla başarıya ulaşamaz.

Çünkü 28 Şubat süreciyle birlikte siyaset biçilmiş, "siyaset kurumu" çözüm mercii olmaktan çıkarılmıştır.

Siyaset olmayınca hükümet de olmaz.

Hukuk da olmaz.

Ekonomi de olmaz.

Para da olmaz.

Ülkeyi ekonomik krizden, içine yuvarlandığı siyasetsizlikten ve her türlü demokratik talebi "devlete isyan" gerekçesiyle bastıran merkezî otoritenin şerrinden Kemal Derviş'in "yapısal değişiklik" formülü de kurtaramaz.

Sonuçta o da "28 Şubat icazetli" bu hükümetin bir cüzü, bir uzantısıdır.

Çünkü IMF, Dünya Bankası, Amerika, Türkiye'ye yapacağı yardımı, kendisi (kendi çıkarları) açısından "güven verici" bir yönetimle irtibatlandırmak istiyor/isteyecektir.

Dolayısıyla, yeni bir hükümet şarttır.

Ama yeni bir hükümet teşekkül etmiyor.

Edemiyor.

Örneğin, Meclis'te 400 küsur sandalyeye sahip dört sağ parti, ülkeyi miadını dolmuş "Sovyetik" uygulamalardan ve yaşadığımız ekonomik darboğazdan kurtaracak sağ orijinli bir hükümet çıkaramıyor.

Buna izin verilmiyor.

Dün, dört partinin değişik kombinezonlarla oluşturacağı hükümet modeline "ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar" ve "bazı hassasiyetler" gerekçe gösterilerek karşı çıkılmıştı.

Bugün görüyoruz ki, "özel koşullar" ve tahakküm mantığı geçerliliğini sürdürüyor.

Bin yıl daha sürdürecekmiş.

O zaman ortada "Türkiye" diye bir ülke, üzerinde tahakküm kuracakları bir halk bulabilirlerse...


4 Nisan 2001
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED