|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tomurcuk patladı ve yine bahar geldi. Erguvanlar mor-pembesi salkımlarıyla önümüzü kesiyor. Bayırları sarı gözlü papatyalar kapladı, her yan diz boyu yeşil çimen. Bahar her yandan el sallıyor. "Mart kapıdan baktırır - kazmayı küreği yaktırır" demiş eskiler. Güneş eskilerin sözlerini takmıyor, iliklerine kadar ısıtıyor dünyayı. Her yandan hayat fışkırıyor, her yandan neşe. Lakin insanların yüzü asık. Gençler gülmüyor, ihtiyarlar dalgın. Gazeteler yedi kişilik bir ailenin 150 milyon ile gerçekleştirdiği "Geçim mucizesi"ni birinci sayfadan veriyorlar. Babanın yevmiyesi beş milyon, bir kahvede çalışıyor. Sadece yol parası bir milyon. Sofrada bir tabak ve yedi kaşık. Üstelik bu baba vereme yakalanmış. Verem, karneleri çok iyi, lakin beslenmeleri çok kötü olan çocukların şeffaf-mavi damarlarına doğru sinsi sinsi yaklaşıyor. Yakında lâleler açacak. "Lâle Bayramı" yapılacak şehrimizde. Pek çok bayramlar, kutlamalar, açılışlar olacak. Havaî fişekler atılacak, gökyüzünde ışıktan şelâleler parlayacak. Vekiller kurdela kesecekler. Bütün bunlar gülmeyen yüzleri güldürecek mi? Asgarî ücrete çalışanlar maaşlarını alabilecek mi? Sıralara çökmüş düşünen, sakalları uzamış emekliler serçelerin cıvıltısını duyacak mı? Sorular Nisan yağmurları gibi yağıyor. Endişe büyüdükçe büyüyor. Ve her gün her yerde yine düğünler oluyor; yine dolarlar uçuşuyor, yine gelin hanıma takılan altınlar ağır geldiği için, oracıkta bulunan bir poşete yerleştiriliyor. Bir Öteki Türkiye lafıdır almış başını gidiyor. Oysa tek bir Türkiye olduğunu; biz de, bahar da biliyoruz. Dibe vurmuş düşünen bu Tek Türkiye'nin üzerine zeytinyağı gibi çıkmış olanlar kulelerin pencerelerinden arada bir aşağıda kıvranan kalabalığa bakarak iktisadî, siyasî, sosyolojik, kültürel yorumlarda bulunuyor; yüksek fikirler serdediyorlar. Hatta bazan heyetler halinde kuleden inip memleketin bir köşesine insanlık adına geziler düzenliyorlar. Helal olsun size. Baharın çiçekli yüzü, pencere gerisinde babasını bekleyen çocuğu sevindirmiyor. Çocuk da artık eve dönen babasına sıkı sıkı sarılıp, arada elini ceket cebine sokarak oradan bir sürpriz çukulata çıkaramayacağını biliyor. Dükkanı siftahsız kapatan esnaf, kapı önüne eliyle diktiği asma çubuğunun yeni patlamış yeşil tomurcuklarını şefkatle okşamıyor. Üniversiteli genç elindeki simit kalıntısını kemirerek kütüphaneye doğru gidiyor. Bir süre sonra kütüphane yerine deniz kıyısına indiğini farkediyor. Ufka doğru kısılmış gözlerle bakınca, orada kendinden önce mezun olmuş ve hâlâ iş bulamamış arkadaşlarının başlar önde mechule doğru ilerleyen kafilesini görüyor. Tablonun en acı rengi şu: Bir kişi, bir grup, bir fikir, bir parti, bir kurum olsun ki; onu ülkede yolsuzluğa, bayağılığa, desiseye bulaşmamış nasiyesinden tanıyalım. Bu yıl bahardan beklediğimiz bu oldu.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |