|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Avrupa Birliği'ne katılmaya karşı güçlere rağmen, Türkiye "Ulusal Belge"yle bu yolda çok önemli bir adım attı. Türkiye'de siyasetin artık baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor. Toplumun büyük bir kesimi değişme istiyor, ancak Türkiye'nin iç dinamikleri yeniden yapılanmanın yolunu bir türlü açamıyor. Yönetemeyen siyasetin herşeyi kilitlediği Türkiye'de, yenilenmenin yolunu iç dinamiklerden daha çok dış dinamikler açacak. Türkiye'de karşı karşıya olunan krizin kaynağında ekonomik sorunlar değil, siyasi sorunlar var. Ekonomik sorunlar aslında siyasi yapıdaki bozulmanın tarım, sanayi ve hizmet sektörüne yansımasından başka birşey değildir. Sorun ekonomik olsaydı, Kemal Derviş bir çözüm bulabilirdi. Sorun siyasi olunca, Derviş'in yapabileceği hiçbir şey yok. Bırakın Derviş'i, IMF ve Dünya Bankası'nın bütün uzmanları gelse, yine de ekonomideki çöküşü durduramazlar. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu krizi aşmak için siyasi partilerle birlikte siyasetin yeniden yapılanması için, siyasi ve ekonomik yapıyla AB'ye uyum sağlama zorunluğu önemli bir fırsattır. Zaten "ulusal program"da ekonomik olmaktan daha çok siyasal düzenlemeler öngörüyor. Yönetemeyen siyaseti, dünyadaki gelişmelere ayak uyduracak biçimde yeniden yapılandırmadan, ekonomideki darboğazları gidermek mümkün değildir. "Maastricht" ve "Kopenhag" kriterleri, siyasette "ben yaptım oldu" dönemini kapatıyor. Artık siyasetçiler Türkiye'yi "tapulu arazi"leri gibi göremiyecekler. Gelir düzeyi, etnik kökeni, işi, yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun, bütün bir toplum birinci sınıf vatandaştır. Hiç kimse yasalar önünde farklı bir konumda olmayacak. Ülkeyi sevmek kimsenin tekelinde değildir. Türkiye'deki siyasi yapı, üretime katkıda bulunanları değil, üretmeden tüketenleri ödüllendiriliyor. "Parti"ler, "şirket"ler ve "üniversite"ler kapatılarak, üretime katkıda bulunanlar cezalandırılıyor. Oysa toplumların gücü, ürün ve hizmet üretimine katkıda bulunanlardan kaynaklanır. Üretmeyene IMF kaynakları bile yetmez. Türkiye kendi kendini tutsak etmekten vazgeçerek, siyasi ve ekonomik yapısına sınırların dışından bakmasını öğrenmelidir. Sınırların dışına çıkmadan, ülkenin nasıl bir hapishaneye döndüğünü anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Dünyadan soyutlanmış siyasetcilerin elinde, Türkiye büyük bir "gözaltı" toplumuna dönüştü. "Gözaltı"ndan kurtulmak için, siyasi kadroların bütünüyle değişmesi zorunludur. "Değişmeyen" başkanlarla, değişen" dünyaya "Derviş" de ayak uyduramaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |