T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyaseti kuşatmanın yeni adresi: "Piyasa(cılık)"

Çok partili hayata geçinceye kadar, Türk iktisat politikasının temeli "denk bütçe" çerçevesinde şekillendi. Denk bütçenin izin verdiği kadar kalkınma politikası güdüldü. Yeni rejimin kendini "yeni siyasi değerler"le kabul ettirme politikasının gereği olarak "risksiz bir strateji" benimsenmesinin sonucuydu bu. Bu şemanın izin verdiği kadar iktisadi hareketliliğe müsaade edildi.

19. yüzyılın ulus-devlet'inin de böylesi bir iktisadi politikayı mümkün kıldığı kaydedilmelidir. "Altın sistemi" içinde ve "Pax Biritish"in egemenliği altında, "denk bütçe" sistemi ile, Türkiye, hem yeni rejimi "yeni siyasi değerler"le işletme sorunlarını aşmaya yöneldi, hem de "19. yüzyıl küreselleşmesi" doğrultusuna uyum sağlamayı gerçekleştirmiş oldu. 20. Yüzyılın ulus-devlet'inin İkinci Dünya Savaşı'nın ertesinde sahne aldığı düşünülürse, Türkiye'nin bu iktisadi politikayı, "kendi siyasi gereklerinin" bir sonucu olarak "şekillendirdiği" ortaya çıkmış olur.

20. yüzyıl ulus-devlet'ine sıra geldiğinde ise, dünyada "altın sistemi" sona erdi. Bunun yerine Bretton Woods anlaşmasının çerçevelediği sistem egemen oldu. Ayrıca 40'lı yılların sonlarından başlayarak 1950'li yıllarda artık "Pax Americana"nın dünyaya rengini vermesi tartışılmaz hale gelmiş, kesinleşmişti. Yeni "pax", artık tek elden/şemadan yürütülen sanayi politikalarına izin vermediği için, "denk bütçe" politikası ile dünyanın bir üyesi olabilmenin imkansız olduğu "farkedildi." Bu "farkedişin" hem öngörülmesinin hem de sonucunun gereği olarak, İsmet İnönü bir konuşma yaparak, Demokrat Parti'nin iç dinamiklerle, yeni "pax"ın buluşmasının bir gereği olarak varolduğunu, yani çok partili hayata geçildiğini ilan etti. İsmet İnönü'nün bunu ilan eden 1947 konuşması, bu bakımdan Türk siyasal hayatının "magna carta"sı sayılır. Bu ilan edişle beraber Türkiye, yeni dünyayı göğüsleyecek "yeni bir siyasi model" ortaya koymuş oldu. İktisat politikası da buna göre şekillendi. Artık "denk bütçe" sistemi terkedildi. Böylece Adnan Menderes döneminin başlangıcında büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirilmiş oldu...

Bütün bu tarihsel süreç, Türkiye'nin iktisat politikası ile "siyasi model" arasındaki paralellikleri kurma özenini -görece- yaşattığını gösteriyor. Üstelik iyi kötü bunun dünya ile paralel bir gidişi başardığı da görülebilir... Eğer Türkiye, bütün başarısızlıklarına rağmen, bir şekilde hala "jeo-politik" ve "jeo-stratejik" bir "odak" olarak kalabilmişse, bu sayededir.

Son krizle beraber ise iktisat politikaları ile "siyasi model" inşa etme arasındaki paralellik arayışı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Özellikle -küçük harfle- "siyaset" (politics) ile bankacılık sistemi arasındaki kirli bağlar vurgulanarak, "piyasa", "siyaset"ten "boşandırılmış" bir kategori olarak kurgulanmaya çalışılıyor. Bu yolla, "piyasa"nın, yönetim ve özellikle -büyük harfle- "Siyaset" üzerinde "mutlaklaştırılmasına" yöneliniyor.

Günlerdir "piyasa"nın "siyaset"e verdiği tepkileri konuşuyoruz. Sürekli olarak "piyasa"nın rahat ettirilmesinin, ülkenin önünün açılması için ne kadar gerekli olduğu, buna karşılık "siyaset"in "piyasa"yı tedirgin etmek suretiyle ülkenin başına ne tür belalar açtığı konusunda kesin hükümler veriliyor. Fakat bu "piyasa"nın "nerede" ve "nasıl" durduğu bir türlü belirlenemiyor. "Piyasa"nın memnuniyetinin, büyük sermayenin bilançolarının iyi olmasını göstermekle mi "sınırlı" olduğu, yoksa çok daha geniş bir toplumsal dinamikler toplamını mı "kuşattığı" bile anlaşılamıyor. "Piyasa"nın "siyaset"in etkilerinden boşandırılmasının, "öteki Türkiye"yi ne yönde etkilediği gündeme bile gelmiyor. "Öteki Türkiye"nin denklem dışına çıkarıldığı bir ortamda, "piyasa"nın güçlendirilmesi (?) tartışması rasyonel/meşru bir tartışma olarak sunulabiliyor.

Bu köşede sık sık değindiğimiz gibi, "piyasa"nın "siyaset"ten -bu anlamıyla- boşandırılması, "öteki Türkiye"yi her türlü tartışmanın dışına çıkarmaktır. "Siyasi model" tartışması yapılmadan "piyasa" tartışması yapılmasının tek anlamı budur. Bu, Türkiye'yi bütün başarısızlıklarına rağmen bir jeo-politik ve jeo-stratejik odak olarak vareden konumun da terkedilmesidir. O nedenle, "piyasa"nın "siyaset"ten boşandırılması tartışması, "siyaset" ile bankacılık sistemi arasındaki kirli ilişkilerin sona erdirilmesinin "aşrılaştırılmasına" dayanmaktadır. Bu tartışmanın egemen yürütülme biçimi, "siyaset"in el altından biraz daha "etkisizleştirilmesinin" yerleşikleştirilmesinden ibarettir.

"Öteki Türkiye"yi "piyasa"nın içine katmanın yolunun yine "siyaset" olduğunu unutmamak gerekir. Aksi, "siyaset"in "piyasacılık" tarafından kuşatılması anlamına gelir. Yani, "öteki Türkiye"nin hem "siyaset"ten hem de "piyasa"dan kovulmasıdır...


4 Nisan 2001
Çarşamba
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED