T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Nisan zâlim bir aydır

Kısa vâdeli öngörüler benim işim değil; o yüzden, "Mart Dinç Bilgin'in, nisan da Aydın Doğan'ın ayı olacak" cümlesini kulağıma fısıldayan dostumun öngörüsünü buraya aktarmada epey tereddüt etmiştim. Dostum Dinç Bilgin konusunda haklı çıktı; bir zamanlar "Sabah'ın patronu" diye anılan ve ayağına kadar gelen başbakanlarla bile görüşmekte nazlanan Dinç Bilgin, "Etibank'ın patronu" sıfatıyla mâlî polis tarafından gözaltına alındı, DGM de kendisini tutukladı...

Hayatında en korktuğu şey, ne yazık ki, Dinç Bilgin'in başına geldi.

Hazırlık soruşturması gizlidir, ama bizde neredeyse şeffaf yürütülüyor... Dinç Bilgin, içeride, bankacılık konusunda bilgisi olmadığını, bu işe başkaları tarafından itildiğini söylemiş... Söyledikleri temelde doğru; daha önce bankacılığa heveslendiği, hatta Bank Indosuez'le pazarlığı son noktaya kadar getirdiği halde, "Bana yakışmaz" diye bırakmıştı... Sonra kanına girdiler 105 yıllık gazeteci ailenin ferdi Dinç Bilgin'in...

Bu durumdan kurtulmak için kimbilir neler vermezdi; ama Etibank'ın borç yükünü ödemesi, ne kadar arzu ederse etsin, mümkün gözükmüyor. Sağda-solda, Dinç Bilgin'in milyonlarca dolarlık tekneleri ve uçak filosuyla ilgili değerlendirmeler yazılıp çiziliyor. Ne kadar yanlış. O tür pahalı oyuncaklar 'leasing' sistemiyle alınıyor; kiralık yani... İhtimal, taksitleri ödenmedi diye, banka, yatını ve uçaklarını geri almıştır...

Dostumun bir öngörüsü doğru çıktı, ama "Nisan da Aydın Doğan'ın ayı olacak" cümleciği hâlâ ortada. Etibank yüzünden soruşturma geçiren Dinç Bilgin'le ilgili son gelişme bekleniyordu; ancak Aydın Doğan'ın bankaları, ya da sahibi olduğu şirketler hakkında, benim bildiğim kadarıyla, onu zora sokacak herhangi bir yasal soruşturma söz konusu değil.

Hürriyet ve Milliyet'in, yığınla derginin, dağıtım tekeli Yay-Sat'ın patronu olan Aydın Bey, medya dışında da çok geniş ilgilerin sahibi. En son, enerji santralleri ve dağıtım şebekeleri özelleştirme ihalelerine girdi ve en önemlilerini o kazandı. Ancak gariptir; önceleri kendisinden yana tavır alan adalet mekanizması, daha sonra aleyhine döndü ve kazandığı ihaleler, durumu "RTÜK yasasının gereklerine aykırı olduğu" gerekçesiyle iptal edildi. Oysa, aynı gerekçe, daha önce girdiği ve kazandığı başka ihalelerde kullanılmamıştı...

İş Bankası'yla ortak olarak özelleştirilen Petrol Ofisi'ni (POAŞ) aldı Aydın Bey, ama işittiğim doğruysa işler beklediği gibi gitmiyor. Karşılığını ödemesi için dışarıdan kredi alması gerekmişti, ekonomik kriz o krediyi ciddi bir yük haline getirdi. Petrol sektörünü yakından izleyen bir dostum, "Aydın Bey POAŞ'ı aldığı için mutlu değildir" dedi bana...

Bu ayın sonunda, RTÜK, ulusal yayın yapan kanallara frekans tahsis etmek üzere açık artırma usulüyle ihale yapacak; Aydın Doğan grubunun üç-dört frekans için teklifte bulunması gerekiyor. RTÜK, 11 kanal için yapılacak ihaleden 100 milyon dolar beklendiğini açıkladığına göre, herbir kanal yaklaşık 10 milyon dolar bedelle alınabilecek demektir... Üç kanal 30 milyon dolar... Her televizyon kanalı bu ekonomik krizde kara kara düşünüyor da, Aydın Doğan Grubu'nun bir sorunu olacağını sanmıyorum ben...

"Sen öyle san" dedi medya gözlemcisi bir dost. Meğer, başını Doğan Grubu yöneticilerinin çektiği bir televizyoncular heyeti, ihalenin ertelenmesi için, Ankara'yı mesken tutmuş; hükümet üzerinde etki kullanarak istediği sonucu alacaklarını umarak... Oysa, dostuma göre, 'devlet', Hüsamettin Özkan'ın çabalarına rağmen, ihalenin ilân edilen vakitte yapılması için kararlıymış...

"Devlet ihalede kararlı" denilince, benim aklıma hemen içişleri bakanı Sadettin Tantan'ın tavrı geliyor. Daha önce de yazmıştım; ben, en baştan beri, Sadettin Tantan'ın sağlam destekçileri arasında, Koç ile birlikte Aydın Doğan'ın da var olduğu bilgisine sahiptim. "Tantan'ı Ecevit veya Yılmaz değil, Aydın Doğan atadı" diyenler kadar kategorik bir iddiam hiç olmadı, ama Doğan Grubu gazeteleri "Tantancı" denilecek bir çizgi izledi her zaman...

Oysa şimdi, içişleri bakanı, Aydın Doğan'ın televizyonuna (CNN-Türk) çıkıyor ve Dışbank'ın alımında usulsüzlük olduğu iddiasını dile getiriyor... Kalabalıklar önünde, "Bugünkü bozukluklarda en büyük pay tekel haline gelen medyaya ait" diyebiliyor... Tantan'ın 'devlet' içindeki irtibatlarını düşünün, Aydın Doğan bu durumdan elbette rahatsızlık duyuyordur...

Dinç Bilgin'in içine düştüğü durum medyada büyük bir depreme yol açtı, Aydın Doğan da zorlanırsa medyanın yüzde 90'a yakını sarsılır... Geriye ne kalacak ki?

Geçen ay (5 Mart 2001) "Korkacak bir şey yok, Moody's kefil" başlıklı bir Kulis'te, Aydın Doğan da tezim üzerinde düşünsün diye, şu paragrafı yazmıştım. Bir daha okuyun ve üzerinde siz de düşünün: "Türkiye, bir çok bakımdan, 2. Dünya Savaşı sonrasında siyasi hayatı işgalci kuvvet ABD tarafından yeniden dizayn edilen Almanya'yı andırıyor. ABD, Nazi döneminde çıkan gazete ve dergilerin hepsini kapatmış, 'Yeni bir sayfa açtım, gazete ve dergi çıkarmak isteyenler benden lisans alsın' buyurmuştu. Eğer benzetmeye itiraz etmiyorsanız, Türkiye'de de halen mevcut medya sisteminin çöküp yeniden kurulmasının arzu edileceğini de düşünüyorsunuzdur..."

Mart gerçekten de Dinç Bilgin'in ayı oldu; T. S. Eliott'un "En zâlim ay" saydığı nisan bakalım nelere gebe?


4 Nisan 2001
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED