|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Globalleşmenin daha iyi bir dünya sunacağına bizi ikna etmeye değil iman etmeye çağıranların istismar ettikleri bir hususu atlamamak gerekir. Türkiye'de yaşanan ekonomik ve siyasal krize neden olan iç aktörlerin günahını küreselleşmeyi dayatan sistemin sevap hanesine yazarak tezlerini tartışmasız hale getirmeye çalışıyorlar. Oysa her tezin sonuçta tartışılabilir boyutu vardır. Tartışıl(a)mayan tez dogmaya dönüşür; hatta yerli globalleşme havarilerinin yaptığı gibi dini bir muhtevaya büründürülerek adeta tezlerine iman etmeniz istenebilir. Globalleşmeyi dünyalı olmakla eş anlamlı gö(ste)renlerin globalleşme adı verilen "dünya sistem"inin varlığını, işleyiş biçimini görmezlikten gelmeleri; ayrıca, içerdeki çöküntünün bundan bağımsız düşünülemeyeceğine dikkat çekenleri komploculukla suçlaması en hafif tabirle saflıktır. Yaptıkları iş de kendi yaklaşım tarzlarına uygun bir adlandırma ile globalleşme havariliğidir. Şimdi globalleşme dünya kapitalizminin yeni bir aşamasıdır. Bu aşamaya ayak uyduramayanlar ister istemez kendilerini değiştirmeye zorlanacaklardır. Oysa krize neden olan ve bu yeni duruma direnen çevrelerin gücünü de düne kadar bu global sistemden almakta olduğunu kimse atlamamalı. Dünyaca ünlü Le Monde dergisinde 2000 yılına girerken yazdığı yazıda, globalleşmeyi ikinci kapitalist devrim olarak tanımlayan Ignacio Ramonet'in tesbitleri hayli önemli. Globalleşmenin doğasını anlamadan soruyu taraf olmak ya da karşı olmak şeklinde ortaya koymak yanıltıcı olduğu kadar hiç de iyi niyetli değildir. Bu ikinci kapitalist dalganın kolonyal gücünü dünya ölçeğinde büyük sanayi kuruluşları, özel finans şirketleri oluşturuyor. Bunların yarısı kadarı ABD kuruluşlarından diğerleri ise Avrupa ve Japon şirketlerinden oluşuyor. Globalleşmenin temel alt yapısını oluşturan enformasyon devrimi gerçekleşmemiş olsaydı küreselleşmenin insan hayatını bu denli kuşatacak boyuta ulaşması mümkün olmazdı belki de. Yeni kapitalist yayılma kolonyalistlerin yaptığı gibi ülkelerin toprağını işgal etmiyor. Globalleşmenin hedefi topraktan çok o ülkeye ait "değer"leri ele geçirmektir. Ülkelerin toprağından ziyade pazarını elde etmeye çalışan yeni tür yayılmacılık bize globalleşme mavalı ile sunulmaktadır. Ve bunun en kestirme adresi de Amerika'dır. Sanıldığı gibi hiç de muhal ve soyut bir hedef sözkonusu değildir. Sadece ekonomik değil kültürel, tarihi olmak üzere insanlık birikimine ait her türlü oluşumun teslim alınması, değer adına her türlü birikimin yağmalanması söz konusudur. İnsanlık değerler sistemi bakımından tektipleştirilmektedir. Bu "değerler" globalleşmeye meydan okuyamaz (challenge) hale getirilebildiği ölçüde tekil olarak hayatını idame ettirmeye, düşünce olarak saygı görmeye hak kazanabilir. Müslümanlık ya da dünyanın herhangi bir köşesinde yerli ve farklı herhangi bir hayat tarzının alternatif olma imkanları berhava edildikten sonra ancak bireysel haklar düzeyinde özgür bırakılmasına izin verilebilir. Bu anlamda medyada sansür, manipülasyon sanıldığında çok daha etkin ve yaygın biçimde merkezi iradenin emrine verilmiştir bu dönemde. İletişim teknolojisini yedeğine alan küresel rekabet/sizlik sanılanın aksine demokratikleşmenin, çok sesliliğin değil tek tip insan, tek boyutlu kültür inşasına hizmet vermektedir. Ekonomik olarak gelinen nokta daha yaşanabilir bir dünyadan çok, çok daha sömürülebilir bir dünyaya evrilmiştir. 1960'larda dünyanın en zengini %20 ile dünyanın en fakirini oluşturan %20'si arasındaki fark 30 katıydı. Bugün bu oran 82'ye ulaşmıştır. Dünyadaki gelişme ve refaha global olarak baktığımızda insanlığa hiç de iç açıcı bir manzara sunmamaktadır. İletişim tekelini elinde tutan ve sadece kitleleri değil yöneticileri ve karar sürecinde etkin kadroları da manipüle etmede globalleşme havarilerinin işlevi hayli önemlidir. Le Mond'daki yazısında I.Ramonet, globalleşme sürecinde, "dünya kültürü" adı altında insanlığın yabancılaşma (alienation) çağına girdiğini ve bu süreçte de iletişim teknolojilerinin görülmemiş biçimde ideolojik rol oynadığının altını çizer. Globalleşmenin entelektüel ve kültürel boyutları da dahil olmak üzere toplam sonuçlarını tartışmak yerine iç siyasal yapıdaki zaten topluma yabancılaşmış, kokuşmuş unsurların günahını kendi tezlerinin sevap hanesine yazmak da tipik bir Şark kurnazlığıdır. Oysa daha geniş bir perspektiften bakabilenler için sonucu ekonomik kriz olarak gelen statüko ile bunun değişmesini, yeni sürece evrilmesini isteyen irade aynı iradedir. Bunun komplo olduğunu iddia etmek belki başka türden bir komplo olabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |