|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çeçenler, bir kez daha, eylemleriyle gündemdeler. Sadece aramızda Kafkas asıllı çok sayıda vatandaşımız yaşadığı için değil, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği ve çetrefil 'iç' sorunları hatırlatacak ögeleri içerisinde taşıdığı için de nâzik bir konu bu. Konunun nezâketi yüzünden, 1996'daki 'Avrasya feribotunun işgali' eylemi sırasında da bu sorunu doğru dürüst tartışamamıştı Türkiye. İstanbul'daki yeni eylemi enine boyuna değerlendirmek şart. Çeçenistan'ın da içinde yer aldığı Kafkasya enerji kaynakları bakımından hayati bir coğrafya; bu açıdan 'yeni büyük oyun' o bölge üzerinde oynanıyor. 'Büyük oyun' meraklısı olan Ruslar, Çeçenistan ve Kafkasya üzerinden dünya politikası geliştiriyorlar. Rusya'nın, başta Almanya olmak üzere, İran, Ermenistan ve Yunanistan gibi ülkelerle son zamanlarda kurduğu ittifaklar, bir yönüyle, enerji merkezli bir yeni bölge haritası çizmeyi amaçlıyor. Türkiye'nin çıkarlarını zedeleme endişesi veren bir harita bu. Kafkasya'da olup bitenler, savaşanların kimliklerine bakarak taraf tutulmasını imkânsız kılacak kadar karmaşık... 1990 sonrasında işgal altında tuttuğu Almanya'dan çekilmeyi kabul eden Rus ordusunun ağır silâhları, büyük çapta, Çeçenler'e ulaşmıştı. Çeçenler'in adı, ilk kez, Abhazlar'ın Gürcistan'da ayaklanmaları (1993) sırasında geçti; Abhazlar'ın yardımına koşan Çeçenler Moskova'dan destek gördüler. İşbirliği, Rus generallerin yaygın yolsuzluklarını örtme amaçlı işgal girişimine (1994) kadar sürdü. Konjonktürün hiç müsait olmadığı bir ortamda başlayan 'savaş' (ilk dönemi: 1994-1996) 'soykırım' manzaralarıyla hâlen sürüyor... Yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği Çeçenistan'da, ne gariptir ki, Ruslar, kanlı saldırıları için bahaneyi, her istediklerinde, 'cihad' iddiasındaki grupların anlamsız ve zamansız çıkışlarında bulabildiler. Tıpkı, 1996'daki 'Avrasya feribotu' işgali ve son 'Swissotel baskını'nın zamanlama münasebetsizliğinde yaşandığı gibi... Avrasya feribotunun kaçırılması Çeçen mücadelesinin başarılı olmaya yüz tuttuğu bir dönemde (17 Ocak 1996) gerçekleşti. 1996 ağustosunda, Çeçen lider Şamil Basayev, ordularıyla başkent Grozni'ye girdi. 500 Rus askerinin hayatını kaybettiği, Rus tankların Çeçenler'in eline geçtiği bir büyük başarıya imza attı Basayev. Gen. Lebed, Yeltsin'den aldığı tâlimatla bölgeye gidip Çeçenler'le müzakere masasına oturdu. Müzakereler sonucunda, Çeçen Cumhuriyeti'ne, 2001 yılında resmiyet kazanmak üzere, 'bağımsızlık' tanındı. Mücadelenin böyle bir sonuca doğru yol aldığı bir ortamda girişilen 'Avrasya feribotu' işgali, akıllara, cevapsız kalmış "Neden?" sorusunu düşürmüştü. O olaydan sadece bir hafta önce (11 Ocak 1996), Türkiye'nin, Özdemir Sabancı ile iki mesai arkadaşının hayatlarını kaybettiği bir terörist eyleme hedef olduğunu unutmayalım. 'Swissotel baskını', zamanlaması ve hedef olarak seçilen mekân bakımlarından, olağanüstü ilginç özellikler taşıyor. Türkiye bir ekonomik krizden geçiyor ve krizden çıkış umudu, biraz da, önümüzdeki sezonda sayıları artarak gelmesi beklenen turistlere bağlanmış bulunuyor. Zengin turistlerin seyahat planları yaptıkları bir dönemde meydana gelen 'Çeçen eylemi', Türkiye'nin ekonomik hesaplarını mutlaka etkileyecek... Unutmamamız gereken gerçek şu: Eylem, "Çeçen dâvâsını duyurma" gerekçesine asla hizmet etmeyecek; buna karşılık, Kafkasya üzerinde oluşan ve Türkiye'yi olumsuz etkileyeceği kuşkusuz yeni ittifakın işine yarayacak... Türkiye'de gerçekleşen iki Çeçen eyleminde başı çekenin aynı kişi olmasına dikkat ediniz. 1996'daki 'Avrasya feribotu' eylemi sonrasında eylemcilerin özel ilgi görmesi ve cezaevinden topluca kaçmalarına göz yumulması, bu yeni eylem konusunda onu cesaretlendirmiş olmalı. "Merhametten mazarrat doğar" özdeyişi, son tahlilde Türkiye'nin çıkarlarına aykırı eylemin bir kez daha tekrarıyla yeniden doğrulandı. Çeçenistan'da yaşananlar, 'soykırım' görüntüleri, elbette vicdanlarımızı kanatıyor; Rus vahşetine isyan ediyoruz. Ancak, 'cihad' iddiasıyla ortaya atılanların sergiledikleri akıl almaz davranış tarzı, onların çizgisini izlediklerini söyleyerek Türkiye'de ortaya atılanların gerçekleştirdikleri iki eylemin ülke çıkarlarına aykırı sonuçları, gerçeğin mutlaka sorgulanmasını gerektiriyor. Çeçenistan'daki her girişimleri 'düşman' ilân ettiklerinin işine yarıyorsa, "Vahşete dikkat çekmek için yapıyoruz" iddialı Türkiye'deki eylemleri Türkiye'nin aleyhine sonuçlanıyorsa "Ne oluyoruz?" diye sormak herhalde hakkımız... Nasıl bir eylem ki bu, 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı' olan elebaşısı, "Ülke çıkarlarına zarar verdiğimiz için üzgünüm, pardon" diyor? Bu eylem akıllara ziyan...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |