T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Frekans ihalesi"ne doğru...

"Frekans ihalesi"nin eli kulağında; eğer son anda ertelenmezse, 26 Nisan'da trilyonlar RTÜK'ün kasasına girecek ve herkes frekansının sahibi olacak. Dünkü yazımda değinmiştim; ihaleye birkaç gün kalmasına rağmen medyanın bu "operasyon"a ilgisi çok zayıf. Şaşırtıcı biçimde zayıf! İhaleyi konu edinen köşeyazılarının sayısı çok sınırlı, televizyon kanallarında hemen hiç ses yok... Sanırsınız ki, medya kuruluşlarını hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir ihale söz konusu.

Geçen hafta konuyu tartışan birkaç köşeyazarının önemli tespitleri vardı. Radikal'den Haluk Şahin, "1997 ihalesinin iptal edilmesinin arkasında özellikle MGK'dan gelen 'güvenlik' uyarıları vardı" dedikten sonra, "güvenlik soruşturması"ndan "temiz" olarak çıkan son yönetim kurulu üyesinin bir Amerikalı olduğunu hatırlatarak karşı karşıya bulunduğumuz durumu kısa yoldan pek güzel özetliyordu. Yeni Şafak'tan Fehmi Koru'nun sağlıklı bir "iletişim düzeni"nin ülkeye yerleşmesinin yolları arasında saydığı şu koşullar da 26 Nisan ihalesinin umurunda değildi; "Bunun bir yolu, farklılık ve çoğulculuğu ön planda tutan bir ihale gerçekleştirmekti. (...) Dağıtılacak frekansların, haber kanalı, tematik ve genel biçimiyle farklı kategorilere ayrılması ve halkı bilgilendirmeye öncelik veren kanalların lisans ücretlerinin belli bir oranda indirime tâbi tutulması da düşünülebilirdi."

Hayır, "hür dünya"nın "iletişim düzeni"nde göz önüne aldığı, almak zorunda olduğu bu ve benzer düzenlemeler bizim RTÜK'ün aklının ucundan bile geçmiyor. Bizde frekans sahibi olmak için tek bir şart aranıyor: Tamamen keyfi biçimde yürütülen ve sonuçlandırılan "güvenlik soruşturması"nı atlatan adayların paralarını RTÜK'ün kasasına boca etmesi! Yani bir bakıma "Parayı veren düdüğü çalar!" özdeyişi üzerine inşa edilmiş bir iletişim felsefesi! "Belgesel"miş, "kamusal hizmet"miş, adı geçince herkesin alkışladığı "sivil toplum kuruluşları"nı gözetmekmiş, bizde böyle "kriterler" ağıza bile alınmaz... Bizde iletişim alanında da "para"nın baştacı edildiği "kurt kanunu" geçerlidir... Canınız isterse, bizde âdet böyle; bizde "kamusal hizmet"i sadece TRT'ye ayrılan beş kanal verecek...

Pekiyi, "yasal" olmayan televizyon kanallarının reklam gelirlerine zaten "Ekende yok biçende yok Osmanlı" misali dünden ortak olan ve 26 Nisan'daki ihaleyle trilyonlarına trilyonlar katacak olan RTÜK bu kadar parayı nereye harcayacak, bu parayla hangi "kamusal hizmet"i sunacak? Ben bu sorunun cevabını RTÜK'ün dünkü yazımda değindiğim "Program Yayın İlkeleri, Esas ve Usulleri" başlığı altında sıralanmış olan "Baasçı anlayış"ta buluyorum. Biliyorsunuz, bu "anlayış"tan son günlerde çok söz edilir oldu. Bu "anlayış"ın medya dünyamıza nasıl yansıdığını hepimiz az çok biliyoruz. Ya RTÜK'ün televizyon ve radyo yayınlarında uyulmasını şart koştuğu "ilke ve esaslar"ı?

Yarın da bu "anlayış"ı gözden geçirelim...


24 Nisan 2001
Salı
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED