T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Şekilcilik açısından hangi noktadayız?

Şekilcilik noktasında birbirimizden pek de farklı olmadığımız her vesileyle ortaya çıkıyor. Şekle bağlılık veya karşı çıkma çok kolay bir başarı veya muhalefet ölçüsü kabul ediliyor, bazen de bertaraf edilecek muhalefetin bütün gücüyle ortaya çıkmasına vesile. II. Mahmut fesi resmi bir serpuş olarak kabul ettiğinde çok önemli bir yenilik yaptığı inancındaydı; karşı çıkanlar da çok zararlı bir bidata direndikleri kanaatinde. Sonunda karşı çıkanlar fesi o kadar benimsediler ki şapkayla değiştirilmek istendiğinde en güçlü direnme o eski muhaliflerden geldi. Fes giymenin ya da şapka taşımanın ülkeye bir şey kazandırmadığı da nice sonra anlaşıldı ama, bu "önemli" yenilikleri yerleştirmek için zamanında büyük faturalar ödememiz gerekti.

Bunlar bizim şekilci yapımızı ortaya koyan en çarpıcı örneklerdi, ama hiçbir zaman yegane örnekler değildi. Lise çağlarımızda en disiplinli öğrenci okul şapkasını başından hiç çıkarmayan, kravatını boynundan eksik etmeyendi. O yaşlarda kravat bağlamasını da pek beceremezdik; neyse ki Türk zekası sabit bağlı lastikli kravatları icat etti de bu problemi de sühuletle çözmüş oldu. Bayrak törenlerinde okulumuzun yöneticilerinin başarı durumlarını konu ettiklerini hiç hatırlamıyorum. Üzerinde en fazla durulan konu okula kravatsız gelindiği, şapka giymekte tekâsül gösterdiğimiz idi.

Yöneticilerimiz haklı, 58'li yıllarda başörtüsü mü vardı? Ama şapka vardı. Ne hikmetse sonradan öğrencilerin şapka giymesinden de vazgeçtik. Niye vazgeçtik, anlayabilmiş değilim. Ne disiplinli bir görünümü vardı halbuki o şapkalı öğrencilerin. Şapkaların yerini bu defa formalar aldı. Çocuğunuz gittiği okul hangi renk elbiseyi, ceket pantalonu seçmişse onu almak mecburiyetindesiniz. Günümüzde şekilden en fazla şikayet eden okullar, yöneticiler bile farketmedikleri bu şekil tutsaklığına kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki sıkıysa bu okullara çocuğunuz belirlenmiş kıyafetlerin dışında bir kıyafetle gitsin, hemen disiplinsiz damgasını yiyor. İnsanın içini, kafasını değil dışını süslemeye kendimizi o kadar kaptırdık ki neredeyse ülkedeki herkese tek tip üniforma giydireceğiz.

Bu kadar şekilci bir anlayış baş örtüsüne takmasa zaten şaşmak gerekirdi. Kabul etmek gerekir ki başörtüsü düşmanlığının altında iddia edildiği gibi sadece belli bir laik zihniyet yok, bizim asırlar içinde kemikleşen şekilciliğimiz de var. Baş örtüsüne özgürlük narası atanların Kemal Derviş'in şortuna takmaları da aynı hastalığın bir başka tezahürü. Şekilcilik virüsü içinize girmeye görsün, özgürlük nutuklarınızdaki tutarlılığınızı bütünüyle kaybettiğinizi farketmiyorsunuz bile. Sayın Derviş'in proğramını ülkeye getireceği kayıp ve kazançlar açısından değerlendirmek işin zor yanı, şortuna takmak en kolayı.

İşin garibi bu şorta takmayı diline en fazla dolayanlar, "bu kafayla nereye gideceğiz?" diyenler de baş örtüsüne en fazla takmış olanlar. Bu kafayla nereye gideceğiz, tabii ki sizin gittiğiniz yere. Onların şorta takarken yaptıkları ile sizin başörtüsü yasağına gerekçe uydururken yaptığınız arasında ne fark var? Gerekçeler bile tıpa tıp aynı. Hasılı hangi kesimde yer alırsak alalım, aslında şekilcilik noktasından yok bir birimizden farkımız. Sadece sopayı, pardon gücü elinde tutanlar Osmanlı Bankası.


24 Nisan 2001
Salı
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED