T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hırsızı mı, polisi mi tutmalıyız şimdi?

Banka soygunlarını konu alan filmleri izlerken, içinize garip bir ikilem hakim olur..

Genellikle, filmlerdeki soyguncu, akıllıdır, yakışıklıdır, yeteneklidir.. Ama parası yoktur.. Bu yüzden deli gibi aşık olduğu güzel sevgilisine, mücevher alamaz, onu tatmin edemez.

Çok ustaca hazırlanmış bir planla, bankayı soyar.. Sevgilisi ile birlikte, Brezilya'ya gitmek üzere uçağa binerler..

O noktada, duygularınız ile, ahlak anlayışınız ve vicdanınız arasındaki açmazların yarattığı fırtınanın başladığını hissedersiniz, kendi kendinize..

Filim boyunca, senarist ve yönetmen, hem soyguncuya, hem de güzel sevgilisini size sevdirmiştir.

Şimdi bu ikili, cepleri para dolu olduğu halde, mutlu olmak üzeredirler.

Ama sonuçta, söz konusu para, bir "soygun parası"dır..

Ahlaklı ve hukukun üstünlüğüne inanmış bir kişi olarak, "soyguncu ile sevgilisi yakalanıp, cezalandırılmalı" diye düşünürsünüz..

Daha doğrusu, düşünmeye çalışırsınız..

Brezilya'ya gidecek uçağın koltuğunda, "zafer"i şampanya içerek kutlayan bu çift, acaba uçak kalkmadan önce, kapıdan giren polisler tarafından yakalanacak mıdır?

Hissedersiniz ki, siz de bu çifti taşıyan uçağın hemen kalkmasını ve soyguncu ile sevgilisinin mutluluğa kavuşmasını istemektesinizdir..

Bazan "gerçek hayat"ta da, insanlar, sinema filmlerindeki gibi şartlandırılıyor..

Bütün iletişim araçları, yazılı ve görsel medya, bir takım isimleri, cilalayıp, size benimsetiyor..

Beyninizin alt hücrelerinde, çeşitli kişilere dönük tamlamalar oluşuyor..

-Namuslu politikacı

-İstikrarın temsilcisi

-Milliyetçi lider

-Yatırımcı işadamı

-Laiklik mücadelesi veren medya patronu

-Halkın babası

-Ciddi adam

"Gerçek hayat" denilen filmi izlerken, bu cilalı imajların, ülkeyi krizlere soktuğunu, bankaları boşalttıklarını, birer yalancı şöhretten başka şey olmadıklarını görüyorsunuz..

Biliyorsunuz ki, sizin de, ülkenizin de, esenliğe kavuşması, ahlak ve hukuk düzeninin kurulması, kaynakların çar-çur edilmemesi için, bu isimlerin tasfiyesi şarttır.

Üstelik bunların egemen olduğu düzenin içinden, "kazara" bazı isimler çıkmış ve temizlik yapılması için, düğmeye basılmıştır.

O noktada, "birey" veya "yurttaş" olarak, sinemadaki ikilemin, sizi gerçek hayatta da sardığını görüyorsunuz..

-Acaba polisi mi, yoksa soyguncuyu mu tutsam?

Kitle iletişim araçları, sizi "eski tür yaşam"a öylesine alıştırmıştır ki, hortumcuların, nüfuz tüccarlarının, rüşvetçilerin, sahtekârların bulunmadığı bir ortamın, sıkıcı, heyecansız ve tek-düze olacağına inanmışsınızdır belki..

Daha da ötesi, bu "bozuk düzen" devam ederse, bir gün size de sıranın geleceğini ve sizin de bir vurgun yapabilme şansına sahip olacağınıza inanmışsınızdır..

Gördüğümüz kadarı ile Türkiye şimdi bu noktada..

Bizler de, dünya da, durumu açıkça görüyor..

Şu anda "kokuşmuşluk" ile "temizlik" arasında bir mücadele var..

Bir takım taşlar yerinden oynamadan, "temizlik" yolunda adımların atılması imkansız..

Türkiye'de "eski" ile "yeni" karşı karşıya.. "Değişim", belli ki "statüko" tarafından engelleniyor..

Ve "medya", açık açık, "gitmesi gerekenler"in ayıplarını görmezden geliyor.. "Temizlik" isteyenlere karşı, yıpratma kampanyaları açılıyor..

Hepimiz bir tercih yapmalıyız..

-Hırsızı mı, polisi mi tutuyoruz?

-Türkiye, kalkınma ve istikrar sürecini, kokuşmuşluk içinde mi, yoksa temizlik ortamında mı yakalayabilir?

-Ayyuka çıkan kepazeliklerin failleri ve bunların iş-suç ortakları sonuna kadar kovalanmadan, Türkiye'de demokrasinin ve hukukun egemen olması mümkün müdür?

Hiç unutmayalım..

Sinema salonunda bir soygun filmi seyretmiyoruz..

Bu bizim hayatımız!..

Seyirci değiliz hiçbirimiz..

ŞAKA

Karizmatik lider!..

DYP'liler, Başbakan Ecevit için yeni bir tanımlama yapmışlar..

-Ecevit krizmatik bir liderdir, demişler..

Peki Hüsamettin Özkan'a ve diğer "yardımcılar"a ne denilecek?

-Hüsamettin Özkan, banka-matik bir liderdir.

-Mesut Yılmaz, ihale-matik bir liderdir..

-Devlet Bahçeli, sus-matik bir liderdir..

Ya Kemal Derviş'e ne denilecek?

-Derviş, krizden, karizma çıkartmaya çalışan bir liderdir!..

GERÇEKLER

İki farklı eylem türü!..

Kitle iletişim araçlarının yansıtmadığı ve dolayısıyla kamuoyunun bilgisi dışında gelişen durumlara dikkati çekmek için, "terörizm" kapsamına da girebilecek yöntemler ve eylemler var önümüzde..

Birbirinden farklı iki eylem türünü, aynı anda görüyoruz..

"F Tipi" cezaevlerini protesto edenler "ölüm orucu" yapıyor.. Ve ölüyorlar. Sayı şu anda 17'yi buldu..

Bir başka grup da, "Çeçenistan'daki vahşet"i kamuoyunun dikkat odağına çekmek için, önceki gece "Swiss Otel"i işgal etti.. Bu oteldeki yerli-yabancı müşterileri, silah zoru ile, sabaha kadar rehin tuttular..

Devletin ne yapacağı, devlet fonksiyonerlerinin işi.

Ama biz toplum olarak, bir karar vermeliyiz..

Gerçekten "F Tipi" olayına, yeterli ilgiyi gösterdik mi?

Çeçenistan'da olanlar, bize yansıtılıyor mu?

Bir olayı duyurmak için ölüm orucuna yatıp, kendi canlarına zarar verenlere mi, yoksa başka bir olayı duyurmak için başkalarının canlarını tehdit edenlere mi daha çok kızıyoruz?

Neticede bir olayı görmezden gelmek, o olayın yok olduğu anlamına gelmiyor.


24 Nisan 2001
Salı
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED