|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tespit için CHP kurultayına gitmek gerekmezdi; ancak, üzerine ölü toprağı serpilmiş görüntüsü veren CHP kurultayı gözümü açmaya yaradı. Hareketli olduğu bilinen CHP örgütü, tribünlerde uslu uslu oturmuş, sanki başka bir partinin kurultayı imiş gibi, kendi kurultaylarını izliyordu. Siyaset adına acı veren bir gözlem bu. İnsanların sistemden soğuduklarını, siyaset kurumundan medet ummaz hale geldiklerini biliyordum da, her partinin örgüt ve tabanının, yıllardır 'fanatik taraftarı' oldukları partilerine 'yabancılaştıkları' gerçeği, ilk kez bu kadar çarpıcı bir tablo halinde CHP kurultayında karşıma çıktı. Oysa, hep biliyoruz, toplumsal ilişkilerin en dinamiklerinden biridir siyaset. Yönetime tâlip olur, ilçeden genel merkeze, beldeden TBMM'ye kadar görevlerin heyecanını duyarsınız. Siz seçilmeyecek olsanız bile, seçilen, sizi temsil edecektir. Partinizin temel görüşleri istikametinde yönetilmesini arzuladığınız ülkeniz, bunun imkânını, size, demokratik kanallar içerisinde sağlar. Bu sebeple de, her parti kongresi, o gün herhangi bir değişikliği getirmeyecek bile olsa, ileriki zaferlerin coşkusunu tattırır. CHP kurultayı CHP'lilere o coşkuyu tattırmadı. Önümüzdeki ay başında yapılacak ANAP kongresinin de bundan pek farklı olmayacağını tahmin etmek zor değil. Kapatılan FP'nin geleceği sadece çeşitli kademedeki profesyoneller tarafından tartışılıyor; orada bile toplumsal bir hareketlilik yok... Siyasetten soğumuş insanlar, kendi partilerine de yabancılaşmış durumdalar. Uyutulmuş vücudu üzerinde yapılan ciddi bir ameliyatı seyreden hasta gibi herkes... Bu noktaya çetin şartlardan geldiğimiz biliniyor: 28 Şubat sürecinin yaşanması, ardı ardına patlayan ekonomik krizlerin üstesinden "Washington'dan ithal edilen kurtarıcı" ile gelinmeye çalışılması, bir milli kuruma yönetici atanacak kişiler için IMF onayına gerek duyulması 'yabancılaşma' yolunda önemli işaret taşlarıdır. CHP, ANAP veya bir başka parti fark etmiyor; Türkiye'de ön planda bulunan, yüzleri bilinir haldeki siyasi kadrolar bu 'yabancılaşma' sürecine hizmet ediyorlar. Şu sıralarda sıkça sözü edilen yeni oluşumların topluma kısmi de olsa heyecan vermesi bundan. Artık geçmişten bildiğimiz anlamda bir 'CHP seçmeni', 'DYP seçmeni' kalmadı; herkes mevcudun ötesini istiyor: Daha iyi bir hayat, hizmetlerin aksamaksızın ulaşması, gelecekle ilgili umutların ayakta kalması, iş ve aş... Bu temel ihtiyaçlara dayalı beklentilere kim cevap verebilecekse yüzünü ona doğru döndürmeye hazır insanlar... Bilinen isimlerin fazlaca ön planda görüneceği her oluşum, bu sebeple, 'yeni' olarak algılanmayacak ve ölü doğacaktır. Toplumun 'umuda' ihtiyacı var ve bildiklerinin kendisini buna ulaştırmayacağı kanaatiyle, insanlar, 'yenilik' peşindeler... Bugünün dünyasında siyaset kurumunun aktörleri arasında fazlaca bir fark kalmadı; her yerde, ideolojik yaklaşımları törpüleyen gelişmeler yaşanıyor. İktidara gelince uygulanacak ekonomik program bile partiden partiye değişmiyor artık. Hukuk evrenselleşiyor ve AB benzeri bir üst-yapı içerisinde yer alın veya almayın, egemenlik kavramı mâhiyet değiştirmiş durumda. 'Savaş suçlusu' ilân edilen Miloşeviç, hem de Yugoslav Anayasa Mahkemesi'nin "Teslim edilmesin" kararını aldığı gün, Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi önünde hesap vermek üzere, derdest edilip götürülebildi. Bu durumda, siyasi hayatta yer alan partiler için 'farklılık' ancak ayrıntılarda gizli: Ekonomide tercihler geniş kitlelerden yana mı, yoksa bir avuç şişman kediden yana mı olacak? Toplum mühendisliği yoluyla zapturapt altına alınmış insanlar dar bir alanda mı siyaset yapacaklar, yoksa temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, demokratik kanalların alabildiğince açık tutulduğu bir zeminde mi? Sivil toplum örgütlerinin yaygınlaştığı sağlıklı bir yapılanmaya mı dayanacak siyaset, yoksa, kamu, her alanı, kendi etkisi altına mı alacak? Bu sorulara insanları rahatlatacak cevapları veren, bunu sadece sözde bırakmayıp 'yepyeni yüzler' ile takviyeli samimi bir kadro ile toplum karşısına çıkabilen bir oluşum gerçekten 'yeni' muamelesi görecek ve öyle bir siyasi partinin kendisini 'dışlamayan','içten konuşan' bir kitle tabanı olacaktır. 'Yeni oluşum' peşinde koşanlar, toplumun ve kendilerinin nerede durduğu tespitini sağlıklı biçimde yapıyorlar, umarım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |